Kaygı nedir? Kaygı, çoğu zaman anlaması ve tanımlaması zor bir duygudur. Evrimsel süreç boyunca bizi hayatta tutan ve tehlikelerden koruyan bu güçlü duygu, gerçek bir tehdit karşısında hızlı hareket etmemizi sağlayarak hayatta kalmamıza yardımcı olmuştur. Günümüzde fiziksel tehlikeler yerini sınavlara, iş görüşmelerine, ekonomik zorluklara ve sosyal ilişkilere bırakmış olsa da beynimiz bu durumları benzer stres mekanizmalarıyla değerlendirmeye devam eder. Bu nedenle kaygı, genellikle hayatımızı düzenleyen ve günlük işlerde bizi harekete geçiren bir duygu olarak işlevsel bir rol oynar; tabii ki çok yoğun seviyelerde yaşanmadığı sürece.
Bazı durumlarda bu alarm sistemi gereğinden fazla çalışabilir ve vücudumuzun ciddi bir hayati tehdit karşısında vereceği fiziksel tepkilere benzer şekilde kalp atış hızlanması, ani terleme, göğüs sıkışması, nabız yükselmesi ve baş dönmesi gibi hisler yaşayabiliriz. Bu tepki, aslında vücudumuzun bize düşüncelerimizle fark edemediğimiz bir durumu iletme yöntemidir: Burada bir terslik var, korkuyorsun, sebebini anlamalısın. Ancak bu anlarda tetikleyicilerden çok vücudumuzun verdiği sinyallere odaklandığımızda, gerçekten de ciddi bir hastalığın, örneğin bir kalp krizinin habercisi gibi gözüken bir durumu yorumlayabiliriz. Bu durumda kaygı, koruyucu bir duygu olmaktan çıkarak yavaş yavaş hayat kalitemizi olumsuz etkileyen bir hale dönüşebilir.
Genç yaşta ani ölüm haberleri ve Tiktok/Reels Etkisi
Sosyal medya, neyi görüp etkileşimde bulunursak, bizi kendi içerisinde tutabilmek için elinden geleni yapan bir sistemle çalışır. İstemeden önümüze çıkan ama o an ilgimizi çeken herhangi bir içerik, olumlu ya da olumsuz, birkaç saniye boyunca o içerikte vakit geçirdiğimiz için algoritmamıza girebilir. Sürekli olarak kedi videoları izliyorsak, daha fazla kedi videosu önümüze çıkacaktır. Aynı şekilde, birkaç genç ölüm haberiyle karşılaştığımızda, benzer haberler de karşımıza çıkmaya başlayacaktır. Ancak, daha fazla kedi videosu izlemenin dünyada daha fazla kedi olduğu anlamına gelmediği gibi, sosyal medyada daha fazla ani ölüm haberi görmek de bu olayların gerçekten daha sık yaşandığı anlamına gelmez.
Bu durum, Amos Tversky ve Daniel Kahneman’ın (1973) tanımladığı erişilebilirlik sezgiselliği (availability heuristic) ile de açıklanabilir. Bu bilişsel kestirme, insanların bir olayın ne kadar sık yaşandığını veya gerçekleşme olasılığını, o olaya ilişkin örnekleri zihinlerine ne kadar kolay getirebildiklerine göre değerlendirme eğiliminde olduklarını öne sürer. Başka bir deyişle, sık karşılaştığımız veya kolay hatırladığımız olaylar, bize gerçekte olduklarından daha yaygınmış gibi gelebilir.
Kalp krizi korkusu
Bu durum yalnızca sosyal medya algoritmalarıyla açıklanamaz. Psikolojide doğrulama yanlılığı (confirmation bias) olarak bilinen bilişsel eğilim de bu süreci güçlendirir. Doğrulama yanlılığı, sahip olduğumuz inanç ve beklentileri destekleyen bilgileri fark etmeye, hatırlamaya ve onlara daha fazla önem vermeye; bunlarla çelişen bilgileri ise göz ardı etmeye eğilimli olmamızdır (Peters, 2022). Örneğin, kalp krizi geçireceğinden endişe duyan biri, sosyal medyada karşılaştığı genç yaşta ani ölüm haberlerini daha çok fark eder, bu haberleri daha kolay hatırlar ve kendi korkusunu doğrulayan kanıtlar olarak yorumlayabilir. Buna karşılık, aynı gün binlerce sağlıklı insanın hayatına normal şekilde devam etmesi dikkatini çekmez. Böylece kişi, aslında nadir görülen olayların çok daha yaygın olduğu izlenimine kapılabilir.
Geçtiğimiz ay da olduğu gibi, genç yaşta kalp krizi sonucu gerçekleşen ölümlere ilişkin haberlerin sosyal medyada sıkça karşımıza çıkması, özellikle ülkemizde belirgin bir tedirginlik yarattı. Bu haberlerin altında insanlar olası nedenleri tartışıyor, kendi açıklamalarını paylaşıyor ve birbirlerinin yorumlarından etkileniyor. Böylece yalnızca haberlerin kendisi değil, bu haberlerin etrafında oluşan yoğun tartışma da konunun zihnimizde daha erişilebilir hâle gelmesine neden oluyor.
Sonuç
Bedenimizi dinlemek ve sağlığımızı önemsemek elbette gereklidir ve hayatta kalmamız için kaçınılmazdır. Ancak bedenimizde hissettiğimiz her belirtiyi ciddi bir hastalığın işareti olarak yorumlamak, günlük yaşamımızı zorlaştıracağı gibi kaygı döngümüzü de güçlendirebilir. Bu durum, gerçekten önemli olabilecek sinyalleri göz ardı etmemize sebep olabilir. Özellikle sosyal medyada her gün önümüze çıkan sağlık haberlerini tarafsız bir şekilde okumaya çalışmak, haberin doğruluğunu göz önünde bulundurmak, bizi olayla ortak nokta arama eğiliminden uzaklaştırabilir. Kaygı doğru düzeyde olduğunda bizi koruyan bir duygudur; ancak yaşamımızı yönetmeye başladığında profesyonel destek almak, hem zihinsel hem de fiziksel sağlığımız için atılabilecek en doğru adımdır.


