“Niçin sürekli benzer deneyimler yaşıyorum? ” Bu, ilişkilerindeki benzer hayal kırıklıklarını tekrarlayan birçok insanın kendine yönelttiği yaygın bir sorudur. Farklı kişilerle bağlar kurmamıza karşın, yine de benzer sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Sürekli ulaşılması güç insanlara ilgi duymak, kendini değersiz hissettiren ilişkilerde kalmak ya da ardı ardına gelen ayrılık döngüleri yaşamak, bireyin bilinçli seçimlerinden çok önceki yaşam tecrübelerinin etkisiyle şekillenebilir. Bu yüzden partner seçimi sadece “kime aşık olduğumuzla” ilgili olmayıp, geçmişteki ilişki kalıplarıyla da doğrudan ilişkilidir.
Psikoloji alanında yapılan araştırmalar, bireyin ilk bağlanma deneyimlerinin ömür boyu sürecek olan ilişkilerini derinden etkilediğini ortaya koymaktadır (Bowlby, 1988). Çocuklukta bakım verenle kurulan bağ, bireyin kendisi ve başkaları hakkında temel inançların oluşmasına yardımcı olur. Kendini güvende hisseden ve ihtiyaçları düzenli bir şekilde karşılanan bir çocuk, yetişkinlik döneminde de daha sağlam ilişkiler kurma eğilimindedir. Tam tersine, sevgiyi tutarsız, koşullu ya da ihmal eden bir ortamda deneyimleyen birey, ilişkilerde benzer belirsizlikleri istemeden tekrarlayabilir.
İnsan zihni genellikle sağlıklı olanı değil, çoğu durumda tanıdık olanı tercih etme eğilimindedir. İlk bakışta tuhaf görünen bu durum, beynin tanıdık olanı seçme eğilimi ile açıklanabilir. Eğer birey, çocukluk döneminde sevgiyi kazanmak için sürekli çaba sarf etmek zorunda kaldıysa, yetişkinlikte de aşkın çaba gösterilerek elde edilmesi gereken bir şey olduğuna inanabilir. Bu durumda, rahatsızlık verici ilişkiler bile tanıdık oldukları için bilinç dışında çekici hale gelebilir.
Şema terapisi yaklaşımı, bu durumu açıklayan değerli teorilerden biridir. Jeffrey Young’a göre, çocuklukta karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlar, erken dönemde uyumsuz şemaların ortaya çıkmasına yol açabilir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003). Bu şemalar, bireyin kendisi ve diğer insanlar hakkında oluşturduğu kalıcı inançlardır. Örneğin terk edilme, duygusal yoksunluk ya da kusurluluk şemalarına sahip bir birey, bu inançlarını destekleyen ilişkilere yönelmekte; çünkü zihin, bildiği ilişki biçimlerini sürdürmeyi yeni ve belirsiz olanlara tercih edebilir.
Bu durum, kişinin bilinçli olarak yanlış insanları seçtiği anlamına gelmez. Sıklıkla birey, ilişkisinin başlangıç aşamalarında ilgi duyduğu şeyleri tam olarak tanımlayamaz. Bazen yoğun ilgi, bazen ulaşılması güçlük, bazen de partnerin gizemli tutumları bu durumu oluşturabilir. Ancak ilişki derinleştikçe geçmişten gelen hayal kırıklıkları tekrar gün yüzüne çıkabilir. Bu tekrar eden döngüler, bireyin “Neden sürekli aynı insanları buluyorum? ” sorusunu sormasına yol açabilir. Ancak asıl soru çoğunlukla “Neden tanıdık gelen ilişki biçimlerine yöneliyorum? ” olmalıdır.
Tekrarlayan ilişki kalıplarında, sadece geçmiş deneyimlerin değil, bireyin kendisiyle olan ilişkisi de önemli bir etkiye sahiptir. Kendine değerini büyük ölçüde karşı tarafın ilgisine göre ayarlayan bireyler, sınır koymakta zorluk çekebilirler. Sevginin kaybı korkusu, kişinin kendi ihtiyaçlarını göz ardı etmesine yol açabilir. Zaman ilerledikçe ilişki, karşılıklı paylaşım yerine sürekli bir onay arayışı haline dönüşebilir. Bu durum hem bireyin psikolojik sağlığını hem de ilişkinin sağlıklı bir şekilde gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir.
Ancak, geçmişteki tecrübelerin bugünkü durumu etkilemesi, gelecekte de aynı şekilde devam edeceği anlamına gelmez. İlişki kalıplarını tanımak, değişimin ilk aşamasıdır. Kişi, hangi koşulların kendisini sürekli aynı döngüye soktuğunu fark ettiğinde, seçimlerini daha bilinçli bir şekilde değerlendirir. Özellikle terapi süreci, bağlanma biçimlerinin ve erken dönemdeki deneyimlerin anlaşılmasına yardımcı olarak bireyin daha güvenli ilişkiler kurmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, kişinin kendi ihtiyaçlarını tanıması, sağlıklı sınırlar belirlemesi ve öz değerini yalnızca ilişkilerle sınırlı netlikte tanımlamaması da bu değişim sürecinin önemli noktasıdır.
İlişkiler sadece diğer insanlarla değil, aynı zamanda kendimizle oluşturduğumuz bağlarla da şekillenir. Kendisini tanıyan, duygusal ihtiyaçlarının farkında olan ve geçmiş deneyimlerinin bugünkü kararlarını nasıl etkilediğini anlayan kişiler, zamanla daha sağlıklı ilişkiler kurma yolunda önemli ilerleme kaydedebilirler.
Sonuç olarak, aynı ilişki döngülerini sürekli yaşamak kaçınılmaz bir durum değildir. Genellikle bu tekrarlar, bunun sebeplerinden biri de geçmişte edinilen ilişki kalıplarının bugüne yansımasından kaynaklanmasıdır. Bu kalıpları fark etmek, onları değiştirme yolunda atılacak ilk adımdır. İnsan geçmişini değiştiremez; fakat geçmişin bugünkü seçimler üzerindeki etkisini anlayabilir ve yeni tercihler yapabilir. Gerçek değişim, yeni insan aramakla değil, önce kendi ilişki kalıplarımızı anlamakla ve kendimize inanmakla başlar.
Kaynakça
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
- Hazan, C., and Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
- Young, J. E., Klosko, J. S., and Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. Guilford Press.


