Ali 8 yaşında. Oyun sırasında arkadaşları onu takımlarına almak istemediğinde elindeki oyuncağı yere fırlatıyor. Öğretmeni onun öfkeli olduğunu düşünüyor. Bir çocuk oyuncağını fırlattığında, bir ergen kapıyı çarpıp odasına kapandığında ya da bir yetişkin en küçük eleştiriye sert bir tepki verdiğinde çoğu zaman gördüğümüz şey öfkedir. Ancak gerçekten gördüğümüz şey sadece öfke midir?
Toplum olarak öfkeyi genellikle kontrol edilmesi gereken, rahatsız edici ve problem yaratan bir duygu olarak değerlendiriyoruz. Oysa psikoloji perspektifinden bakıldığında öfke çoğu zaman buzdağının görünen kısmıdır. Psikoloji literatüründe öfke sıklıkla ikincil duygu olarak ele alınır. Yani çoğu zaman öfkenin altında korku, utanç, reddedilme, değersizlik ya da hayal kırıklığı gibi başka duygular bulunur. Görünürde öfke vardır; fakat derinlerde incinmişlik, anlaşılmama hissi, yalnızlık, hayal kırıklığı, korku ya da çaresizlik bulunabilir.
Özellikle çocuklarda ve ergenlerde öfke, sıklıkla bir yardım çağrısının dışa vurumudur. Duygularını henüz yeterince ifade edemeyen bir çocuk, “Beni anlamıyorsun” demek yerine bağırabilir. Kendini yetersiz hisseden bir ergen, “Başaramamaktan korkuyorum” demek yerine saldırgan davranışlar gösterebilir. Bu noktada davranışın kendisine odaklanmak kadar, davranışın altında yatan ihtiyacı anlamaya çalışmak da önemlidir.
Yoğun stres ve tehdit algısı sırasında beynin duygusal merkezleri daha aktif hale gelirken, planlama ve problem çözmeden sorumlu bölgelerin etkinliği geçici olarak azalabilir. Bu nedenle öfkeli bir kişiyle karşılaştığımızda ilk refleksimiz davranışı düzeltmeye çalışmak olsa da, çoğu zaman daha etkili olan yaklaşım duyguyu anlamaya çalışmaktır.
Bir çocuğun öfkeli davranışını ele alalım. Arkadaşları tarafından oyuna alınmayan bir çocuk sınıfta bağırmaya başlayabilir. Dışarıdan bakıldığında problem davranış bağırmaktır. Ancak biraz daha yakından bakıldığında görülür ki çocuk aslında reddedilmenin yarattığı üzüntü ve yalnızlıkla baş etmeye çalışmaktadır. Eğer yalnızca bağırmayı durdurmaya odaklanırsak sorunun kökenini kaçırabiliriz.
Bu durum yetişkinler için de farklı değildir. Gün içinde yaşanan stres, değersizlik hissi, yoğun iş yükü ya da ilişki problemleri çoğu zaman öfke şeklinde ortaya çıkabilir. Çünkü öfke, birçok insan için diğer kırılgan duygulara göre ifade edilmesi daha kolay bir duygudur.
Peki, öfkeyi bir yardım çağrısı olarak görmeye başladığımızda ne değişir? Öncelikle bakış açımız değişir. “Bu kişi neden böyle davranıyor?” sorusu yerini “Bu kişinin şu anda neye ihtiyacı var?” sorusuna bırakır. Bu değişim, yargılamaktan anlamaya doğru önemli bir adım atmamızı sağlar.
Elbette her öfkeli davranış bir yardım çağrısı değildir ve öfke adına zarar verici davranışları görmezden gelmek doğru değildir. Ancak öfkenin altında yatan duyguları fark etmek, hem ilişkilerimizi güçlendirebilir hem de daha sağlıklı iletişim kurmamıza yardımcı olabilir.
Belki de bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Karşımızdaki kişinin gösterdiği öfke gerçekten bir saldırı mı, yoksa duyulmayı bekleyen sessiz bir yardım çağrısı mı?
Bir sonraki kez bir çocuğun bağırdığını, bir ergenin kapıyı çarptığını ya da bir yetişkinin sert tepki verdiğini gördüğünüzde davranışın ötesine bakmayı deneyin. Bazen insanlar ‘yardım et’ demeyi bilmediklerinde bunu öfke diliyle anlatırlar.


