Yaz geldi, okullar tatil oldu ve sosyal medya deniz kenarında çekilmiş fotoğraflarla dolmaya başladı.
Valizler hazırlanıyor, oteller araştırılıyor, planlar yapılıyor derken pek çok insan tatili başlasa bile bir türlü dinlenemiyor. Sahilde uzanırken aklına mailleri geliyor. Kitap okumaya çalışırken evde yapılacak işleri, akşam yenecek yemeği düşünüyor. Bir kafede oturup manzarayı izlemek yerine gününü daha verimli geçirmek için planlar yapıyor. Hatta bazen birkaç gün hiçbir şey yapmadığında içinde hafif bir huzursuzluk beliriyor. Sanki biri ona sürekli “zamanını boşa harcıyorsun, yapman gereken şeyler var” diyor.
Bazı insanlar için dinlenmek bile emek isteyen yorucu bir işe dönüşüyor.
Jeffrey Young’a göre her çocuğun bazı temel duygusal ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar, onun sağlıklı ve mutlu bir yetişkin olmasına destek olur. Bu temel ihtiyaçlardan biri de oyun oynama ve kendiliğinden hareket edebilme ihtiyacıdır. Çocuk yalnızca eğlenmek için oyun oynamaz; oyun oynarken dünyayı ve hayatı keşfeder. Merak eder, dener, bozar, yeniden yapar, saçmalar, güler ve kendi sınırlarını keşfeder. Tüm bunlar çocuğun psikolojik olarak güçlenmesine katkı sağlar.
Ancak bazı çocuklar oyun oynamaktan çok doğru davranmayı öğrenirler. Evde başarı önemlidir; hata yapmak eleştirilir. Sessiz olmak “uslu çocuk” diye övülür. Sorumluluk almak yaşından daha erken beklenir. Serbest zamana izin yoktur. Aktivitelerde bile bir amaç ve görev vardır. Çocuk zamanla şunu öğrenir: Değerli olmak için kurallara göre hareket etmeliyim.
Yıllar geçer, çocuk büyür, iş sahibi olur, evlilik kurar ve çocuk yetiştirir. Ama içinde hâlâ oynayamayan bir taraf yaşamaya devam eder.
Belki yeni bir hobiye başlamak ister ama hemen iyi olmak zorunda hisseder. Belki resim kursuna yazılır fakat birkaç hafta sonra bırakır çünkü ortaya çıkan çizimler beklentisini karşılamamıştır. Belki dans etmeyi merak eder ama komik görünmekten çekinir. Belki yıllardır gitmek istediği bir şehre gider fakat sokaklarda kaybolmanın keyfini çıkaramaz; çünkü o şehirde gitmesi gereken tüm müzelere yetişmelidir.
Dışarıdan bakıldığında bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Oysa kişinin içinde daha derin bir şey yaşanmaktadır.
Bazen bu duygu sıkıntı olarak ortaya çıkar. Hayat kötü gitmiyordur ama uzun zamandır heyecan veren bir şey de yoktur. Kişinin içini bir sıkıntı kaplar. Bazen de suçluluk olarak ortaya çıkar; görevleri yerine getirememenin suçluluğu.
Bir pazar günü hiçbir şey yapmadan geçirilen birkaç saat, anlamsız bir rahatsızlık yaratır.
Bazen kıskançlık şeklinde belirir. Bazı insanlar spontane davranabildiğinde, anlık kararlarla yola çıktığında veya plansızca eğlenebildiğinde içten içe hem hayranlık hem de huzursuzluk hissedilir.
Çünkü özgürlük çoğu zaman sahip olmadığımız bir ihtiyacı hatırlatır.
Belki de bu yüzden bazı insanlar tatilde bile yorulur. Dinlenmeye değil, performans göstermeye giderler. Görülecek yerler listelenir, fotoğraflar çekilir, sosyal medyada paylaşımlar yapılır. Programlar hazırlanır. Tatil bittiğinde geriye güzel anılardan çok tamamlanmış görevler kalır.
Oysa çocukluğun oyun ihtiyacı yalnızca geçmişe ait bir ihtiyaç değildir. İnsan ruhu yaş aldıkça oyuna olan ihtiyacını kaybetmez; sadece onu daha iyi saklamayı öğrenir. Mutlu olabilmek için oyun oynamaya izin vermek gerekir. Mutlu çocuğun mutlu yetişkin versiyonunu yakalamak zor değildir.
İyileşme bazen büyük kararlarla başlamaz. Bazen her zamanki yolda yürürken farklı bir sokağa sapmakla başlar. Belki deniz kenarında telefonu çantaya koyup hiçbir şey yapmadan ufku izlemekle başlar. Belki sonuç odaklı olmadan yeni bir şey denemekle. Belki de çocukken sevilen ama yıllardır unutulan bir uğraşı yeniden hatırlamakla.
Çünkü spontane olmak sorumsuz olmak değildir. Spontane olmak, hayatın içinde yalnızca görev alan biri olmaktan çıkıp zaman zaman deneyimleyen, merak eden ve oynayan biri olabilmektir.
Ve bazen ruhun en çok ihtiyaç duyduğu şey, çözülmesi gereken yeni bir problem değildir; oynayabilmek için kendine verilen küçük bir izindir. Yeri geldiğinde spontane hareket edebilme özgürlüğüdür.


