Perşembe, Temmuz 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Teşhis mi Koyuyoruz, Duvar mı Örüyoruz?

Günümüzde psikolojik farkındalık giderek artmakta ve insanlar ruh sağlığına dair her geçen gün yeni bilgiler edinmektedir. İnsan doğasının bir parçası olan değişim, bu psikolojik farkındalıkla birleştiğinde etkileyici bir algı mekanizması ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu mekanizma doğru yönlendirilmediğinde ciddi yanlış anlamalara yol açabilir. Son zamanlarda çevrenizde “Beni manipüle ediyorsun”, “Sen tam bir narsistsin”, “Çok depresyondayım” ya da “Çocukluk travması olanlar böyle yapıyor” gibi ifadeleri ne kadar sık duymaya başladınız?

Çevremizde sıkça karşılaştığımız bu durum, insanların kendilerini veya başkalarını hızlıca bir kategoriye sokma çabasını göstermektedir. Psikolojik farkındalığın bu şekilde popülerleşip yanlış yorumlanması, adeta bir “Google Doktorculuğu” akımı yaratmıştır. Dünyada giderek yayılan ve literatürde ‘Therapy Speak’ (Terapi Dili) olarak adlandırılan bu trend; psikolojik kavramların kökenlerinden koparılarak günlük dile kontrolsüzce dahil edilmesi anlamına gelmektedir. İlk bakışta masum bir kendini ifade etme çabası gibi görünen bu durum, aslında derin bir empati yoksunluğuna yol açmaktadır. Karşımızdaki kişiyi veya kendimizi yeterince derinlemesine anlamak yerine, klinik terimlerin arkasına saklanarak ilişkilerimizde çözümsüz kalıplar ve duvarlar örüyoruz.

Peki, gerçekten her bencil insan narsist midir? Her üzgün olan kişi depresyonda mıdır? Ya da anlatım becerisi ve ikna kabiliyeti yüksek olan her insan bir manipülatör müdür? Bu soruların cevabı aslında hayır; çünkü insan psikolojisi bu kadar düz ve tek boyutlu değildir.

Örneğin, narsizm yalnızca kendini düşünen veya rekabetçi olan insanlara verdiğimiz bir takma ad değil; kökleri derin bir aşağılık kompleksine ve kırılganlığa dayanan klinik bir tanıdır. Benzer şekilde, depresyon da üç gün süren moral bozukluğuna indirgenemeyecek kadar ağır bir tablodur. Günlük hayatta bir şeyler yolunda gitmediğinde kolayca kurduğumuz “Depresyondayım” ifadesi; aslında insanın en temel biyolojik ihtiyaçlarını, yemek yemeyi ya da temizlenmek için duşa girmeyi bile yapamayacak hale geldiği çok hayati ve derin bir klinik gerçeği gölgeliyor.

Gelelim son dönemin en popüler suçlaması olan “manipülasyon” kavramına… Günlük ilişkilerimizde birinin bizi ikna etmeye çalışmasını, fikrimizi değiştirmesini veya sadece kendi doğrusunu savunmasını hemen “Beni manipüle ediyor” diyerek yaftalıyoruz. Oysa sağlıklı her iletişimde taraflar birbirini ikna etmek isteyebilir. Gerçek psikolojik manipülasyon; bir kişinin, karşısındakinin gerçeklik algısını bozmak, onu suçluluk ve yetersizlik hissiyle tamamen kontrol altına almak için sistematik ve kötü niyetli olarak uyguladığı psikolojik bir şiddettir. İkna kabiliyeti yüksek, retoriği güçlü veya sadece tartışmayı kazanmak isteyen her insanı “manipülatör” ilan etmek, ilişkilerdeki sağlıklı tartışma zeminini tamamen yok eder ve bizi yapıcı bir uzlaşmadan uzaklaştırır.

Çocukluk travmaları konusunda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Elbette insanlar çocukken yaşadıkları ve hafızalarında yer eden olumsuz olayları unutamazlar. Ancak son zamanlarda, hayattaki kendi seçimlerinin sorumluluğunu veya hatalarını tamamen çocukluk travmalarına indirgeyerek, bu durumu farkında olmadan bir savunma mekanizması veya çıkış yolu olarak kullanan pek çok insan görmeye başladık. Oysa travma, üzerinde derinlemesine ve uzman eşliğinde çalışılması gereken ciddi bir kavramdır. Bunu incelerken gerçeklikten uzaklaşmamak ve en önemlisi kendi yetişkin sorumluluğumuzdan kaçmamak gerekir.

Sonuç olarak, psikoloji literatürüne ait kavramları günlük dilin sıradan birer argümanı haline getirmek, kelimelerin içini boşaltmaktadır. Birine “narsist” veya “manipülatör” dediğimizde, o insanla olan bağımızı tamamen koparıyor ve sığ bir etiketlemenin arkasına sığınıyoruz. Oysa insan ilişkilerinin şifası, teşhis koymakta değil; anlamaya çalışmaktadır. Kendi duygularımızı ifade ederken klinik tanılara sığınmak yerine “Şu an kırgınım”, “Beni duymadığını hissediyorum” veya “Bu aralar çok yorgunum” gibi yalın kelimeleri seçmek, hem kendi ruh sağlığımıza hem de kurduğumuz bağlara çok daha iyi gelecektir. Kelimelerin gücünü birer silah olarak değil, birbirimizi anlamak için birer köprü olarak kullanmayı yeniden hatırlamalıyız.

Ceylan Vural
Ceylan Vural
Ben Ceylan Vural. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümü 3.sınıf öğrencisiyim. Psikoloji alanının kattığı bilgi ve beceriyi gerçek hayatta deneyime dönüştürmek adına çeşitli kuruluşlarda gönüllü olarak bulundum. Güncel olarak projelerde yer alıyorum ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar