Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nilgün Marmara-Kuş Koysunlar Yoluna / Psikoloji Perspektifinden Bir Bakış

Türk şiirinde kişinin iç dünyasına derinlemesine bir bakış sunan ve bunu okura gösteren şairlerden biri olan Nilgün Marmara, “Kuş Koysunlar Yoluna” adlı şiiri de bireyin kendi yalnızlığı ile kurduğu bağı, iç dünyasında kurduğu ilişkiyi ve ruhsal yolculuğunu imgelerle dile getirmiştir.

Kuş Koysunlar Yoluna

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer… Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir. Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? “Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.

Kaçış ve Kimlik Arayışı

Şiirde gördüğümüz özne, “Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer…” mısralarındaki ifadelerle bize, kişinin kimlik arayışını ve dünyada kendine yer bulamamasını anlatmaktadır. Nilgün Marmara’nın şiirinde bireyin yaşadığı içsel huzursuzluğu ve benlik arayışını en açık biçimde ortaya koyan dizelerden biridir. Bu ifadelerde dikkat çeken ilk ögelerden biri, öznenin sürekli bir kaçış hâlinde olmasıdır. Bireyin içine dönmesinde bile aslında kendiyle bir bağ kuramamasını gözlemlemek mümkün. Ancak şiirde kaçılan şey açıkça belirtilmez; okurun hayal dünyasına bırakılmıştır. Her okuyan kendinden bir hikaye bulur.

İçsel Çatışmanın Sembolleri

“Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?” Burada bahsedilen karga ve kedi arasındaki ilişki belki de doğadaki doğal rekabetin aslında Nilgün Marmara’nın yukarıda bahsedilen dizelerinde gördüğümüz gibi öznenin kendi içinde yaşadığı çatışmayı anlamamızı sağlar. Oyun masum görünse de “öldüresiye oyuna davet”, içsel çatışmanın dışa vurumu gibidir. Kedi ve karga rekabetini aslında bize kişinin içsel ve dışsal dünyaya karşı hissettiği tehdit olarak gözler önüne sermiştir.

Ayna ve öz-Gözlem

“Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!” Kişinin kendi iç dünyasına ayna tutan bir iç gözlemci olarak düşünebiliriz. “Aynalar” imgesi, bireyin iç dünyasına bakışı ve içsel tutumudur. Aynada görünen, sadece kişinin fiziksel görüntüsü değildir; aynı zamanda bireyin içsel ve dışsal yansımasıdır. Ayna bize biz olduğumuzu hatırlatan kişinin dünyadaki kılıfının izdüşümüdür. ”ölü ben’im kendini izlesin her yandan” Bu dize insanın aynaya her baktığında hem kendini hem geçmişinden izler gördüğü yerde aslında kişinin duygularıyla, kaçtıklarıyla, savaştıklarıyla bir olduğunu fark edişini bize anlatır. “…o tuhaf sır içinden!” yalnızlığının, sırlarının, korkularının ve daha söyleyemediğin her tür duygunun da ne kadar kaçarsan kaç seninle olduğunu bize hatırlatır.

Panik, Yalnızlık ve Güven

“Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.” Çocuk oyuncağını yanından ayırmaz. Bu dizelerde de “yalnızlık” bir kukla gibi, kişiyi yalnız bırakmayan ve bununla eğlenen alaycı bir varlık olarak sembolize edilebilir. Bu düşünceler ışığında, yalnızlığın hem içsel olarak kişiyi gözlemlemesi hem de güçlü bir varlık olarak tasvir edilmesi; kişinin içsel yalnızlığıyla adeta oyun oynayan dış bir güç olarak karşımıza çıkar. Bu da bireyin iç dünyasında aslında paniğin ve izolasyonun oyunlaştırdığını görmüş oluruz. Böylece, panik ve yalnızlık hem içsel çatışmanın bir ürünü hem de bireyin kendi benliğiyle başa çıkma çabasının yansıması olarak düşünülebilir. Bu metaforik araçlarla aslında içsel dünyamızın kendini koruma yöntemleri olarak düşünülebilir. Aynı çocuğun oyuncağına bağlılığı gibi kişi de aslında panik ve yalnızlığına tanıdığı yere bir güven nesnesi olarak tutunur. Bu duygular kişinin iç huzurunu bozarken tanıdık bir oyun alanı sunar. Kişi tanıdığı yerde kendini korur.

Kuş İmgesi ve Umut

“Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına” Kuş burada kişinin içsel hem özgürlüğün hem de güzel olacak her şeyin ihtimalini simgeleyebilir. Şiirin bu dizelerinde aslında kişinin içsel dünyası ile bir çatışmada olduğunu görebiliriz. Kuş yani güzel olan gelmek ister ama kişi buna izin vermez. Kaygı ve yukarıdaki dizelerde de görebileceğimiz gibi yalnızlığın izlerini taşır.

“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş. Kuş koysunlar yoluna burada metaforik bir çıkarımdır. Aslında kuş yoluna konduğunda kişinin yaşamına girebilecek yeni güzel fırsatları, özgürlüğünü simgeler. Bunu çocuğun söylemesi ise, başkalarından ziyade belki de kişinin içsel düşüncesi olarak düşünülebilir. Çocuğun sesi, kişinin içinde var olan fakat bastırdığı bir ses gibidir. Hala varlığını sürdüren umutlu yanının bir yansımasıdır. Çocuk, tüm panik ve yalnızlık duygularına karşın bireyin iç dünyasında güzelliği ve ihtimali görebilen bir tarafın da var olma ihtimalini bize hatırlatmak ister. Bu nedenle “kuş koysunlar yoluna” sadece dış dünyadan gelecek güzellikleri değil, kişinin kendi iç dünyasında yeniden özgürlük ve umudunu fark edebilme ihtimalini de bize göstermiş olur. İnsan bazen ne kendi ne de başkaları tarafından yoluna kuş konmasına izin vermez. Ama içindeki çocuk her daim ona fısıldar. Belki de yalnızlığımız; yolumuza kuş konmasına izin vermememizdendir.

Kaynakça

Marmara, N. (2015). Kuş koysunlar yoluna. Antoloji.com. https://www.antoloji.com/kus-koysunlar-yoluna-2-siiri/

Aslı Beyza Ayazoğlu
Aslı Beyza Ayazoğlu
Aslı Beyza Ayazoğlu, psikoloji lisans eğitimine devam eden bir yazar adayıdır. Klinik psikoloji, ahlak psikolojisi ve psikopatolojiler üzerine yoğunlaşan, aynı zamanda edebiyatla psikolojiyi harmanlayan yazılar kaleme almaktadır. Eğitim sürecinde özellikle psikopatolojinin edebiyattaki temsilleri ve patolojilerin nöropsikolojik yaklaşımları üzerine yazılar yazmış; psikopatolojinin edebiyattaki temsilleri üzerine olan yazılarında akademik bilgiyi hem gündelik yaşama hem de edebi anlatı diline entegre etmeye özen göstermiştir. Psikopatolojileri yalnızca klinik bir perspektiften değil, aynı zamanda sosyolojik, ahlaki ve edebi boyutlarıyla da ele almayı önemseyen, çok yönlü düşünmeyi sağlayan içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar