“Yas, yalnızca toprağa verilen insanların ardından tutulmaz; bazen hâlâ yaşayan ama artık ulaşamadığımız insanların ardından da başlar.”
“Artık yok.” İnsan zihninin kabul etmekte en çok zorlandığı cümlelerden biri budur. Çoğu insan yas denildiğinde yalnızca ölümü düşünür. Bir cenaze, siyah kıyafetler, gözyaşları ve vedalar… Oysa psikolojik açıdan yas, ölümden çok daha geniş bir kavramdır. Yas; bağ kurduğumuz, anlam yüklediğimiz ve yaşamımızın bir parçası hâline gelen herhangi bir şeyi kaybettiğimizde başlayan psikolojik uyum sürecidir. Bu yüzden insan yalnızca ölenlerin yasını tutmaz. Biten bir evliliğin, yarım kalan bir ilişkinin, yıllarca süren bir dostluğun, gerçekleşmeyen hayallerin ve hatta artık eskisi gibi olmayan kendi benliğinin de yasını tutabilir.
Asıl soru şudur: İnsan gerçekten kimi kaybettiğinde yas tutar; bir insanı mı, yoksa o insanla birlikte kurduğu hayatı mı?
Yas Nedir, Ne Değildir?
Toplumda yas çoğu zaman yalnızca ağlamakla özdeşleştirilir. Oysa yas bir duygu değil, psikolojik bir yeniden yapılanma sürecidir.
Yas; yalnızca üzülmek değildir, yalnızca cenazeden sonraki birkaç hafta değildir, yalnızca gözyaşı dökmek değildir. Yas, zihnin “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” gerçeğini yavaş yavaş kabul etmeye çalışmasıdır.
Bir danışanım babasını kaybettikten aylar sonra şöyle demişti: “Her sabah birkaç saniyeliğine hâlâ yaşıyor sanıyorum. Sonra gerçek aklıma geliyor ve onu ikinci kez kaybediyorum.” İşte yas tam olarak budur. Zihin kaybı tek seferde kabul etmez. Her gün biraz daha öğrenir. Her gün biraz daha eksilir.
İnsan Yalnızca Ölenlerin Yasını Tutmaz!
Yasın en yanlış anlaşılan yönlerinden biri budur. Bir ilişkinin bitmesi de yas yaratır. Yakın bir arkadaşın hayatınızdan çıkması da… Çocukların büyüyüp evden ayrılması da… Yıllarca emek verilen bir mesleğin sona ermesi de… Bir danışanım boşandıktan sonra bana şöyle demişti: “Herkes ‘En azından kimse ölmedi.’ diyordu. Ama ben her sabah biri ölmüş gibi uyanıyordum.” Çünkü ayrılıklarda kaybedilen yalnızca partner değildir. Birlikte kurulmuş gelecek… Ortak alışkanlıklar… Paylaşılan hayaller… “Biz” olma duygusu… Ve kişinin o ilişkinin içindeki kimliği de kaybedilir.
Psikolojik açıdan zihin, fiziksel ölüm ile ilişkinin ölümünü her zaman birbirinden kesin çizgilerle ayıramaz. Her ikisinde de ortak olan şey, artık ulaşılamayan bir bağın varlığıdır.
Yaşayan Bir İnsanın Yasını Tutmak
Bazen en ağır yas, ölen birinin değil; hâlâ yaşayan ama artık hayatımızda olmayan birinin ardından tutulur. Bir danışanım yıllardır konuşmadığı babası için şöyle demişti: “Babam ölmedi ama sanki onu yıllar önce kaybettim.” Bu cümle birçok insanın görünmeyen yasını anlatır. Bazen bir insan nefes almaya devam eder. Ama artık size baba değildir. Artık eş değildir. Artık dost değildir. İlişki biter ama kişi yaşamaya devam eder. İşte zihni en çok zorlayan kayıplardan biri budur. Çünkü ortada uğurlanacak bir cenaze yoktur. Ama kayıp gerçektir. Ve bazen en uzun yaslar, mezarı olmayan kayıpların ardından tutulur.
Yas Neden Herkeste Aynı Yaşanmaz?
Bazı insanlar cenazede hiç ağlamaz. Bazıları ise yıllar sonra duyduğu bir şarkıyla yıkılır. Çünkü yasın bir takvimi yoktur. Bir danışanım annesini kaybettikten sonra uzun süre hiçbir şey hissedemediğini söylemişti. İki yıl sonra markette annesinin sürekli aldığı çayı görünce ilk kez ağladı. Çünkü yas bastırılabilir. Ertelenebilir. Sessizleşebilir. Ama yaşanmamış bir yas tamamen ortadan kaybolmaz. Çoğu zaman başka bir duyguya dönüşür. Bazen öfkeye… Bazen suçluluğa… Bazen depresyona… Bazen de açıklanamayan bir boşluk hissine.
“Güçlü Ol” Demek Bazen Yasın Önüne Geçer!
Yas yaşayan insanların en sık duyduğu cümlelerden biri şudur: “Güçlü ol.” Oysa yas, güçlü görünerek iyileşmez. Bir danışanım annesini kaybettiğinde herkes ona aynı şeyi söylemişti: “Annen seni güçlü görmek isterdi.” O da hiç ağlamamıştı. Yıllar sonra terapi odasında ilk kez şu cümleyi kurdu: “Ben annemin öldüğüne değil, ağlamama izin verilmediğine üzülüyorum.” Çünkü bastırılan yas kaybolmaz. Sadece biçim değiştirir. İfade edilemeyen acı; bedenin, zihnin ve ilişkilerin içine yerleşebilir.
Zaman Her Şeyin İlacı Değildir!
Toplumun en çok tekrar ettiği cümlelerden biri şudur: “Zamanla geçer.” Oysa psikolojik olarak her şey zamanla geçmez. Bazı acılar zamanla hafiflemez; yalnızca kişinin yaşamının içine yerleşir. Bir danışanım yıllar sonra şöyle demişti: “Acım azalmadı. Ben sadece acımla yaşamayı öğrendim.” İyileştiren şey yalnızca zaman değildir. Yüzleşmek… Anlamlandırmak… Kaybın ardından yeni bir yaşam kurabilmek… İşte bunlar iyileştirir. Aksi hâlde zaman bazen bir ilaç değil, sessiz bir erteleme biçimine dönüşür.
Yas Unutmak Değildir
Yasın tamamlanması, kaybedilen kişiyi unutmak anlamına gelmez. Aksine, onu artık acının merkezinden çıkarıp hayatın doğal bir parçası hâline getirebilmektir. Birçok insan iyileşmekten korkar. Çünkü acısının azalmasının sevdiği insanı unutmak anlamına geleceğini düşünür. Bir danışanım bunu şu sözlerle ifade etmişti: “Acım geçerse sanki onu terk etmişim gibi hissediyorum.” Oysa sevgiyle acı aynı şey değildir. İnsan, sevdiğini unutmadan da iyileşebilir. Çünkü yasın amacı unutmak değil, kaybın varlığıyla yaşamayı öğrenmektir.
Sonuç: Yas, Kaybettiğimiz Kişiden Çok Kaybettiğimiz Hayatın Acısıdır
Bir danışanım terapi sürecinin sonunda bana şöyle dedi: “Galiba ben annemin ölümüne değil, onsuz yaşayacak olmama ağlıyorum.” Bu cümle yasın özünü anlatır. İnsan yalnızca kaybettiği kişiye ağlamaz. Onunla birlikte kaybettiği geleceğe… Söylenemeyen cümlelere… Yaşanamayacak anılara… Ve artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak olan hayatına da ağlar.
Bu yüzden yas yalnızca ölüm değildir. Bazen bir boşanmadır. Bazen biten bir dostluktur. Bazen çocukların evden ayrılmasıdır. Bazen yıllarca emek verilen bir mesleğin sona ermesidir. Bazen de insanın aynaya bakıp, “Eski ben değilim.” diyebilmesidir. Çünkü insan, bağ kurduğu her şeyin yasını tutabilir. Ve iyileşmek; kaybettiğini unutmak değildir. İyileşmek, kaybın artık hayatın bir parçası olduğunu kabul ederek yaşamaya devam edebilmektir. Yas, yaşamın karşısındaki bir yenilgi değildir. Yas, sevmiş olmanın ve bağ kurabilmiş olmanın kaçınılmaz bedelidir.


