Kitabın Özeti
Eylül, Mehmet Rauf’un Servet-i Fünûn dergisinde 1900 yılında yayımlamaya başladığı, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı kabul edilen bir eseridir. Eserin olay örgüsü Süreyya’nın “Allah’ın kırı” olarak nitelendirdiği ailesinden kalma bir bağ evinde başlar. Süreyya bu bağda eşi Suat, babası, annesi, kız kardeşi Hacer ve eniştesi Fatin ile yaşamaktadır. Süreyya bu bağ evinden ve burada geçirdiği sıkıcı hayattan kurtulmak çabasındadır. Ona göre bağda geçirdikleri yıllar yalnızca zaman kaybıdır ve bütün mutsuzluğu bu monoton hayat sebebiyledir.
Eşi Suat kocasının bu durumundan büyük üzüntü duymakta iken, babasından İstanbul’dan bir yalı almak için borç ister ve kocasıyla beraber yalı alıp burada yaşamaya başlarlar. Süreyya’nın en yakın arkadaşlarından olan Necip, günlerini Beyoğlu otellerinde geçiren, müzikten hoşlanan, hovarda bir yaşam sürdüren, evlilik kurumuna ve kadınların sadakatine inanmayan, çapkın bir kişiliğe sahiptir. Çünkü hep aldatan kadınlarla karşılaşmış ve onların safiyetine olan inancını yitirmiştir.
Necip, her fırsatta Suat ve Süreyya’nın evlerinde konaklamaktadır. Süreyya ve Suat’ın evliliğindeki sadakat, güven ve sevgiye büyük hayranlık duyan Necip, zamanla bu çiftin evliliğini kıskanmaya ve Süreyya’nın Suat gibi saf, temiz ve fedakâr bir kadını hak etmediğini düşünmeye başlar. Ona göre Süreyya yalnız kendi mutluluk ve huzuru için yaşayan, rahata düşkün, değer bilmeyen bir adamdır. Suat ise daha önce tanıdığı bütün kadınlardan farklı olarak kocasına tamamen sadık, naif ve güvenilir biridir.
Necip’in içinde zamanla Suat’a karşı bir aşk başlar ve bunu ona itiraf eder. Suat ilk başta bu itirafa kayıtsız kalsa da, sonrasında Suat’ın duygularına karşılık vermeye başlar. İkilinin iletişimlerinin mümkün olmadığı bu olay örgüsü içerisinde Suat’ın eşi Süreyya’ya duyduğu sadakat sebebi ile büyük bir vicdan azabı vardır. Necip ise Suat’a dair duygularında büyük iniş çıkışlar yaşamaktadır.
Eser, yalıda bir yangının çıkması ve Necip ve Suat’ın bu yangında ölmeleriyle biter.
Kişiler Üzerinden Eserin Psikolojik Tahlili
Roman Suat, Süreyya ve Necip üzerinden anlatılmaktadır.
Suat: Bastırılmış Duyguların Temsili
Eserde Suat, bastırılmış duyguları temsil eder. Dışarıdan o dönemin kadından beklentilerini tam anlamıyla karşılayan Suat, kocasına karşı sadakatini, evliliğindeki mükemmelliği ve kocası Süreyya’nın tüm isteklerini yerine getirmeye çalışan bir kadın profiliyle karşımıza çıkar. Ancak kendi iç dünyasında Suat, mutsuz, huzursuz ve kaygılı biridir.
Eserin başında Suat kocası Süreyya’ya karşı derin bir saygı ve sevgi hissederken, istek ve düşüncelerini ifade ettiği her noktada kocasının diğer yüzüyle tanışır. Yine de, toplumsal baskının etkisiyle, bunun da normal olduğunu kabul eder ve bir kadının görevinin memnun etmek olduğunu sürekli kendine hatırlatır.
Bu süreç içerisinde Necip ile derin bir bağ kuran Suat, Necip’in ilan-ı aşkı ile eşi Süreyya’ya olan duygularını bütünüyle kaybetmeye başlar. Necip’in ona karşı olan ilgi ve sevgisine karşı başta mutluluk duysa da, zamanla korkar ve Necip’ten uzaklaşır.
Suat’ı, Freud’un bastırma mekanizmasının edebi bir yansıması olarak ele almak mümkündür. Bastırma (repression) mekanizması, psikanalizin temel bir kavramıdır. Freud’a göre bastırma, id’in dürtüsel ve haz odaklı talepleri ile superego’nun ahlaki ve toplumsal yasakları arasında kalan egonun savunma sürecidir.
Eserde Suat’ın Necip’e karşı duyduğu büyük aşkı bastırmasının sebebi bu savunma sürecidir. Ancak bu bastırma sürecinin doğurduğu gerginlik, Suat’ta devamlı bir içsel mücadele ve yorgunluk hâli ile sonuçlanır. Sonuçta Suat, içsel çatışmalarının ağırlığı altında kalarak trajik sona sürüklenir; bu da bastırmanın birey ruhunda yarattığı yıkıcı etkileri gözler önüne serer.
Süreyya: Kaçış Mekanizmasının Temsilcisi
Süreyya, eser boyunca içsel düşüncelerine yer verilmemiş bir karakterdir. Gündelik ve yüzeysel zevkleri vardır. Süreyya, evliliğindeki problemlerle yüzleşmeyip bir kaçış mekanizması ile hareket etmektedir. Freud’un bakışıyla değerlendirildiğinde, Süreyya’nın kişiliğinde id’in haz arayışına dayalı taleplerinin ön planda olduğu, ego’nun ise bu talepleri yeterince denetleyemediği söylenebilir.
Bu özellikleriyle Süreyya, Suat’ın bastırılmış ve yoğun duygusal dünyasının tam zıddı olan yüzeysel bir kişilik yapısını temsil eder.
Necip: İçsel Çatışmanın En Belirgin Temsilcisi
Necip, eserde iç dünyasına en çok yer verilen kişidir. Necip de Suat gibi bir bastırma mekanizması ile hareket eder. Duygusal derinliği yüksek biridir ve eser boyunca superego ve id arasındaki mücadelesi görülür.
Suat ve Necip’in bastırma mekanizmaları arasındaki en büyük fark, dışavurumlarıdır. Suat, Necip’e olan ilgisini belli etmezken Necip hemen her fırsatta sevgi ve ilgisini göstermektedir.
Dönemin sosyolojik yapısı, erkeklerin kadını “temiz ve namuslu” olarak görme ihtiyacı üzerinden şekillenen baskıcı normları içerir. Bu normlar, hem erkeklerin davranışlarını hem de kadın karakterlerin içsel dünyasını belirler.
Necip, superego ve id arasındaki çatışmayı yaşarken, toplumsal normların kadına biçtiği rolü de göz önünde bulundurur; bu nedenle duygularını ifade etmekle birlikte, onları toplumsal kabul çerçevesinde sınırlı tutar. Suat’ın bastırma mekanizması ise, daha çok toplumsal baskı ve ahlaki kaygılar nedeniyle içe dönük bir yapı sergiler; kendini ifade etmemesi, dönemin toplumsal değerlerinin bir yansımasıdır.


