Kağıttan Bir Bellek Yaratmak
Yaşadığımız sırada hiç unutmayacağımızı düşündüğümüz bir an, üzerinden yıllar geçtikten sonra unutulabilir. Ancak o günden çekilmiş bir fotoğraf, o gün aldığımız bir eşya, yıllardır açmadığımız bir kitabın arasından çıkan bir bilet veya o güne ait aldığımız notlar ya da yazdığımız satırlar, bize geçmişteki o günü yeniden hatırlatabilir. Bazen de daha o anı yaşarken, gelecekte hatırlayabilmek için kendimize hatıralar bırakmaya çalışırız. Gabriel García Márquez’in Kolera Günlerinde Aşk romanında geçen şu cümlede olduğu gibi: “Belleği olmayan, kendine kâğıttan bir bellek yapar.” Buradan yola çıkarak yazma eyleminin, belleğimizi güçlü görerek ona güvendiğimiz için değil; bir gün belleğimizin yetmeyeceğini, unutmanın kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz için başvurduğumuz en insani yollardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Böylece unutmanın kaçınılmazlığını bilen insan, bazı anları kâğıda emanet ederek zamana küçük bir itirazda bulunur.
Bir yandan da geçmişi kayıt altına alırken geleceği şekillendirmeye çalışıyor olabiliriz. Çünkü geçmişten geleceğe taşımaya çalıştığımız hatıra, gelecekte içinde bulunduğumuz bir durum için bize bir yol gösterici olabilir. Psikolog Endel Tulving’e göre insan belleğinin en ayırt edici özelliklerinden biri, yalnızca geçmişi yeniden yaşayabilmesi değil, aynı zamanda kendisini gelecekte de hayal edebilmesidir. Tulving bu yetiyi zihinsel zaman yolculuğu (mental time travel) olarak tanımlar. İnsan, geçmiş deneyimlerini zihninde yeniden canlandırabildiği gibi, gelecekte yaşayabileceği olası deneyimleri de bugünden zihninde kurgulayabilir (Tulving, 1985; Tulving, 2002).
Zihinsel Zaman Yolculuğu
İnsan zihni yalnızca geçmişi hatırlayan bir yapı değildir; aynı zamanda henüz yaşanmamış olayları zihninde canlandırabilen, olası gelecek senaryolarını tasarlayabilen bir yapıdır. Tulving’e (1985, 2002) göre insan, epizodik belleği ve otonoetik bilinci sayesinde geçmişte yaşadığı olayları öznel olarak yeniden deneyimleyebildiği gibi kendisini gelecekte de hayal edebilir. Bu özellik, insanın zaman içinde sürekliliği olan bir “benlik” algısı geliştirmesini sağlar. Buna bağlı olarak bellek, günümüzde yalnızca geçmişi saklayan bir depo olarak değil, geleceği öngörmeye ve şekillendirmeye hizmet eden dinamik bir sistem olarak değerlendirilmektedir.
Psikolog Daniel Schacter ve çalışma arkadaşlarına (2007) göre ise; insan, geçmiş deneyimlerinden seçtiği parçaları yeniden bir araya getirerek geleceğe ilişkin zihinsel senaryolar oluşturur. Başka bir ifadeyle, geleceği geçmişin izlerinden hareketle inşa eder. Belki de bu yüzden bazı anları yalnızca yaşamakla yetinmeyiz. Bir gün dönüp bakacağımızı düşünerek bir fotoğraf çeker, birkaç satır yazar ya da küçük bir eşyayı saklar ve bu şekilde gelecekteki bize bir iz bırakırız. Böylece yazmak gelecekteki benliğimizle bugünden kurulan sessiz bir diyaloğun da aracı haline gelir.
Bir günlüğün sayfaları, yıllar sonra yalnızca unutulmuş bir günü hatırlatmaz; o günü yaşayan insanın kim olduğunu da yeniden görünür kılabilir. Bu yolla gelecekteki bize geçmişteki bizi hatırlatmaya çalışıyor olabiliriz.
Bellek ve Anlatı
Fransız filozof Paul Ricoeur, belleği geçmişi yeniden anlamlandırarak günümüze taşıyan dinamik bir süreç olarak ele alır. Bu nedenle her hatırlama aynı zamanda kişinin bir yorumudur. İnsan, kimliğini yalnızca yaşadığı olaylarla değil, bu olayları nasıl anlattığıyla inşa eder. Çünkü yaşananları anlamlı bir bütün haline getiren onları anlatıya dökebilmektir (Ricoeur, 2004). Dolayısıyla yazmak, yalnızca anıları kaydetmek değil, geçmişten bugüne bir yaşam öyküsü kurarak benliğin sürekliliğini korumaktır.
Ricoeur, unutmayı da belleğin karşıtı olarak görmez. Ona göre unutma, insan belleğinin doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır. Bellek her şeyi eksiksiz koruyamaz; bazı ayrıntılar silinir, bazıları dönüşür, bazıları ise yeniden anlam kazanır. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde günlükler, mektuplar ya da yıllar sonra yeniden okunan birkaç satır, yalnızca geçmişi hatırlatmaz. Aynı zamanda o geçmişi yaşamış kişinin kim olduğunu da yeniden görünür kılar. Peki neden geçmişteki “biz”i görünür kılmayı isteriz? Çünkü insan yalnızca yaşamak istemez; yaşadığının unutulmamasını da ister. Yazmak belki de bu arzunun en eski biçimidir. Çünkü insan, belleğin kırılganlığını bildiği için yazar; benliğinin zamana karışacağını bildiği için iz bırakır. Belki hiçbir yazı unutulmayı bütünüyle yenemez. Ama her satır, zamana söylenmiş küçük bir “Ben buradaydım.” cümlesidir.
Kaynakça
Ricoeur, P. (2004). Memory, History, Forgetting (K. Blamey & D. Pellauer, Trans.). University of Chicago Press. (Orijinal eser 2000 yılında yayımlanmıştır.)
Schacter, D. L., Addis, D. R., & Buckner, R. L. (2007). Remembering the past to imagine the future: The prospective brain. Nature Reviews Neuroscience, 8(9), 657–661. https://doi.org/10.1038/nrn2213
Tulving, E. (1985). Memory and consciousness. Canadian Psychology, 26(1), 1–12. https://doi.org/10.1037/h0080017
Tulving, E. (2002). Episodic memory: From mind to brain. Annual Review of Psychology, 53, 1–25. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.53.100901.135114
Kaynakça
- Kaynakça
- Ricoeur, P. (2004). Memory, History, Forgetting (K. Blamey & D. Pellauer, Trans.). University of Chicago Press. (Orijinal eser 2000 yılında yayımlanmıştır.)
- Schacter, D. L., Addis, D. R., & Buckner, R. L. (2007). Remembering the past to imagine the future: The prospective brain. Nature Reviews Neuroscience, 8(9), 657–661. https://doi.org/10.1038/nrn2213
- Tulving, E. (1985). Memory and consciousness. Canadian Psychology, 26(1), 1–12. https://doi.org/10.1037/h0080017
- Tulving, E. (2002). Episodic memory: From mind to brain. Annual Review of Psychology, 53, 1–25. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.53.100901.135114


