Kaçımız karşılaştığımız olaylar ya da tamamlanması gereken işlerle ilgili sorumluluk almayı bir tercih değil, bir zorunluluk olarak görüyoruz? Ya da bir işle ilgili görev paylaşımı yaptığımızda görev paylaşımı yaptığımız kişiler tarafından “yeterince iyi”ye ulaşılıp ulaşılmayacağıyla ilgili ne denli kaygı yaşıyoruz? Kendimizi çalışkan ya da titiz bir insan olarak tanımlayabiliriz. Ancak “Her şeyi kendim yapmalıyım.” düşüncesi sadece sahip olduğumuz bu kişisel özelliklerden ibaret olarak ortaya çıkmaz. Kontrolü bir başkasıyla paylaşmak, işin sonucunda kendi zihnimizdeki “mükemmelliğe” ulaşılamaması ihtimalini de göze almayı gerektirir. Bu ihtimali ortadan kaldırabilmek için tüm sorumluluğu kendimiz üstlenmek isterken yüksek standartlarımız, performans kaygımız ve hatadan kaçınarak kendimizi güvenli alanımızda tutma ihtiyacımız devrededir (Hewitt & Flett, 1991).
Mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçilik; bireyin kendisi için yüksek standartlar belirlemesi, başkalarının da kendisinden bu standartları beklediğini düşünmesi ve kendisinin de başkalarından yüksek performans beklemesiyle karakterize bir kişilik özelliğidir (Hewitt & Flett, 1991). Mükemmeliyetçi kişilik özelliğine sahip kişiler için hata yapma ihtimali yoğun bir rahatsızlık duygusu yaratır. Bu kişiler, bir iş konusunda görev paylaşımı yapması gerektiğinde bir başkasının hata yapma ihtimalinin yarattığı rahatsızlıkla karşı karşıya kalır. “Bir işi üstleniyorsan en iyi şekilde yapmalısın.” inancı, görev paylaşımı yapılan kişinin bu inanca sahip olmayabileceğinin yarattığı gerilimle “Başkası bu işi benim kadar iyi yapmayabilir.” düşüncesini doğurur. Böylece kişi bir hata olursa yine sorumluluğun kendisinde olacağını düşünerek “En iyisi bunu ben yapayım.” diyerek sorumluluğu devredemeyebilir.
Buradan yola çıkarak mükemmeliyetçiliğin sadece yüksek standartlarla değil, hatalara karşı aşırı duyarlılık hali ve düzeni sürdürmeye yönelik güçlü bir kontrol ihtiyacı ile de ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Kişi bu ihtiyaçla, hata yapmanın yaratacağı olumsuz sonuçları önceden kontrol etme çabası içine girebilmektedir (Frost, Marten, Lahart & Rosenblate, 1990).
Koşullu Öz-Değer ve Kontrol İhtiyacı
Hewitt ve Flett’e göre (1991) kendine yönelik mükemmeliyetçilik ve başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik dışında sosyal olarak dayatılan mükemmeliyetçilik de mükemmeliyetçilik kavramının boyutlarından biridir. Sosyal olarak dayatılan mükemmeliyetçilik, bireyin çevresinden gelen beklentileri karşılayabilmek için davranışlarını aşırı biçimde düzenlemesiyle ve kontrol etmesiyle ilgilidir. Birey, öz değerinin bir koşula bağlı olduğunu düşünmektedir. Burada bireyin değerli hissetmesi, belirli başarılara ve dış onaylara bağlı olarak şekillenmiştir. Öz değerini koruma çabası içindeki birey, “İyi performans gösterdiğim sürece değerliyim.” koşulluluğuna bağlı olarak performansını sürekli kontrol ederek hatalarını ortadan kaldırmaya çalışır. Bu kişiler, başkalarıyla olan ilişkilerinde ve görev paylaşımlarında kontrolü elde tutabilmek için “Her şeyi kendim yapmalıyım.” düşüncesiyle yola çıktığında da duygusal sömürüye açık ilişkisel örüntüler ortaya çıkabilmektedir (Crocker & Park, 2004).
Görünmeyen Emek Birikimi ve Duygusal Tükenme
Mükemmeliyetçi kişilik örüntüsü sonucunda bireyde ortaya çıkan koşullu öz değer ve kontrol ihtiyacı kişinin sürekli sorumluluk üstlenmesine, diğerlerinin geri çekilmesine ya da pasifleşmesine yol açabilir. Bu durum ilişkilerde tek taraflı bir çaba ve sorumluluk birikiminin oluşmasına sebep olabilir. Başlangıçta birey için düzen sağlayan bu kontrol hali, uzun vadede yük dengesizliği ve görünmeyen emek birikimi yaratabilir.
Daniels’a göre (1987) görünmeyen emek birikimi; değeri çoğu zaman fark edilmeyen ve görünür biçimde takdir edilmeyen emek türlerini ifade eder. Başkalarının ihtiyaçlarını önceden düşünme, planlama ve organize etme, ilişkileri sürdürmek için çaba gösterme ve bakım verme görünmeyen emeğe örnektir. Görünmeyen emek birikimi de kişilerarası ilişkilerde duygusal sömürüye açık bir ilişki dinamiğinin oluşmasına zemin hazırlayan önemli bir unsur olarak değerlendirilebilir. Bireyin ilişkide sürekli olarak verici ve düzenleyici rolü üstlenmesi uzun vadede bireyin duygusal kapasitesini zorlayabilmektedir. Yapılan çalışmalar bireylerin duygularını sürekli düzenlemek ve başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak için harcadıkları çabanın zaman içinde psikolojik yorgunluk ve tükenmişlik duygularına yol acabildiğini göstermektedir (Hochschild, 1983; Grandey, 2003).
İlişkilerde Emek Dengesini Yeniden Kurmak
İlişkilerde emek dengesinin yeniden kurulması ve sürdürülebilir ilişkiler kurulabilmesi için öncelikle bireyin, gösterdiği görünmeyen emeği kendisinin fark etmesi gerekmektedir. Birey, öz değeriyle ilgili “koşula” dayanan, gösterdiği başarılar ya da başkalarının onayı üzerinden tanımladığı düşüncelerini, psikolojik iyi oluşunu destekleyebilmek için daha içsel ve koşulsuz bir temele oturtmalıdır (Crocker & Park, 2004).
İlişkisel sınırların güçlendirilmesi de emek dengesinin kurulmasında önemli bir rol oynar. Sınırların belirgin olduğu ilişkilerin çok daha sağlıklı bir şekilde sürdürülebildiği bilinmektedir. Bireyin kendi ihtiyaçlarını da fark etmesi ve her durumda her şeyi üstlenmesine ön ayak olan “düzenleyici” rolünden sıyrılabileceğini anlaması, duygusal tükenme riskini azaltarak yükün dengelenmesini sağlayabilir. Böylece ilişkilerinde duygusal destek ve sorumluluğu karşılıklı şekilde paylaşması ilişkilerini daha eşitlikçi kılar ve daha sürdürülebilir olmasını sağlar (Maslach, Schaufeli & Leiter, 2001).
Bunların toplamında; görünmeyen emeğin birey ve çevresindekiler tarafından fark edilmesinin ve bireyin psikolojik dinamiklerine bağlı olarak üstlendiği “Her şeyi kendim yapmalıyım.” inancından sıyrılabilmesinin hem duygusal sömürü dinamiklerinin ortaya çıkmasının hem de bireyin duygusal tükenme yaşamasının önüne geçebileceği düşünülmektedir.
Kaynakça
-
Crocker, J., & Park, L. E. (2004). The costly pursuit of self-esteem. Psychological Bulletin, 130(3), 392–414.
-
Daniels, A. K. (1987). Invisible work. Social Problems, 34(5), 403–415.
-
Frost, R. O., Marten, P., Lahart, C., & Rosenblate, R. (1990). The dimensions of perfectionism. Cognitive Therapy and Research, 14(5), 449–468.
-
Grandey, A. A. (2003). When “the show must go on”: Surface acting and deep acting as determinants of emotional exhaustion and peer-rated service delivery. Academy of Management Journal, 46(1), 86–96.
-
Hewitt, P. L., & Flett, G. L. (1991). Perfectionism in the self and social contexts: Conceptualization, assessment, and association with psychopathology. Journal of Personality and Social Psychology, 60(3), 456–470.
-
Hochschild, A. R. (1983). The managed heart: Commercialization of human feeling. Berkeley: University of California Press.
-
Maslach, C., Schaufeli, W. B., & Leiter, M. P. (2001). Job burnout. Annual Review of Psychology, 52, 397–422.


