İnsanoğlu, dünyayı olduğu gibi gördüğünü söylese de ve buna göre yaşasa da aslında her birimiz geçmişimizde ilmek ilmek dokuduğumuz özel filtrelerin arkasından bakarız hayata. Psikoloji biliminde şema olarak adlandırılan bu filtreler, çocukluk döneminde temelleri atılan ve deneyimlerimizle şekillenen, kendimize ve dış dünyaya dair geliştirdiğimiz en köklü inanç kalıplarıdır. Bu kalıplar bir gözlük gibidir; o gözlüğü bir kere taktığımızda gördüğümüz her olay, duyduğumuz her söz, deneyimlediğimiz her jest o camın rengine bürünür. Sonuçta ortaya çıkan gerçeklik, dünyanın gerçek hali değil, bizim o gözlükle yorumladığımız halidir.
Erken Dönem Yaşantıları ve Şema Oluşumu
Yeni doğan bir bebeğin zihni boş bir levha değil, öğrenmeye aç bir sünger gibidir. Hayatın ilk yıllarında, bakım verenlerimizle, yani ebeveynlerimizle kurduğumuz bağ, dünyanın nasıl bir yer olduğunu algılamamızı belirler. Eğer ihtiyaçlarımız zamanında sevgi ve güvenle karşılanmışsa, “şeffaf” bir gözlük geliştirme ihtimalimiz artar. Ancak duygusal ihmal, terk edilme, ağır eleştiriler veya istismar gibi yaşantılar varsa, zihnimiz bizi korumak adına daha “renkli” gözlükler üretmeye başlar. Üretilen her gözlük, o dönemde hayatta kalmak için geliştirilen bir stratejidir. Örneğin, sevgisiz bir evde büyüyen bir çocuk “ben sevilmeye layık değilim.” diyerek kusurluluk şemasını geliştirir; böylelikle neden sevilmediğine dair kendine acı da olsa bir açıklama sunar ve durum belirsizlikten çok daha az korkutucu gelir. Çocukluk biter, insanoğlu büyür, şartlar değişir ama o gözlükler gözümüzde kalmaya devam eder.
Şemanın Kendi Varlığını Kanıtlama Mekanizması
Şemalarımız dünyayı pasif bir şekilde izlemez, aksine zihnimize giren her bilgiyi aktif bir şekilde ayırır ve bir bilişsel filtre gibi çalışır. Bir şema zihnimize yerleştiğinde en büyük amaç, ne kadar acı verici olursa olsun kendi varlığını kanıtlamasıdır. Bu kanıtlama iki şekilde gerçekleşir. Bunlardan ilki algıda seçiciliktir. Algıda seçicilik, zihnin şemaya uymayan olumlu kanıtlarını görmezden gelerek bilişsel bir kör nokta oluşturur. Şemayı destekleyen ufacık detayı devasa bir kanıtmış gibi ön plana çıkarır. Kısacası zihin, gerçeği bulmak yerine sadece kendi inançlarını doğrulayacak parçaları bulur. Diğer kanıtlama yöntemi ise anlamın deforme edilmesidir. Yani, dışarıdan gelen belirsiz bilgiler şemanın elinde bükülerek yeniden tanımlanır. Boşluklar mantıkla değil, geçmişin korkularıyla doldurulur. Böylelikle en sıradan olaylar, var olan o şemanın rengine boyanır ve tanıdık bir tehdit haline gelir.
Kaçarken Vardığımız Duraklar: Şema Paradoksu
Şemaların en sinsi yeteneği, sadece bir izleyici olmamalarıdır; şemalar, aynı zamanda hayatımızın görünmez yöntemleridir. Zihnimizdeki o eski deneyimi doğrulamak için bizi öyle kalıplara ve rollere koyar ki, sonunda korktuğumuz felaketi kendi kendimize inşa etmiş oluruz. Bu, en hüzünlü paradokstur aslında; kaçtığımız şeye doğru koşarken buluruz kendimizi. Şemalarımız kaybolma korkusuyla bir limana sığınmaya çalışan bir kaptan gibidir; güvenlik uğruna bizi eninde sonunda bir felakete sürükler. Terk edilme korkusuyla partnerinin kişisel alanını daraltan birini düşündüğümüzde, bu boğucu koruma içgüdüsü karşı tarafı uzaklaştıran asıl sebebe dönüşür. Kapı kapandığında ise zihin, bu yıkımdaki kendi payını göremez; kendine bir eleştiri yapamaz ve en zehirli telkine tutunur: “Biliyordum, başıma bunun geleceğini biliyordum, en başından beri emindim.” Bu anlarda yaşanan şey, dış gerçeklikten ziyade içsel kurgunun zaferidir. Kendi trajedimizin hem başrolü hem de kurbanı bizizdir aslında. Anais Nin’in dediği gibidir: “Dünyayı olduğu gibi görmeyiz, olduğumuz gibi görürüz.” Ve ne yazık ki, olduğumuz kişi geçmişin korkup kaçtığı her olayla tanımlandığında dünya sadece o korkuların gerçekleştiği bir tiyatro sahnesine dönüşür.
Gerçek Benliğe Dönüş Yolculuğu
Şemalarımız, çocukluktan kalan bir mirastır. Bize rehberlik ederler. Fakat, yetişkin bir birey olarak dünyanın o kadar da korkutucu, güvensiz ve tehlikeli bir yer olmadığını; kendimizin de o kadar kusurlu olmadığını görme vaktimiz gelmiştir. Gözlüklerimizi temizlemek veya onları tamamen çıkarmak için gösterdiğimiz çabalar, bizi gerçek benliğimize ve daha sağlıklı ilişkiler kurmaya yaklaştırır. Unutmamak gerekir ki, camın rengi ne kadar koyu olursa olsun, diğer taraftaki ışık hala oradadır. Görmeyi seçtiğimiz her şey, yaşayacağımız hayatın ta kendisidir.
Kaynakça
- KAYNAKÇA Hayatı Yeniden İnşa Edin (Reinventing Your Life) – Jeffrey E. Young & Janet S. Klosko İyi Hissetmek (Feeling Good) – David Burns: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar (Early Maladaptive Schemas) – Jeffry Young
- Merton, R. K. (1948). The self-fulfilling prophecy. The Antioch Review.



Güzel bir çalışma.ileride daha da iyilerini bekliyorum.Sevgiler.
Kuzum Allah yolunu açık bahtını güzel etsin