Üniversitenin son yılı… Yaşayamadığım üniversite hayatının yasını tuttuğum günlerde çözüm olarak, yeni yıla girene kadar son sınıf olduğum gerçeğiyle kendimi yüzleştirmemeye karar vermiştim. Sanırım yasın inkâr dönemindeydim. Herkes gelecek hakkında planlar yaparken ben, yılbaşına kadar kulaklarımı tıkamıştım.
İşte o zamanlar vizyona giren Moana 2’ye arkadaşlarımla birlikte gitmeye karar verdik.
Bencil bir tanrı olan Nalo, daha güçlü olmak için farklı kabilelerin birbiriyle iletişim kurmasını engellemek amacıyla Motufetu adı verilen adayı suyun altına batırır. O günden sonra insanlar birbirleriyle iletişim kuramaz; hatta farklı kabilelerin var olduğunu bile unuturlar. Yalnızca yön bulucular bunun aksini bilir. Onlar, yeni yerler keşfetmeye ve diğer insanları bulmaya çalışan kişilerdir.
Motufetu’nun lanetini kaldırıp diğer insanlarla yeniden buluşmak için Moana bu maceraya atılır.
What lies beyond
Under skies I’ve never seen?
Macera mı? Kendinden önce bu yolu deneyen onlarca atası bu “macera”dan geri dönememiştir. Bu yolculuğun bir dönüşü olup olmayacağı bile belirsizdir. Hangi uğurda halkını, ailesini ve evini arkasında bırakacaktır? Emek emek kurduğu düzenin dışına çıkacaktır. Tüm bunları kaybetme ihtimali ise yüreğini sızlatır.
Mezun olmak mı? Herkes mutsuz ve işsizken mi? Daha üniversite yıllarım bile istediğim gibi geçmemişken… Benim için üniversite; genç kalmak, hatalar yapabilmekti. Sabah kalkıp okula gitmek, arkadaşlarınla vakit geçirmek, eve dönmek, sınavlara girmek ve tatili iple çekmekti. Şimdi bunların hepsi yok olacak. Emek emek kurduğum bu düzen ellerimin arasından kayıp gidecek. Tüm bunlar yüreğimi sızlatıyor.
Moana bu sorumluluğu almazsa halkı uzun süre hayatta kalamayacaktır. Ellerindekiler tükenecektir. Bu onun kaderidir. Bundan kaçamaz. O bir yön bulucudur. İlk adımı atması gerekendir. Sevdikleri için, sevdikleriyle vedalaşandır.
Ben de bundan kaçamam. Büyümek bir son değil, bir başlangıç. Mezun olmak ise büyümek için ettiğim bir veda.
I’ll go beyond
And although I don’t know when
I will reach these sands again
‘Cause I know who I am
I’ll let you know
How you can get out of here
Get lost, cut loose, and lose your way
Hikâyenin ilerleyen kısımlarında Moana, gökteki yolunu gösteren ateşi kaybeder. Nereye gideceğini bilemez. Bir yol bulmalıdır. Kendisini ve yanında gelen tayfasını bu karanlık yerden kurtarmalıdır. Tabii önce onları bulması gerekir.
Bu sahnede, Nalo tarafından tutsak edildiği için bulunduğu yerden ayrılamayan Matangi ona yardımcı olur. Bir yol bulmaya çalışan Moana’ya, kaybolmanın da bir yol olduğunu gösterir. Kurallara körü körüne bağlı kalmak yerine bazen kendi kurallarını oluşturması gerektiğini ve önündeki en büyük engelin yine kendisi olduğunu hatırlatır.
Doğum günümde, en sevdiğim yazarlardan biri olan Hermann Hesse’nin müzesini ziyaret etmek için tek başıma Lugano’ya gitmiştim. İnternet paketim yoktu ve çevrimdışı harita kullanarak yolumu bulmaya çalışıyordum. Ancak bir an “Acaba ne kadar yolum kaldı?” diye düşünerek haritayı yeniledim ve harita gitti. Geriye yalnızca aklımda kalanlar kalmıştı.
Yine de hiç panik olmadım. Çünkü bir haritam olmasa da her zaman kendime sahiptim. Bir şekilde yolumu bulabilirdim. Yol boyunca kendi kendimle sohbet ederek içinde bulunduğum durumun komikliğine güldüm. En sonunda da benim yaşlarımda iki kızdan yardım istedim. Müzeye vardığımda oranın internetini kullanarak kendime bir internet paketi aldım.
Evet, korkmadım. Yolumu buldum. Ama geçtiğim her yoldan bir şeyler öğrenmeseydim, bu kez boşuna kaybolmuş olurdum. O zaman geçen zamanın da hiçbir anlamı kalmazdı.
You’ve got a long, long way to go
Keep playin’ safe, you’ll never know
You think that it’s doomsday?
To me, it’s just Tuesday
Moana, tayfasından birinin ölümden dönmesiyle aslında omuzlarındaki sorumluluğun ne kadar büyük olduğunu fark eder. Bu artık yalnızca onun hikâyesi değildir. Kendi atalarının bile başaramadığı bir şeyi kendisi nasıl başarabilecektir? Bu düşüncelerle boğuşurken yarı tanrı olan arkadaşı Maui onun yanına gelir ve ona kim olduğunu hatırlatır. Daha önce neleri başarabildiğini… Gücünü… Cesaretini…
Bunun ardından Moana yeniden ayağa kalkar ve arkadaşlarının yanına gider. Ancak onlar zaten onun için oradadır. Çünkü herkes kendi kaderini yaşar ve herkesin yolu farklıdır.
Mezun olursam ne olacak? Kim bana yol gösterecek? Kendi yolumu bulabilecek miyim? Herkes bir tarafa gitmiş gibi duruyor. Ben ise çok geride kalmışım gibi hissediyorum. Herkes bu gerçekle yüzleşmiş ve çoktan yola çıkmış gibi geliyor.
Ama sonra şunu hatırlıyorum: Herkes kendi kaderini yaşar. Herkesin hızı ve yolu farklıdır. Bu benim yolum.
Benim için gelecek kadar, geçen zamanla vedalaşmak da önemli. Çünkü şu an yaptıklarımın sonucuna katlanacak tek kişi benim. Buralara kolay gelmedim. Bundan sonrası da kolay olmayacak, biliyorum. Ama sorun değil. Bir yolunu bulabilirim.
Çünkü her zaman bir yolu vardır.
You’re down in the dumps, you think you’re way off your game
But you can turn it around, come on, remember your name
Aue, aue, le faigata Ua pa’u fa’anoanoa
Aue, aue, fa’ataga ola Lena la’u talosaga
Tele tele mana e o te vavau
Tau ke tu ke manumalo
“Ah, ne büyük zorluk… Bırak yaşam devam etsin. Bu benim duam. Büyük ve kadim güç seninle olsun. Ayağa kalk ve kazan.”
Filmin en duygusal anında Moana’nın bedeni sulara teslim olur. Maui ve Moana’nın ataları, bu ağıdı onun ardından söylerken aslında yalnızca bir vedayı değil, bir uyanışı da çağırırlar. Çünkü o anda Moana’nın içindeki güç, atalarından gelen o kadim bağla yeniden ortaya çıkar. Ve Moana, bir sonun içinde değil; kendi başlangıcının eşiğinde bir yarı tanrı olarak yeniden doğar.
Ve ben, bir sonun içinde değil; kendi başlangıcımın eşiğinde kepimi atıyorum.


