Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Stres, Bağışıklık ve Otoimmünite: İki Yönlü Bir İlişki

Bir enfeksiyondan sonra neden kendimizi bu kadar çökmüş hissederiz? Çünkü bağışıklık sistemi sadece mikroplarla savaşmaz, beyne de mesaj göndererek bizi uyarmaya başlar.

Stres

Bedenin ve zihnin kendisini zorlayan ya da tehdit eden bir durumla karşılaştığında verdiği tepkidir. Stres kaynağı (stresör) dışarıdan gelebilir; sınav, iş yükü, kayıp, hastalık ya da içeriden kaygı, mükemmeliyetçilik, endişeli düşünceler, panik ataklar. Önemli olan olayın kendisinden çok, kişinin onu nasıl değerlendirdiğidir. “Ben bununla baş edemem” diyen bir bireyin ve “Ben bu durumla baş ederim” diyen bireyin stres durumları fizyolojik olarak farklı şekillerde tepkiler vermektedirler (Özel ve Karabulut, 2018). Stresle baş etmenin tek bir yolu yoktur. Stres farkındalıklarının artırılması, mindfulness düşünceleri yargılamadan fark etmek, özellikle zihinsel geveleme ve kaygıyı azaltmada işe yaramaktadır. Uyku yetersizliği stres tepkisini büyütür, stres de uykuyu bozar. Düzenli uyku saati en temel korumadır. Düzenli fiziksel aktivite (hızlı yürüyüş bile) kaygıyı ve stres hormonlarının etkisini azaltır. Yavaş diyafram nefesi (nefes verişi alıştan uzun tutmak), ilerleyici kas gevşetme ve yoga, “savaş ya da kaç” tepkisini yatıştırarak düzenli bir tepki oluşturmaktadır.

Bağışıklık

Bağışıklık, vücudun hastalık yapıcı mikroplara (virüs, bakteri, mantar, parazit) ve kendi içinde ortaya çıkan zararlı hücrelere karşı kendini koruma yeteneğidir. Bağışıklık sistemi, bu işi yapan hücre, doku ve organların ortak adıdır. Kemik iliği, timus, dalak, lenf düğümleri ve kan ile dokulardaki bağışıklık hücreleri bu sistemin parçası olarak bilinmektedir (Alkan, 2017).

Otoimmünite

Bağışıklık sisteminde kendi doku ve organlarını yabancı olarak algılayıp saldırması olarak bilinmektedir. Ayrım yapılmadığı zaman ise otoimmünite hastalıkları ortaya çıkmaya başlar. Bu hastalıklara baktığımızda ise; eklemler (romatoid artrit), sinir sistemi (MS), tiroit (Hashimoto), bağırsak (Crohn, çölyak) ya da pek çok organ hedef olabilmektedir (Çavuşoğlu, 2025). Bu durumun tek bir sebebi yoktur. Genler, hormonlar, geçirilen enfeksiyonlar ve çevre birlikte rol oynar. Ama bu savaşın izleri yalnızca bedende kalmaz. İşin içine ruh hâli de devreye girmektedir. Psikoloji ile ilişkisine bakıldığında ise stresle ilişkili bozukluklar (örneğin TSSB) sonradan otoimmün hastalık görülme riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilidir. Çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına bakıldığında ise yetişkinlikte otoimmün hastalık riskiyle ilişkili bulunmuştur (Dantzer ve ark., 2008).

Psikolojik iyi oluş hastalıklardan korumanın garantisi değil, koruyucu etkenlerden biri olmaktadır. Önemli olan stres yaşamamak değil, stresten sonra bedenin ve zihnin dinlenebilmesidir. Duyguları fark etmek, söze ya da yazıya dökmek ve paylaşmak, bastırmaya göre daha az fizyolojik yük oluşturmaktadır. Psikolojik denge beden bakımıyla birlikte çalışır: hareket, dengeli beslenme, düzenli sağlık kontrolleri oluşturmak gerekmektedir. Bunların hiçbiri “moralini yüksek tut, hasta olmazsın” demek değil. Hastalıklar genlerin, mikropların, çevrenin ve talihin de oyunudur. Ama dinlenebilen, bağ kurabilen, duygularını söze dökebilen bir zihin, bedenin savunma sistemine verebileceğimiz en iyi destek olmaktadır.

Kaynakça

  • Alkan, Ş. Ş. (2017). İmmün sistem ve barsak mikrobiyotası. Journal of Biotechnology and Strategic Health Research, 1, 7-16.
  • Özel, Y., & Karabulut, A. B. (2018). Günlük yaşam ve stres yönetimi. Türkiye Sağlık Bilimleri ve Araştırmaları Dergisi, 1(1), 48-56.
  • Çavuşoğlu, K. (2025). Otoimmün Hastalıkların Tanısında Kullanılan ANA Paternlerinin Refleks Testlerle Birlikte Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi.
  • Dantzer, R., O’Connor, J. C., Freund, G. G., Johnson, R. W. ve Kelley, K. W. (2008). From inflammation to sickness and depression: When the immune system subjugates the brain. Nature Reviews Neuroscience, 9(1), 46-56.
Cemile yıldırım
Cemile yıldırım
Uluslararası Final Üniversitesi Psikoloji Bölümünden onur derecesiyle mezun olmuş, Klinik Psikoloji yüksek lisansını Yakın Doğu Üniversitesi'nde tezli olarak tamamlamıştır. Tezinde genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımı, fiziksel benlik algısı ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Şuanda ise Yakın Doğu Üniversitesinde Genel psikoloji alanında doktora yapmaktadır. Travma, yas danışmanlığı ve şema terapi başta olmak üzere çeşitli psikoterapi alanlarında eğitimler almış; klinik gözlem ve akademik içerik üretimi deneyimine sahiptir. Travma temelli olgu sunumu makalesi SOBİDER’de yayımlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar