Pazar, Ağustos 2, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Şefkat Arttıkça Şehvet Düşer Mi?

Bir ilişki başladığında çoğu insanın dikkatini ilk çeken şey tutkudur. Birbirini düşünmeden duramamak, dokunmak istemek, özlemek ve heyecan duymak, ilişkinin ilk dönemlerine damgasını vurur. Zaman geçtikçe ise başka bir şey gelişmeye başlar: Yakınlık. Partnerler birbirlerini daha iyi tanır; korkularını, eksiklerini ve yaralarını öğrenirler. Birlikte geçirilen yıllar arttıkça güven duygusu derinleşir. İşte tam bu noktada birçok çiftin aklına aynı soru gelir: Şefkat arttıkça şehvet azalır mı? Bu sorunun yanıtı bazen evettir. Ancak bunun nedeni insanların birbirini daha az sevmesi değildir. Hatta paradoksal biçimde bazen tam tersi geçerlidir. İnsanlar birbirlerini daha çok sevdikleri için aralarındaki cinsel gerilim azalabilir. Çünkü şefkat ve şehvet, aynı duygunun farklı biçimleri değildir. Şefkat, korumak, kollamak ve güven vermekle ilgilidir; şehvet ise arzu ile ilgilidir. Arzunun doğasında merak, belirsizlik ve ulaşamama duygusu bulunur. Bu nedenle aşkın ilk dönemlerinde yaşanan yoğun çekim, zamanla daha sakin bir sevgiye dönüşebilir.

Arzu ile yakınlık arasındaki ilişki her zaman düşündüğümüz kadar basit değildir. Yakınlık arttıkça güven artar, ama bazen gizem azalır. Oysa arzu, çoğu zaman tamamen bildiğimiz değil, tam olarak bilemediğimiz şeylerden beslenir. Karşımızdaki insanın hâlâ keşfedilecek yönlerinin olması, kendi dünyasını koruması ve bize bütünüyle tanıdık hale gelmemesi, erotik enerjiyi canlı tutabilir. Bu yüzden bazı çiftler, ilişkilerinde çok mutlu ve huzurlu olduklarını söylerken cinsel hayatlarının zayıfladığından yakınırlar. Görünürde birbirlerine kızgın değillerdir, aralarında ciddi bir çatışma da yoktur; hatta birbirlerini çok severler. Fakat artık sevgili olmaktan çok iyi arkadaş olmaya başlamışlardır.

İnsan zihni bazen sevgi ile arzuyu aynı kişide birleştirmekte zorlanabilir. Özellikle bazı zihinler, sevilen, değer verilen ve saygı duyulan birini farklı bir yere koyarken, cinsel arzunun yöneldiği bir başkasının varlığını bir yere yerleştirebilir. Bu durum geçmişte “kadın-anne imgesi” üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Kişi, zihninde şefkat duyduğu, koruduğu ve değer verdiği kişiyi, adeta annelik özellikleri taşıyan güvenli bir figüre dönüştürebilir. Böyle olduğunda o kişiye yönelik cinsel duygular geri planda kalabilir. Çünkü bilinçdışı düzeyde sevgi ve cinsellik birbirinden ayrılmıştır. Elbette hem kadın hem de erkek, zaman zaman partnerlerini bakım verdikleri, korudukları ya da sorumluluğunu üstlendikleri bir konuma yerleştirdiklerinde arzularında azalma yaşayabilirler. Arzunun yerini zamanla bakım verme ve sahip çıkma duygusu alabilir. Burada önemli olan nokta; şefkatin arzunun düşmanı olmadığıdır. Ancak bazen şefkatin içine karışan aşırı koruyuculuk ve aşırı tanıdıklık, arzunun hareket alanını daraltabilir.

Uzun süreli ilişkilerde arzunun yaşayabilmesi için iki kişinin tamamen iç içe geçmemesi gerekir. Sağlıklı bir ilişkinin içinde hem yakınlık hem de mesafe bulunur. Mesafe derken fiziksel uzaklıktan ziyade, kastedilen şey iki kişinin kendi bireyselliğini koruyabilmesidir. Kendi ilgi alanlarına, düşüncelerine ve iç dünyalarına sahip olabilmelidirler. Çünkü arzu, biraz da iki ayrı insan arasında doğar. Eğer ilişki zamanla tek bir kimliğe dönüşürse, erotik gerilim azalabilir. Karşımızdaki kişiyi yeniden merak edebilmek, onda hâlâ keşfedilecek bir şeyler olduğunu hissedebilmek, arzunun önemli kaynaklarından biridir.

Şehvetin azalması her zaman ilişkinin bittiği anlamına gelmez. Bazen bu durum, ilişkinin doğal gelişiminin bir parçasıdır. Çiftler için önemli soru, birbirlerine yakınlaşırken, birbirlerini arzulayabildikleri alanı da koruyup koruyamadıklarıdır. Belki de mesele şefkatin artması değildir; mesele, şefkat artarken arzunun ihtiyaç duyduğu mesafenin sessizce ortadan kaybolmasıdır. İnsan ruhu, hem güvende olmak ister hem de heyecan duymak; hem ait olmak ister hem de özgür kalmak ister.

İlayda Ağırlı
İlayda Ağırlı
Klinik Psikolog İlayda Ağırlı, Yeditepe Üniversitesi Psikoloji bölümünü, Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Okan Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Akademik yaşamında psikoloji, tarih ve rehberlik-psikolojik danışmanlık alanlarını bir araya getirerek insanı geçmişi, ilişkileri ve bilinçdışı süreçleriyle bir bütün olarak anlamayı amaçlamaktadır. Çeşitli üniversitelerde genç yetişkinlerle; spor okullarında ise çocuk ve ergenlerle çalışarak gelişim süreçlerine eşlik etmiştir. Psikanalitik yönelimli çalışmakta ve cinsel terapi alanındaki eğitimlerini sürdürmekte; bireyin iç dünyasını, ilişkisel dinamiklerini ve toplumsal bağlamla etkileşimini arzular, savunmalar ve aktarım ilişkileri üzerinden ele almakta, ruhsal süreçleri herkes için anlaşılır bir dille ifade etmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar