God complex yani tanrı kompleksi dediğimiz bu kavram, kişinin kendini diğerlerinden güçlü, bilgili, yetkin ve kararları sorgulanamaz olarak adlandırmasıdır. Kavram aslında sadece yüksek özgüven değil, kişinin kendi yargılarını mutlak doğru kabul etmesi ve başka insanlar hakkında otorite sahibi olacağına dair inanca sahip olmasıdır. Yüksek özgüvenle farkını şöyle açıklayabiliriz: Kendine güvenen birisi konu hakkında haklı olduğunu düşünür ancak yanılma payını da ekler. Tanrı kompleksi örüntüsü ise farklı düşünceyi fikir ayrılığı olarak değil, otoritesine karşı başkaldırı olarak algılar.
Peki, örüntü bireyde nasıl oluşur? Tanrı kompleksiyle ilişkilendirilen davranışların nasıl şekillendiğini anlamak için ebeveyn tutumları, aile içindeki güç ilişkileri, koşullu ve koşulsuz kabul davranışlarını incelemek gerekir. Bunların belirleyici olduğu gibi bireysel farklılıkların olduğunu ve kesin kabul olmadığını unutmamak gerekir.
Çocuğun aşırı yüceltilmesi, örneğin “Sen herkesten farklısın!” gibi cümlelerle çocuğa yüklenen anlamlar… Yapılan araştırmalarda ebeveynin çocuğu diğerlerinden üstün ve farklı olduğunu entegre etmesi, ilerleyen yaşta bireyin çevresindekilerden daha üst statüde olduğuna ve onları kontrol edebileceğine dair algısının oluşmasına neden olduğu görülmüştür. Tabii burada ebeveynin çocuğu yansıttığı destekleyici ve sevgi bağını ayırt etmek gerekir. Örneğin;
- “Bu konuda çok emek verdin, seninle gurur duyuyorum.” demek çocuğunun çabasını takdir eder.
- “Sen herkesten daha zekisin, diğer çocuklar senin seviyende değil.” demek ise çocuğa üstünlük ve ayrıcalık duygusu aşılar.
- “Hata yapabilirsin, bu senin değerini azaltmaz.” demek hata toleransını desteklerken,
- “Senin yaptığın bir şey yanlış olamaz, insanlar seni kıskanıyor.” demekse sorumluluk alma potansiyelini azaltır.
Buradaki örneklerde çocuğun sevilmesi ve desteklenmesi değil, sevgi ve takdirin gerçekçi sınırlar yerine üstünlük duygusuyla birlikte verilmesidir.
Bunların tam tersine aşırı eleştiri, duygusal küçümsemeye koşullu kabul ise çocuğun duygularının, ihtiyaçlarının veya deneyimlerinin sürekli küçümsenmesi ya da geçersizleştirilmesidir. Yapılan araştırmalarda bu söylemlerde büyüyen bireylerde de tanrı kompleksi işaretlerine rastlanmıştır. Bu ortamda büyüyen çocuklar şu tür mesajlarla karşılaşmış olabilirler:
- “Senin hissettiklerin önemli değil.”
- “Yanlış yaparsan değerini kaybedersin.”
- “Ancak başarılı olursan seninle gurur duyacağım.”
- “Benden daha iyisini bilemezsen benim doğrum doğrudur.”
Bu deneyimlerin olası psikolojik etkisi, çocuğun kendi duygularını tanımakta ve benlik değerini dışarıdan bağımsız biçimde düzenlemekte zorlanması olabilir.
Bazı kişiler yetişkinlikte eleştiriyi bir gelişim fırsatı olarak değerlendirmeyi öğrenirken, bazıları eleştiriyi aşağılanma, yetersizlik veya değersizleşme tehdidi olarak yaşayabilir. Bu ikinci durumda kişi kendisini korumak amacıyla savunmacı, küçümseyici veya aşırı kontrolcü davranabilir.
Sonuç olarak dışarıya yansıtılan üstünlük, bazen içeride hissedilen yetersizliğe karşı geliştirilen bir savunma olarak düşünülebilir.
