Beyniniz neden sadece tek bir işe odaklanmak yerine birden fazla işi aynı anda yapmaya çalışır, hiç düşündünüz mü? Dijital dünyanın hayatımızda yer edinmesiyle birlikte en çok alışkanlık haline getirdiğimiz şeylerden biri de aynı anda birçok işle ilgilenmek oldu. Sabah uyandığımızda telefonumuzu kontrol etmek, gelen bildirimlere bakmak, bir yandan kahvaltı yapmak, ders çalışırken mesajlara cevap vermek ve gün içerisinde sürekli farklı uyaranlara maruz kalmak artık hayatımızın sıradan bir parçası haline geldi.
Sanki zihnimizin sürekli meşgul olması, bir şeylerle aynı anda ilgilenmemiz ve hiç durmadan bir işten diğerine geçmemiz verimli olduğumuz anlamına geliyor. Fakat aslında durum biraz farklı. Beynimiz aynı anda birçok işi yürütüyormuş gibi görünse de çoğu zaman yaptığı şey görevler arasında hızlı bir şekilde geçiş yapmak. Her geçişte ise dikkatimizin yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bu da zamanla zihinsel yorgunluk ve odaklanma güçlüğü oluşturabiliyor.
Peki bu dağınıklık nereden geliyor?
Gün içerisinde maruz kaldığımız uyaranların sayısı düşündüğümüzden çok daha fazla. Telefon bildirimleri, sosyal medya içerikleri, mesajlar, e-postalar, haberler ve sürekli yenilenen ekranlar beynimize küçük küçük dikkat çağrıları gönderiyor. Tek başına bakıldığında oldukça önemsiz görünen bu uyaranlar, bir araya geldiğinde zihnimizin sürekli tetikte kalmasına neden olabiliyor.
Özellikle sosyal medya uygulamalarının çalışma biçimi bu noktada dikkat çekici. Her kaydırdığımızda karşımıza ne çıkacağını bilmiyoruz. Bir sonraki videonun, mesajın ya da bildirimin ne getireceğini merak ediyoruz. Bu belirsizlik, kişiyi tekrar tekrar uygulamaya yönelten bir davranış döngüsü oluşturabiliyor. Burada dopamin kavramından sıkça söz edilse de konuyu yalnızca “telefon dopamin salgılatıyor” şeklinde açıklamak yeterli değil. Ödül beklentisi, pekiştirme ve alışkanlık döngüleri birlikte değerlendirilmeli.
Bence asıl dikkat çekici nokta, telefonumuzu kullanmadığımız zamanlarda bile onun zihnimizde yer kaplayabilmesi. Telefonumuz masanın üzerinde duruyor, biz ders çalışıyoruz ama zihnimizin bir kısmı gelecek bildirimi bekliyor olabilir. Ward ve arkadaşlarının (2017) çalışması da akıllı telefonun yalnızca yakınımızda bulunmasının bile kullanılabilir bilişsel kapasiteyle ilişkili olabileceğini göstermiştir.
Bu durum günlük hayatımızda çok basit bir şekilde karşımıza çıkıyor. Örneğin ders çalışmak için masaya oturuyoruz. Telefonumuz yanımızda. Bir bildirim geliyor, bakıyoruz. Sonra başka bir uygulamaya geçiyoruz. Birkaç dakika sonra tekrar derse dönüyoruz. Dersin başına dönmüş olsak bile zihnimizin tamamen oraya dönmesi biraz daha zaman alabiliyor. Böylece birkaç saniyelik bir bildirim, düşündüğümüzden çok daha büyük bir dikkat maliyetine dönüşebiliyor.
Burada bilişsel yük kavramından da bahsetmek gerekiyor. Çalışma belleğimizin kapasitesi sınırsız değil. Aynı anda çok fazla bilgiyle ilgilenmeye çalıştığımızda zihinsel kaynaklarımız farklı yönlere bölünüyor. Bu nedenle “aynı anda her şeyi yapmalıyım” düşüncesi her zaman daha fazla iş yapmamızı sağlamıyor. Tam tersine, yaptığımız işin niteliğini düşürebiliyor.
