“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Albert Camus’nün Yabancı romanı bu cümleyle başlar. Daha ilk anda okuyucuyu alışılmış anlam arayışından uzaklaştırır. Peki, bir insan annesinin ölümünü gerçekten böyle karşılayabilir mi? Yoksa bu cümlede bizi rahatsız eden, insanın nasıl hissetmesi gerektiğine dair beklentiler midir?
Albert Camus’nün Yabancı romanındaki baş karakter, Meursault, tam da bu rahatsız edici sorunun merkezinde durur. İnsan, anlam arayışında olan bir varlıktır. Yaşadıklarımızın bir nedeni, duygularımızın bir karşılığı olmasını isteriz. Ancak dünya bazen bu beklentiye cevap vermez. Camus’nün Absürdizm kavramı tam olarak bu noktada karşımıza çıkar: Camus, absürd kavramını bir varoluş biçimi olarak değil, bir durum olarak tanımlar. Bu durum, bireyin dünyayla kurduğu ilişkide ön plana çıkar. Dolayısıyla absürd, ne dünyaya ne de insanlığa aittir. Aydın ve Deliktaşlı’nın (2019) belirttiği üzere, Camus absürdün ortaya çıkmasına yol açan bazı faktörlerden söz eder. Bunlar arasında insanların yaşadığı absürtlük duygusu, zihnin evreni anlama ve açıklama çabası ile rasyonalizme karşı tepki yer alır. “Kendi varoluşundan, dünyadan ve diğer insanlardan yabancılaşma duygusundan kaynaklanan yalnızlık, ölümün kaçınılmaz bir son olduğu gerçeğiyle birleştiğinde, insanı bu absürtlük duygusunu yaşamaya da yönlendirecektir” (Yıldız, 2011: 51-52; Aydın & Deliktaşlı, 2019, s. 14).
Roman, Meursault’un annesinin ölüm haberini alması ve buna karşı gösterdiği tepkisizlikle başlar. Cenaze işlemlerini halletmek için annesinin kaldığı huzurevine gider. Annesinin ölümünün gerçekliğine karşı tepkisiz kalması, absürd felsefesine bir gönderme olarak görülür. Annesinin cenaze işlemlerinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını ister ve cenazeden hemen sonra kız arkadaşı Marie ile sahile gider. Marie, Meursault’un tam zıttı olan, hayata karşı büyük bir coşku besleyen bir karakterdir. Meursault’un tuhaf davranışlarının farkındadır, ancak onu olduğu gibi kabul etmiştir. Marie ona evlenmek istediğini söylediğinde, Meursault evliliğin, diğer her şey gibi, önemli veya özel olmadığını ama eğer Marie bunu istiyorsa evlenebileceklerini söyler. Bu da bize Meursault’un hayatın değerlerine karşı kayıtsız olduğunu gösterir.
Romanın ikinci bölümü, Meursault’un işlediği cinayet ile başlar. Cinayeti işleme sebebinin o an güneşin görüşünü engellemesi olduğunu belirtir. Cinayetten en ufak bir pişmanlık duymaz ve tutuklanır. Burada güneş, yalnızca somut bir öğe olarak kullanılmaktan ziyade, Meursault’un cinayet sebebini açıklarken duygusal bir neden yerine güneşi işaret etmesi, olay ile duygular arasında bir kopukluk olduğunu düşündürür. Aslında Meursault, cinayeti ahlaki ya da duygusal bir çerçeveden bakmak yerine; fiziksel rahatsızlık -güneşin sıcaklığı- olarak sadece bedensel unsurlar ile açıklamıştır. Bu durum, Meursault’ın olaylara duygusal anlamıyla değil, anlık fiziksel deneyimler üzerinden algıladığını gözler önüne serer. Psikolojik açıdan bakıldığında ise bu, karakterin yalnızca insan ilişkilerinde ve olaylar bağlamında değil, kendi iç dünyasındaki ilişkide de bir absürtlük ve yabancılaşma yaşadığı düşünülebilir. Güneş, romanda yalnızca fiziksel bir rahatsızlık olarak görülmemeli. Meursault’ın bedensel duyumlara odaklanması, onun kendi iç dünyası ile ilişkisinden ayrı olarak dünyayla kurduğu yabancılaşmış ilişkiyi de aslında bize açıklayabilir.
Romanın ikinci bölümünde Meursault’un idama giden süreci karşımıza çıkmaktadır. Bu idam sürecinde avukatların ona yardım etme çabalarını bile anlamsız bulması ve sevgilisi Marie’nin ziyaretlerinin saçma gelmesi, Meursault’un yaşamın anlamıyla kurduğu bağın oldukça zayıf olduğunu düşündürür ve aynı zamanda insan ilişkilerinin de bu umutsuzluk ile anlamsızlaştırdığını bize aktarır. Camus’un umutsuzluk kavramında bir yabancılaşma duygusu vardır. Ölüm gerçeğini kavrayan kişi, umutsuzluğa ve yabancılaşmaya mahkumdur ve yaşamla olan bağını koparır. Ölümle kesişen yaşam boştur (Aydın & Deliktaşlı, 2019). Bu nedenle, kitapta ölümün ve yaşamın anlamsızlığı Meursault’u eylemsizliğe iter. Meursault’u “yabancı” yapan şey, dünyaya karşı değil; insanların anlam arayışına karşı yabancılaşmasıdır.
Referans:
AYDIN, Y., & DELİKTAŞLI, N. (2019). Albert Camus’un Yabancı adlı eserinin çevirilerine eleştirel bakış.
Camus, A. (2016). Yabancı (S. Tiryakioğlu, Çev.). Can Yayınları. (Orijinal çalışma 1942’de yayınlandı)