Bir başka aile örüntüsü, çocuğun hayal kırıklığı yaşamasına, kendi sorunlarını çözmesine veya davranışlarının sonuçlarıyla karşılaşmasına yeterince izin verilmemesidir. Böyle bir ortamda çocuk, kendisine yardım edilmesini doğal bir ayrıcalık olarak öğrenebilir. Aile, çocuk adına sürekli karar veriyor, hatalarını telafi ediyor veya başkalarının koyduğu sınırları ortadan kaldırıyorsa, çocuk bağımsız problem çözme ve karşılıklı sorumluluk becerilerini yeterince geliştiremeyebilir.
Yetişkinlikte bu durum şu biçimlerde görülebilir:
- Başkalarının kendi ihtiyaçlarını önceliklendirmesini beklemek.
- Bir isteği reddedildiğinde bunu kişisel bir hak ihlali gibi değerlendirmek.
- Kendi sorumluluğunu başkalarına yüklemek.
- Başarısızlık karşısında dışsal suçlular aramak.
- İlişkilerde karşılıklılık yerine hizmet veya ayrıcalık beklemek.
Çocuk yalnızca kendisine nasıl davranıldığını değil, ailedeki yetişkinlerin birbirlerine nasıl davrandığını da gözlemler. Örneğin, bir ailede kararların sürekli tek kişi tarafından verilmesi, farklı düşüncelerin cezalandırılması, hataların kabul edilmemesi veya aile içindeki statünün sorgulanamaz olması, çocuğun ilişkilerde güç ve otoriteyi nasıl yorumlayacağını etkileyebilir.
Çocuk zamanla şu inançları öğrenebilir:
- Güçlü olanın sözü geçer.
- Hata kabul etmek zayıflıktır.
- Başkalarının sınırlarına uymak zorunlu değildir.
- Bir anlaşmazlıkta amaç ortak çözüm bulmak değil, üstün gelmektir.
Peki sevgi görmemiş olmak mı, fazla sevilmiş olmak mı?
Bu konudaki araştırmaların en ilginç kısmı ise bu soruya net bir cevap verememiş olmaktır. Çünkü iki farklı bakış açısıyla ele almak gerekir.
Aşırı ayrıcalık ve yüceltilme: “Ben diğerlerinden üstünüm; bana farklı davranılmalı.”
Kırılgan benlik ve savunmacı üstünlük: “Yetersiz veya değersiz görünmemeliyim; aksi hâlde benliğim tehdit altında kalır.”
Bu örüntü sosyal yaşantıda da karşımıza farklı şekillerde çıkabilir. Çünkü kişinin iç dünyasındaki üstünlük algısının gündelik yaşantıda görebileceğimizi aktarır. Bu konuda tanrı kompleksi olan herkes böyledir demek yerine davranışları incelemek daha doğru.
Arkadaşlık ilişkilerinde eşitlikten çok hiyerarşi olması, kendi değerinin onaylandığı bir alan olarak görülür. Örneğin:
- Sohbetlerde sık sık kendi başarılarına ve deneyimlerine dönmek.
- Başkalarının başarılarını küçümsemek veya kendi başarılarıyla kıyaslamak.
- Kendisinden daha başarılı bir arkadaş karşısında rekabetçi ya da küçümseyici bir tutum geliştirmek.
- Tavsiye verirken karşısındakinin ihtiyaçlarını anlamak yerine kendi doğrularını dayatmak.
- Hata yaptığında özür dilemek yerine koşulları veya diğer insanları suçlamak.
Bu örüntüde arkadaşlığın görünmeyen ölçütü şu olabilir: “Bu ilişki benim kendimi nasıl hissetmemi sağlıyor?” Kişi kendisini değerli hissettiren, başarılarını onaylayan veya ona hayranlık duyan insanlarla daha rahat hissedebilir. Buna karşılık, kendisini eleştiren ya da kendi üstünlük algısını sorgulayan kişilerle çatışma yaşayabilir.
Romantik ilişkilerde ayırt edici etken sevgi ve hayranlık duygusu arasındaki farktır. Sağlıklı bir ilişkide kişi sevildiğini hissetmenin yanında, kusurlarıyla birlikte görülmeye, eleştirilmeye ve karşısındaki insanla eşit bir konumda bulunmaya da alan açabilir.
Üstünlük ve ayrıcalık ihtiyacının ağır bastığı ilişkilerde ise partner, bağımsız bir birey olmaktan çıkarak kişinin kendisini değerli hissetmesini sağlayan bir kaynağa dönüşebilir.
