Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yatağı Ayıramayan Çocuk mu, Ebeveyn mi?

Anaokulu psikologlarının ve çocuk ile çalışan tüm meslektaşlarımın çok sık duyduğu bir cümle vardır: “Bizimki asla yatağında yatmıyor, her gece ağlayarak yanımıza geliyor, biz de kıyamayıp yanımıza alıyoruz.” Ebeveynler bu durumu genellikle çocuğun bir sorunu, korkusu veya bağımlılığı olarak tanımlar. Ancak biraz bile derinleştiğimizde, çoğu zaman o kapıyı kapatamayan, çocuktan önce ebeveyndir. Peki neden böyledir? Psikolojide “ikincil kazanç” dediğimiz bu durum, çocuğun bağımsızlığının ebeveynin fark edilmeyen duygusal ihtiyaçlarına kurban edildiği gizli bir anlaşmaya dönüşebilir. İkincil kazanç, bir davranışın görünürde sorun yaratmasına rağmen kişinin o durumdan farkında olmadan psikolojik bir rahatlama veya duygusal fayda sağlamasıdır.

Margaret Mahler’in (1963) çocuk gelişiminde devrim yaratan “ayrışma-bireyleşme” evresi, sadece çocuğun anneden kopmasını değil, annenin de çocuktan duygusal olarak kopabilmesini gerektiğinden bahseder. Ayrışma, sancılı bir süreçtir çünkü her iki taraf için de bir miktar yalnızlığı göze almayı gerektirir. Eğer ebeveyn kendi iç dünyasında yalnızlık, eşiyle mesafe veya varoluşsal bir kaygı ile boğuşuyorsa; çocuğu fiziksel olarak yanında tutmak, bu boşlukları dindirmek için sessiz bir “ikincil kazanç” sağlar.

Ebeveynin suçluluk duygusu, kaygısı veya çocuğunu yalnız bırakmaya karşı geliştirdiği içsel direnç bu noktada önemli bir rol oynar. Sadeh, Tikotzky ve Scher’in çalışmasında (2010), ebeveynin uyku vaktindeki bilişsel ve duygusal süreçlerinin, çocuğun uyku düzenini doğrudan şekillendirdiğini gösterir. Eğer gece yarısı çocuğunuz yanınıza geldiğinde gizli bir rahatlama hissediyor ve “zaten çok küçük, kıyamıyorum” diyerek yorganı açıyorsanız, iyileşmesi gereken yer çocuğun uyku alışkanlığı değil, sizin ayrışma korkunuz olabilir. Bu noktada çocuk, ebeveynin kaygısını sezen bir “radar” gibi davranır ve ebeveynini regüle etmek için orada kalır.

Sınırların Kaybı ve Aile İçinde “Üçgenleşme”

Minuchin’in (2018) aile sistemleri kuramında bahsettiği “iç içe geçmiş aile yapısı“, yatak ayırma krizlerinin kalbinde yer alır. Sağlıklı bir ailede ebeveynlerin yatağı, eşlerin duygusal ve fiziksel paylaşım alanıdır. Ancak eşler arasındaki ilişki tıkandığında, çocuk genellikle bir “tampon bölge” olarak yatağa davet edilir. Psikolojide buna “üçgenleşme” denir. Çocuk yatakta olduğu sürece, eşler arasındaki asıl meseleler (mesafe, çatışma, soğukluk) konuşulmak zorunda kalmaz; çünkü odak noktası “çocuğun uyku sorunu” olmuştur.

Burada karşımıza çıkan en riskli tablo ise çocuğun ebeveynleşme davranışıdır. İplikçi ve Şahin-Acar (2019), çocukların ebeveynlerinin duygusal ihtiyaçlarını üstlenme eğilimlerini inceledikleri çalışmalarında, bu durumun çocuğun kendi gelişimsel görevlerinden feragat etmesine neden olduğunu belirtir. Çocuk, ebeveyninin gece yalnız kalmaktan veya mutsuz olmaktan korktuğunu hissettiğinde, sezgisel bir sadakatle kendi yatağını terk eder. Çocuk aslında kendi korkusunu değil, ebeveyninin içindeki boşluğu dindirmeye çalışmaktadır.

Gerçek Duyarlılık mı, Yoksa “Duygusal Bağımlılık” mı?

Belsky ve Fearon (2002) ile Deans (2020), güvenli bağlanma için ebeveyn duyarlılığının önemini vurgular. Burada bahsedilen çocuğun ihtiyaçlarını ebeveynin duymasıdır. Ancak modern ebeveynlikte “duyarlılık” kavramı bazen “bağımlılık” ile karıştırılıyor. Gerçek ebeveyn duyarlılığı, çocuğun her ağlamasında onu kucağına alıp odaya geri götürmek değil; onun zorlanmasına alan açmak ve onun tek başına başarabileceğine inanmaktır.

Çocuğun yatağını ayırması, sadece fiziksel bir yer değişikliği değildir; onun “Ben tek başıma da güvendeyim ve bütünüm” diyebildiği ilk büyük bireyleşme zaferidir. Siz bu zaferi “kıyamıyorum” diyerek engellediğinizde, aslında çocuğun baş etme becerilerini zayıflatıyor olabilirsiniz. Onu her kurtardığınızda, farkında olmadan ona şu mesajı verirsiniz: “Sen tek başına güvende değilsin, ancak benimle bütün olduğunda tamamsın.”

Eğer yataklar bir türlü ayrılamıyorsa, ebeveynin aynayı kendine çevirip şu soruları sorması süreci anlamayı kolaylaştırabilir:

  • Çocuğum yatağında uyuduğunda, odadaki o sessizlikte ben kiminle veya hangi duygumla baş başa kalmaktan korkuyorum?

  • Çocuğumun bağımsızlaşması, benim “vazgeçilmezlik” ve “ihtiyaç duyulma” hissimi mi sarsıyor? Kendimi sadece ebeveynlik üzerinden mi tanımlıyorum?

  • Eşimle aramdaki duygusal mesafeyi kapatmak veya çatışmalardan kaçmak için çocuğumu yatakta bir kalkan olarak mı kullanıyorum?

İyi ebeveynlik, çocuğu kendine hapsetmek değil; ona uçabileceği güvenli bir pist inşa etmektir. Mahler’in de belirttiği gibi, sağlıklı bir ayrışma olmadan gerçek bir bireylik mümkün değildir. Çocuğunuzun odasının kapısını kapatmak, ona olan sevginizi azaltmaz; aksine ona kendi dünyasında var olma hakkı tanır.

Unutmayın; çocukların, ebeveynlerinin duygusal boşluklarını doldurma veya onları yalnızlıktan kurtarma gibi bir görevi yoktur. Onların görevi büyümek, sizin göreviniz ise onların büyümesine izin verecek kadar kendi içinizde tam olabilmektir. Kendi yatağınızda eşinizle veya kendinizle barışabildiğiniz gün, çocuğunuzun da kendi yatağında huzurla uyumasına izin vermiş olacaksınız. Bu durumla baş etmek sizin ve çocuğunuz için zorlayıcı olduğu an terapi ile desteklemek süreci sağlıklı bir şekilde yönetmenize yardımcı olacaktır. Hiçbir şey ile yalnız başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz.

KAYNAKÇA

Belsky, J., & Fearon, R. M. P. (2002). Early attachment security, subsequent maternal sensitivity, and later child development. Attachment & Human Development, 4(3), 361–387.

Deans, C. L. (2020). Maternal sensitivity, its relationship with child outcomes, and interventions that address it. Early Child Development and Care, 190(2), 252–275.

İplikçi, A. B., & Şahin-Acar, B. (2019). Kim ebeveyn? 12-yaş çocuklarının ebeveynleşme davranışlarını yordayan etkenler. Türk Psikoloji Dergisi, 34(84), 1-18.

Mahler, M. S., & Furer, M. (1963). Certain aspects of the separation-individuation phase. The Psychoanalytic Quarterly, 32(1), 1-14.

Minuchin, S. (2018). Families and family therapy. Routledge. (A family model, 35-50).

Sadeh, A., Tikotzky, L., & Scher, A. (2010). Parenting and infant sleep. Sleep Medicine Reviews, 14(2), 89-96.

eylül hırlak
eylül hırlak
Eylül Hırlak, alanda aktif olarak çalışan bir uzman psikologdur. Çalışma alanları arasında EMDR terapisi, oyun terapisi ve aile danışmanlığı yer almaktadır. Ayrıca anaokullarına danışmanlık hizmeti vermektedir. Lisans ve aile danışmanlığı yüksek lisansı süresince bireysel psikoterapi, aile ve çift danışmanlığı, cinsellik, nörobilişsel çalışmalar ve ebeveynlik konularında çalışmalar yürütmüştür. Yazılarında psikolojiyi yalnızca bir bilim alanı olarak değil, herkesin yaşamına dokunan canlı bir süreç olarak ele alır; okuyucuların bilimsel bilgiyle birlikte kendilik farkındalıklarını arttırmayı amaçlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar