Neden ayrılmamız gerektiğini bildiğimiz halde ayrılamıyoruz… Bir ilişkide kalmamızı yalnızca ilişkiyi ne kadar sevdiğimiz belirlemiyor. İlişkiye ne kadar yatırım yaptığımız ve alternatifleri nasıl gördüğümüz de bağlılığımızı etkiliyor.
1. Yatırım modeli
Rusbult’un yatırım modeline göre ilişkide kalma kararı yalnızca “ilişkimden memnun muyum?” sorusuyla açıklanmıyor. İlişkiye yapılan yatırımın büyüklüğü, alternatiflerin nasıl algılandığı ve ilişkiden alınan doyum bağlılığı etkiliyor. Yıllar, ortak anılar, emek, sosyal çevre, maddi kaynaklar veya ortak yaşam gibi yatırımlar arttıkça ayrılmak psikolojik olarak daha maliyetli algılanabiliyor. Bu soruyu Yatırım Modeli açısından ele aldığımızda, ilişkiden alınan doyum ile ilişkiye bağlılık aynı yapı değildir. Rusbult’un modeline göre bağlılık üç temel unsur tarafından açıklanır: Bağlılık = ilişki doyumu + alternatiflerin niteliği + yatırım büyüklüğü. Buradaki kritik nokta şu: Bir kişi ilişkisinden düşük doyum alıyor olsa bile, eğer ilişkiye yaptığı yatırım yüksekse ve ayrılık sonrası alternatifleri düşük olarak algılıyorsa, ilişkiye yönelik bağlılığı devam edebilir. Rusbult’un ilk çalışması da bağlılığın yalnızca ilişkinin ödül-maliyet dengesinden değil, alternatiflerin kalitesi ve yapılan yatırımın büyüklüğünden de etkilendiğini ortaya koymuştur.
“İlişkide kalmak” ≠ “ilişkiden memnun olmak” Bir birey ilişkiden memnun olmayabilir ancak yine de ilişkiye yüksek düzeyde bağlı olabilir.
2. Yatırım büyüklüğü neden önemli?
Modelde investment size, bireyin ilişkiye aktardığı ve ilişkinin sona ermesi durumunda kısmen veya tamamen kaybedebileceği kaynakları ifade eder. Bunlar: * harcanan zaman, * emek, * maddi kaynaklar, * ortak yaşam düzeni, * kişisel paylaşımlar, * ortak arkadaş çevresi, * ortak anılar, * çocuklar, * ilişkinin oluşturduğu sosyal bağlar gibi somut ve soyut yatırımları kapsayabilir. Yatırımın kendisi değil, yatırımın ilişki sonlandırıldığında kaybedileceğinin algılanması bağlılığı artırabilir. Dolayısıyla “Bu ilişkide çok emek verdim” düşüncesi, bireyin ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirebilir.
3. Alternatiflerin niteliği
Modelin ikinci önemli değişkeni quality of alternatives. Alternatif yalnızca “başka bir partner bulmak” değildir. Bireyin: * yalnız yaşamayı, * ilişki yaşamamayı, * farklı bir sosyal çevre oluşturmayı, * başka bir partnerle ilişki kurmayı ne kadar çekici veya mümkün gördüğü de alternatiflerin niteliği kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle kişi: “Bu ilişki bana iyi gelmiyor.” dese bile, “Ama bundan sonra ne olacak?” sorusuna olumsuz yanıt veriyorsa ilişkiyi sürdürme olasılığı artabilir.
4. İlişki doyumu ile bağlılığı birbirinden ayırmak gerekiyor
Relationship satisfaction bireyin mevcut ilişkisini ne kadar olumlu değerlendirdiğiyle ilgilidir. Commitment ise ilişkiyi sürdürme yönündeki psikolojik bağlılığı ifade eder. Dolayısıyla: Düşük doyum → otomatik olarak ayrılık anlamına gelmez. Çünkü bağlılık üzerinde yatırım ve alternatiflerin algılanan niteliği de etkilidir. Sonuç olarak, bireylerin ilişkilerinin kendileri için olumsuz olduğunu fark etmelerine rağmen ilişkiyi sonlandırmakta zorlanmaları yalnızca ilişki doyumuyla açıklanamaz. Yatırım Modeli’ne göre ilişkiye yapılan yatırımların büyüklüğü, algılanan alternatiflerin niteliği ve ilişkiye yönelik bağlılık, bireyin ilişkiyi sürdürme kararında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle kişi ilişkiden düşük düzeyde doyum alsa bile, geçmiş yatırımları ve ayrılık sonrasına ilişkin belirsizlikleri nedeniyle ilişkiyi sürdürmeye devam edebilir. Bu durum, ilişki doyumu ile ilişkiyi sonlandırma kararının her zaman aynı doğrultuda olmadığını göstermektedir.
“Bunca Emek Boşa Gitmesin” Düşüncesi
Bireyler, ilişkilerinin kendileri için olumsuz olduğunu fark etseler bile geçmişte yaptıkları yatırımları kaybetme düşüncesi nedeniyle ilişkiyi sürdürmeye devam edebilirler. “Bunca zaman ve emek verdim, şimdi vazgeçersem hepsi boşa gidecek” düşüncesi, batık maliyet etkisi ile açıklanabilir. Geçmişte harcanan zaman, emek ve duygusal kaynaklar geri kazanılamayacak olmasına rağmen bireyin mevcut kararını etkilemeye devam edebilir. Bu nedenle kişi, ilişkinin gelecekteki niteliğinden çok geçmişte yaptığı yatırımlara odaklanarak ayrılık kararını erteleyebilir.
Bağlanma ve Duygusal Bağ
Bireyin bir ilişkinin kendisi açısından sağlıksız veya işlevsel olmadığını bilişsel düzeyde fark etmesi, ilişkiye yönelik duygusal bağın aynı anda ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Romantik ilişkilerde zaman içerisinde gelişen duygusal yakınlık, güven ve bağlılık, bireyin ilişkiyi değerlendirme biçiminden bağımsız olarak devam edebilmektedir. Bu nedenle kişi, ilişkinin kendisine zarar verdiğini fark ettiği hâlde partnerine karşı sevgi, özlem veya yakınlık hissetmeye devam edebilir. Bu durum bağlanma kuramı açısından değerlendirildiğinde daha anlaşılır hâle gelmektedir. Bowlby’nin bağlanma kuramına göre yakın ilişkiler, birey için yalnızca sosyal bir etkileşim değil, aynı zamanda güvenlik ve duygusal düzenleme işlevi gören bağlanma ilişkileridir. Yetişkin romantik ilişkilerinde partnerin önemli bir bağlanma figürüne dönüşmesi, ilişkinin sona erdirilmesini yalnızca bir ilişkiyi bitirme kararı olmaktan çıkararak duygusal bir kayıp hâline getirebilir. Dolayısıyla birey, ilişkinin sorunlu olduğunu bilişsel olarak değerlendirse bile bağlanma sisteminin yarattığı yakınlık ve kaybetme tepkileri nedeniyle ayrılmakta güçlük yaşayabilir.
Bu bağlamda “Biliyorum ama yapamıyorum” ifadesi yalnızca karar verme sürecindeki bir tutarsızlık olarak değerlendirilmemelidir. Bilişsel değerlendirme ile duygusal bağ aynı hızda değişmeyebilir. Birey ilişkinin sürdürülebilir olmadığını düşünsel olarak kabul ederken, aynı zamanda partnerini kaybetme, yalnız kalma veya mevcut duygusal bağın sona ermesi konusunda yoğun güçlük yaşayabilir. Bu nedenle ayrılık kararı, yalnızca ilişkinin olumsuz yönlerinin fark edilmesine değil, bireyin ilişkiye yönelik mevcut duygusal bağının ve bağlanma ihtiyaçlarının da dikkate alınmasına bağlıdır.
Alternatiflerin Belirsizliği
Ayrılık kararını zorlaştıran etkenlerden biri de bireyin ilişki sonrasındaki alternatiflerini belirsiz veya yetersiz olarak algılamasıdır. “Bir daha böyle birini bulabilir miyim?” veya “Yalnız kalırsam ne olur?” gibi düşünceler, mevcut ilişkinin olumsuz yönleri bilinmesine rağmen ilişkide kalma eğilimini güçlendirebilir. Yatırım Modeli’ne göre alternatiflerin niteliğinin düşük olarak algılanması, bireyin mevcut ilişkisine yönelik bağlılığını artırabilmektedir. Burada alternatif yalnızca yeni bir romantik partner değil, ilişki dışında kurulabilecek sosyal yaşam ve bireyin yalnızlıkla başa çıkabilme kapasitesi gibi seçenekleri de içerebilir. Dolayısıyla birey, mevcut ilişkisinden memnun olmasa dahi ayrılık sonrasını daha belirsiz ve tehdit edici algıladığında ilişkiyi sürdürmeyi tercih edebilir.
Sonuç olarak, bireyin ilişkisinin kendisi için sağlıksız veya işlevsel olmadığını bilmesine rağmen ilişkiden ayrılamaması, tek bir nedene indirgenemeyecek çok boyutlu bir süreçtir. Geçmişte yapılan yatırımların kaybedileceği düşüncesi, partnere yönelik devam eden duygusal bağ ve ayrılık sonrasındaki alternatiflerin belirsizliği, ayrılık kararını zorlaştırabilmektedir. Bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde, bireyin bilişsel olarak ilişkinin sona ermesi gerektiğini düşünmesi ile duygusal ve davranışsal olarak bu kararı uygulayabilmesi arasında bir farklılık ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla ilişkiden ayrılma süreci yalnızca ilişkinin mevcut niteliğiyle değil, bireyin geçmiş deneyimleri, duygusal bağları ve geleceğe ilişkin algılarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Kaynakça
- ### Kaynakça
- Arkes, H. R., & Blumer, C. (1985). The psychology of sunk cost. *Organizational Behavior and Human Decision Processes, 35*(1), 124–140. https://doi.org/10.1016/0749-5978(85)90049-4
- Le, B., & Agnew, C. R. (2003). Commitment and its theorized determinants: A meta-analysis of the Investment Model. *Personal Relationships, 10*(1), 37–57. https://doi.org/10.1111/1475-6811.00035
- Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the Investment Model. *Journal of Experimental Social Psychology, 16*(2), 172–186. https://doi.org/10.1016/0022-1031(80)90007-4
- Rusbult, C. E., Martz, J. M., & Agnew, C. R. (1998). The Investment Model Scale: Measuring commitment level, satisfaction level, quality of alternatives, and investment size. *Personal Relationships, 5*(4), 357–387. https://doi.org/10.1111/j.1475-6811.1998.tb00177.x
- Simpson, J. A., & Rholes, W. S. (2017). Adult attachment, stress, and romantic relationships. *Current Opinion in Psychology, 13*, 19–24. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2016.04.006