Bu bireyler gerçekten kendilerini kusursuz ve mutlak doğru mu görürler? Burada davranışlara değil de bu davranışların hangi işlevleri yerine getirdiğine bakmak gerekir.
Benlik değerini düzenleme
Kişi kendisini değerli hissetmek için başarıya, takdire, statüye veya başkalarının onayına fazla bağımlı olabilir. Bu durumda üstünlük gösterisi, benlik değerini korumanın bir yolu hâline gelebilir.
Utanç ve aşağılanmadan kaçınma
Bazı kişiler için hata yapmak yalnızca bir başarısızlık değil, yetersiz olduklarının kanıtı gibi hissedilebilir. Bu nedenle hatayı kabul etmek yerine savunmaya geçmek, suçlamak veya karşı tarafı küçümsemek daha kolay gelebilir.
Kontrol ve öngörülebilirlik ihtiyacı
Başkalarının farklı kararlar vermesi, kişinin planladığı gibi davranmaması veya otoritesini sorgulaması rahatsızlık yaratabilir. Kontrol, ilişkilerde belirsizliği azaltmanın bir yolu gibi kullanılabilir.
Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şu: Dışarıdan kendinden emin görünen bir insanın iç dünyasında mutlaka derin bir güvensizlik olduğunu varsayamayız. Bazı kişiler gerçekten kendileri hakkında abartılı olumlu inançlara sahip olabilir; bazılarında ise üstünlük davranışları daha kırılgan bir benlik algısıyla birlikte görülebilir.
Dolayısıyla yazıda “Aslında kendilerini hiç sevmiyorlar.” gibi kesin bir ifade yerine şu yaklaşım daha isabetli olur: Bazı insanlarda üstünlük ihtiyacı, benlik değerini dışarıdan gelen değerlendirmelere karşı koruma işlevi görebilir. Fakat üstünlük davranışının altında yatan psikolojik süreç, kişiden kişiye değişir.
Sonuç olarak God kompleksi, bir insanın kendisini diğerlerinden üstün görmesinden çok, bu üstünlük algısının ilişkilerini ve dünyayı yorumlama biçimini nasıl şekillendirdiği üzerinden ele alınmalıdır. Bazı bireylerde yanılmaz olma, kontrolü elinde tutma ve sürekli takdir edilme ihtiyacı; çocuklukta öğrenilen ilişki biçimleri, ebeveyn tutumları ve benlik değerini düzenleme çabalarıyla ilişkili olabilir. Ancak her üstünlük davranışının ardında aynı çocukluk öyküsünün ya da gizlenmiş bir yetersizlik duygusunun bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Kimi zaman kişi kendisini ayrıcalıklı görmeyi öğrenirken, kimi zaman da hata yapmanın, eleştirilmenin veya sıradan olmanın yarattığı rahatsızlıktan kaçınmaya çalışabilir. Her iki durumda da asıl güçlük, kişinin kendi doğrularını sorgulanamaz kabul ettiği noktada başkalarının da kendine ait bir dünyası, sınırları ve gerçekliği olduğunu gözden kaçırmasıdır. Çünkü sağlıklı bir benlik algısı, insanın kendisini herkesten üstün görmesine değil, güçlü yanlarını ve sınırlarını aynı anda kabul edebilmesine dayanır. Belki de asıl soru, bir insanın kendisini ne kadar güçlü gördüğü değil; yanılabileceğini kabul ettiğinde, karşısındaki insanın kendisinden farklı olmasına izin verdiğinde ve kontrolü paylaşabildiğinde kim olduğudur.
Kaynakça
- Brummelman, E., Thomaes, S., Nelemans, S. A., Orobio de Castro, B., & Bushman, B. J. (2015). Origins of narcissism in children. Proceedings of the National Academy of Sciences, 112(12), 3659–3662. https://doi.org/10.1073/pnas.1420870112
- Huxley, E., & Bizumic, B. (2017). Parental invalidation and the development of narcissism. The Journal of Psychology, 151(2), 130–147. https://doi.org/10.1080/00223980.2016.1248807
- Narcissistic traits in young people: Understanding the role of parenting and maltreatment. (2020).

