Herkesin yaşam enerjisi farklı düzeylerdedir; bu enerji hem bireyler arasında değişkenlik gösterir hem de aynı kişide zaman içinde dalgalanabilir. İnsan hem etkileyen hem de etkilenen bir varlık olarak gün içinde pek çok içsel ve dışsal uyaranın etkisi altındadır. Enerjik hissetmek, hedef odaklı olabilmek, harekete geçebilmek, anda kalabilmek ve yaşamdan haz alabilmek gibi süreçler büyük ölçüde bireyin psikolojik durumu ile ilişkilidir.
Bu bağlamda, kendine değer vermenin bireye belirgin bir yaşam enerjisi kazandırdığı söylenebilir. Benlik saygısının öznel iyi oluşu pozitif yönde etkilediğini ortaya koyan araştırmalar mevcuttur (Doğan & Eryılmaz, 2013). Kişi kendi varlığına saygı duyduğunda ve kendisiyle ilgili bir memnuniyet hissi geliştirdiğinde, bulunduğu ortam ya da içinde olduğu koşullar yaşam enerjisinin direkt belirleyicisi olmayabilir. Zorlayıcı koşullar tamamen ortadan kalkmasa bile, birey ya bu koşullardan daha az etkilenmekte ya da değişim için gerekli enerjiyi kendinde bulabilmekte ve çabalayabilmektedir.
Kabul ve Kararlılık Terapisi Perspektifinden Özdeğer
Bunu biraz daha açmak gerekirse; bireyin kendisiyle yaşadığı sorunları fark edebilmesi, takıldığı ya da zorlandığı yönlerine yakından bakabilmesi ve gerektiğinde değişim için cesaret gösterebilmesi önemli bir içsel kaynak oluşturmaktadır. Değiştirilebilecek alanlar için çaba göstermek, değiştirilemeyen durumlara ise kabulle yaklaşabilmek, enerjinin daha işlevsel kullanılmasını sağlar. Bu yaklaşım yüzeysel bir “kendine değer ver” söylemi değil, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini vurgulayan bir önermedir. Kabul ve Kararlılık Terapisi bağlamında bunu ele alırsak; bu ekolde de durumlardan ve koşullardan ziyade, gözlemleyen konumunda kalmak, olaylara, düşüncelere, etiketlere takılmadan yani onlarla ‘birleşmeden’ durabilmek çok değerlidir.
“Eksik Olan Bir Şey” Algısı
Gerçek bir özdeğer duygusu geliştiğinde, birey yaşamına dair sorumluluk almaya ve çaba göstermeye daha istekli hale gelir; bu da doğal olarak yaşam enerjisinin artmasına katkı sağlar. Buna karşılık, süregelen memnuniyetsizlik duygusu zamanla yaşama sevincini azaltabilir. Yaşam, koşullara bağlanan beklentiler üzerinden anlamlandırıldığında ve bu koşullar gerçekleşmediğinde, bireyde kronik bir tatminsizlik hissi oluşabilir. Bu durum çoğu zaman “eksik olan bir şey” duygusu ile kendini gösterir; sanki tek bir parça tamamlandığında tüm sorunlar çözülecekmiş gibi, yaşam bir puzzle’ın son parçasına indirgenir.
Ruminasyon, Edilgenlik ve Sorumluluğun Dışsallaştırılması
Elbette yaşamda ulaşılmak istenen hedefler ve varılmak istenen noktalar vardır. Ancak tüm dikkatin yalnızca bu hedeflere yöneltilmesi ve şu anda akmakta olan yaşantıyla bağın koparılması, gündelik deneyimlerin anlamsız, can sıkıcı ve katlanılması gereken birer zorunluluk gibi algılanmasına yol açabilir. Bu noktada ruminasyon olarak tanımlanan tekrarlayıcı ve olumsuz düşünce döngüleri devreye girdiğinde, birey kendisini sanki rolü başkaları tarafından yazılmış, söz hakkı olmayan bir oyuncu gibi yaşayabilir.
Oysa rahatsızlık duyulan durumlar ve kaygılar her zaman gerçeğin birebir yansıması olmayabilir; kimi zaman yalnızca bilişsel bir yanılgıyı, kimi zaman ise değişim ihtiyacını işaret eder. Bu sinyaller, bireyi eyleme geçmeye davet eden içsel uyarılar olarak da değerlendirilebilir. Buna rağmen çoğu zaman sorunları sahiplenmek ya da dönüştürmeye yönelik adımlar atmaktan ziyade, onların ne kadar değişmez olduğu ve ne ölçüde rahatsızlık yarattığı üzerine odaklanılır. Bu tutum, bireyin yaşamında giderek daha edilgen bir konuma yerleşmesine ve sorumluluğu dış koşullara devretmesine neden olabilir.
Değişim, Sorumluluk ve Gerçek Özdeğerin İnşası
Bu nedenle yaşamda esnek kalabilmek; duyguları bastırmadan, oldukları hâliyle deneyimleyip akışlarına izin verebilmeyi mümkün kılar. Olaylara ve kendiliğe yapıştırılan etiketlere tutunmak yerine onlardan ayrışabilmek, yaşamla teması güçlendirirken kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye de hizmet eder. Böylece daha canlı, daha aktif ve daha bilinçli seçimler yapabilir; yaşamda daha sağlam bir duruş sergilenebilir. Kendi yaşamının başrolünü üstlenmek, yaptıklarının sorumluluğunu almayı ve ne yaşanırsa yaşansın insanın kendisinden uzaklaşamayacağını fark etmesini gerektirir.
Ancak kendi benliğine sahip çıktığında, değişimin getirdiği belirsizlikler ve zorluklar göğüslenebilir. Değişimin en değerli yanı ise, bir zamanlar ağır gelen deneyimlerin hafiflediğini görmek; sabit inançlardan özgürleşmek ve gerçek özdeğerin, kendini görmeye cesaret etmekle başladığını fark etmektir. Çünkü değişim, tüm zorluklarına rağmen, aynı yerde kalıp acı çekmenin ağırlığından daha yıpratıcı değildir. Bu farkındalıkla atılan her küçük adım, yaşam enerjisini besleyen ve kişinin kendiyle bağ kurmasını sağlayan güçlü bir dönüşüm alanı yaratır.
KAYNAKÇA
Doğan, T., & Eryılmaz, A. (2013). Benlik saygısı ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkilerin incelenmesi. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 33(33), 107-117.