Özellikle öğrenciler açısından bu durum daha da önemli. Bir yandan ders çalışırken bir yandan telefona bakmak, müzik dinlemek, sosyal medyada gezinmek ve başka bir dersin ödevini düşünmek ilk bakışta zaman kazandırıyor gibi görünebilir. Fakat aslında dikkatimizin sürekli görevler arasında geçiş yapması nedeniyle öğrenme sürecimiz daha verimsiz hale gelebilir. Rubinstein, Meyer ve Evans’ın (2001) ortaya koyduğu görev değiştirme maliyeti de tam olarak bu noktada önem kazanıyor.
Dağınık zihnin yalnızca teknolojiyle ortaya çıktığını düşünmek de doğru olmaz. Uyku düzeni, stres, yorgunluk, beslenme ve günlük yaşam koşulları da dikkat ve bilişsel performans üzerinde etkili. Özellikle yeterince uyumadığımızda zihnimizin bir göreve uzun süre odaklanması zorlaşabiliyor. Bu nedenle sürekli dikkatim dağılıyor dediğimizde yalnızca telefon kullanımımıza değil, bedenimizin ve zihnimizin genel durumuna da bakmamız gerekiyor.
Aslında çözüm teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak değil. Çünkü teknoloji artık eğitimden iletişime kadar hayatımızın birçok alanında bize yardımcı oluyor. Buradaki asıl mesele, teknolojinin bizi yönetmeye başlamasını engellemek.
Bunun için çok büyük değişikliklere de ihtiyacımız yok. Çalışırken telefonu masanın üzerinde değil başka bir yerde tutmak, gereksiz bildirimleri kapatmak, aynı anda tek bir işe odaklanmak ve gün içerisinde kısa dijital molalar vermek başlangıç için yeterli olabilir. Bazen zihnimizi toparlamak için ihtiyacımız olan şey daha fazla uyaran değil, biraz sessizliktir.
Günlük hayatımızda küçük görünen davranışların zaman içerisinde zihinsel alışkanlıklarımızı şekillendirdiğini düşünüyorum. Sürekli bildirim kontrol etmek, bir işe başlamadan önce telefonu elimize almak veya birkaç dakikalık boşlukta hemen sosyal medyaya yönelmek zamanla otomatik davranışlara dönüşebiliyor. Bu nedenle dikkatimizin dağıldığını fark etmek, aslında değişimin ilk adımı.
Sonuç olarak “dağınık beyin sendromu”nu bir psikiyatrik tanı olarak değil, dijital çağın dikkat süreçlerimiz üzerindeki etkilerini anlatan bir kavramsallaştırma olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Günümüzde sorun belki de hiçbir şey yapmamamız değil, aynı anda çok fazla şey yapmaya çalışmamız.
Beynimizin sürekli yeni bir uyarana ihtiyaç duymadığı, bazen tek bir işe odaklanmanın ve o işin içerisinde kalabilmenin de önemli olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Çünkü verimli olmak her zaman daha fazla şey yapmak anlamına gelmiyor. Bazen sadece bir işi, bölünmeden ve gerçekten orada olarak yapabilmek zihnimiz için en büyük kazanım olabilir.
Kaynakça
- Rubinstein, J. S., Meyer, D. E., & Evans, J. E. (2001). Executive control of cognitive processes in task switching. Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 27(4), 763–797.
- Stothart, C., Mitchum, A., & Yehnert, C. (2015). The attentional cost of receiving a cell phone notification. Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 41(4), 893–897.
- Ward, A. F., Duke, K., Gneezy, A., & Bos, M. W. (2017). Brain drain: The mere presence of one’s own smartphone reduces available cognitive capacity. Journal of the Association for Consumer Research, 2(2), 140–154.


