Çarşamba, Ağustos 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Nereden Biliyorsun Hayatının Altının Üstünden Daha Güzel Olmayacağını?

Nereden Biliyorsun Hayatının Altının Üstünden Daha Güzel Olmayacağını?

Yetişkinliğe geçişte yaşanan kaygılar, toplumsal beklentiler ve kendi yolunu bulma süreci üzerine psikolojik ve insani bir bakış.

Eski yaz günlerini düşünün desem ne gelirdi aklınıza? Belki güneşin ışıl ışıl denize vurması. Belki sevdiğiniz yaz elbisesi ya da gömleği. Belki bir Tarkan ya da Hande Yener şarkısı. Ya da yaz sofralarının vazgeçilmezi karpuz ile peynir… Gece yarısına kadar süren kalabalık masa sohbetleri… Yazlıkta tanışıp yıllarca kopamadığınız arkadaşlıklar. Belki de bütün bunları saran o tarifsiz huzur.
Arkadaşlarımla konuştuğumuzda böyle birçok güzel anımız geldi aklımıza. Sonra şu anı düşündük ve bir anda sessizleştik. Mezuniyetin üzerinden bir sene geçmişti ama sanki bir şeyler değişmiş gibiydi… Sorumluluklar, iş, akademik kaygı, gelecek kaygısı, başarısızlık hissi, yapılması zorlaşan planlar ve ara ara bastıran bir köksüzlük ve huzursuzluk hissi.
Peki ne oldu? Hayatın gerçekten tadı tuzu mu kaçtı yoksa biz mi değiştik? Büyümek böyle bir şey mi? Kaygılanmak ve hissizleşmek mi? Gelin biraz eski yazlara dönelim. Çünkü bazen bugünkü kaygılarımızı anlayabilmek için önce büyürken bize öğretilen yolları, sonra da kendi yolumuzu nasıl çizmeye çalıştığımızı hatırlamamız gerekir.

Bize Çizilen Yol

Hayatımızın ilk dönemi çoğu zaman bizim yerimize planlanmıştır. Önümüzde bir şablon vardır: Doğarız, ailemiz ya da bir otorite figürünü örnek alır, onun gösterdiği yolu doğru bilip yürürüz… Bütün dünyamız o şablondan ibarettir, orada var olmaya çalışırız. Çünkü küçüğüzdür. Farklı yolların da varlığını ancak zaman içerisinde keşfederiz. Keşfettiğimizde ise hem heyecanlanır hem de bocalarız. En ufak gelişmeler bile yüreğimizi ısıtmaya yeterlidir. Çocukken hayatımızın büyük kısmı bizim kontrolümüzde değildir. Kararları çoğu zaman başkaları verir. Biz de yetişkinleri hayranlıkla izler, bir an önce büyümeyi ve onların bildiği her şeyi öğrenmeyi isteriz. Şanslıysak en büyük sorumluluğumuz okula gidip arkadaşlarımızla oyun oynamak olur…
Aslında hepimize öğretilen bir yaşam akışı vardır: Doğarız, okula gideriz, çalışırız, evleniriz, çocuk yaparız, torun sever ve hayata veda ederiz. Çevremize baktığımızda bu şablon çoğu zaman doğal ve tek seçenekmiş gibi görünür. Bu bir yanıyla düzen ve güven hissi verir; diğer yanıyla ise farklı bir yol seçtiğimizde ya da hayat planladığımız gibi gitmediğinde kendimizi kolayca yetersiz ve kaybolmuş hissedebiliriz. Üstelik büyüdükçe yalnızca kendi yolumuza değil, başkalarının yoluna da bakmaya başlarız. Kim ne zaman mezun oldu, kim işe girdi, kim evlendi, kim yurt dışına taşındı… Farkında olmadan kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslarız. Kendimiz ve çevremiz arasında bir sosyal karşılaştırmada bulunuruz. Bazen bu karşılaştırmalar bize ilham verse de çoğu zaman kendi yolumuzu değersiz hissetmemize neden olabilir.

Kendi Yolumuzu Bulmak

Öyle bir an gelir ki hayatımızda; artık kimse arkamızda ya da önümüzde durmaz. Çoğunlukla 20’li yaşlardayızdır. Hayatımızla ilgili kararları verme vakti gelmiştir. İşte tam da o an hem çok güzel hem de oldukça zordur. Çünkü ilk kez konfor alanımızın dışına çıkarız. Çocuk rolünden sıyrılıp yetişkinliğe adım atar, tanımadığımız yeni bir benle karşılaşırız.
Belki üniversite için ailemizden, dostlarımızdan uzakta yeni bir şehre taşınır, bambaşka bir hayata başlarız. Kendimizi daha bağımsız ve güçlü hissederiz. Yeni insanlar tanır, yeni deneyimler yaşar ve kim olduğumuzu yeniden keşfetmeye başlarız. Kararlarımızı artık kendimiz alır, sonuçlarıyla da kendimiz yüzleşiriz. Ailemizin bizim için çizdiği rollere sığmamaya başlarız. Eski ben ile yeni ben arasında sıkışır, sıkça kendi içimizde tartışırız. Artık kendi değerlerimize göre yaşamak isteriz ve her şeyin bizim kontrolümüzde olduğuna inanırız. Oysa hayatın tamamını kontrol edebileceğimize inanmak, bize kısa süreli bir güven hissi verse de çoğu zaman gerçekçi değildir. Psikolojide buna kontrol yanılsaması denir. Elimizden geleni yapabiliriz ama her sonucu belirleyemeyiz. Bazen büyümek, her şeyi kontrol etmeyi öğrenmekten çok, kontrol edemeyeceklerimizi kabul etmeyi öğrenmektir.

Yeni Hayatımızın İlk Hayal Kırıklığı

Ve sonra o an gelir: Yeni hayatımızın ilk hayal kırıklığını yaşarız. Bu ne olabilir? Yüksek lisans başvurumuzun bir türlü kabul edilmemesi, istediğimiz işte çalışamamak, atanamamak, hayalimizdeki yerde yaşayamamak, sevdiklerimizden ayrı kalmak zorunda olmak ya da bize yakın birini kaybetmek.
Sonra durup bu sözleri söyleriz kendimize:

“Başarısızım”, “Yeterli değilim”, “Tatil yapmayı hak etmiyorum”, “Diğerleri kadar iyi değilim”.

Belirsizlik, zihnimizin en zorlandığı durumlardan biridir. Ne olacağını bilemediğimizde boşlukları doldurmaya çalışırız ve çoğu zaman ihtimaller arasından en olumsuz olanı seçeriz. İşte bu düşünme biçimi, psikolojide felaketleştirme eğilimi (catastrophizing) olarak tanımlanır.

“Hiçbir zaman başarılı olamayacağım” “Zaten o işe alınmayacağım” “Mutlu olamayacağım”

Peki neden böyle düşünürüz? Çünkü bunların hiçbiri, bize öğretilen o kusursuz yaşam planının içinde değildir. Kendi yolumuzu çizdiğimizi düşünürken bile çoğu zaman farkında olmadan toplumun şablonuna uymaya çalışırız. Çünkü mutluluğa giden tek bir yolun olduğunu düşünürüz. Oysa mutluluğun tek bir reçetesi yoktur. Her insanın değerleri, ihtiyaçları ve iyi oluşunu besleyen şeyler birbirinden farklıdır. Bu yüzden başkasının “doğru zamanı” ya da “doğru yolu”, bizimkisi olmak zorunda değildir.
Belki istediğimiz yüksek lisans programına kabul edilmedik ama bu ileride daha uygun bir kapının açılmayacağı anlamına gelmez. Belki bugün hayalini kurduğumuz işi yapamıyor, çok istediğimiz o evi alamıyoruz ama bu hiçbir zaman yapamayacağımız ve alamayacağımız anlamına gelmez. Belki şu an sevdiklerimizden biraz uzaktayız ya da çok sevdiğimiz biri artık yanımızda değildir ama onların sıcaklığı ve sözleri kalbimizi ısıtmaya devam edecek. Bazen geriye dönüp baktığımızda, bizi en çok büyüten yolların tam da planlarımızın bozulduğu yerden başladığını fark ederiz.

Mutluluğu Yeniden Tanımlamak

O eski yazlar hâlâ burada bir yerlerde. Hâlâ ışıldayan denizi izleyebilir, derinliklerine dalabiliriz. Hâlâ karpuz peynir yapabilir, sevdiklerimizle o sofrada toplanıp sohbet edebiliriz. Hâlâ o şarkıyı açıp bağırarak söyleyebiliriz. Bunun için illa istediğimiz koşulların sağlanmasını beklemek zorunda değiliz.
Mutluluk bazen bir başarıdır. Bazen de başarısızlığın ardından yeniden ayağa kalkabilmektir. Bazen sadece sevdiğimiz insanlarla aynı sofrada oturmaktır. Bazen de ufacık bir andır. Ve mutluluk kişiye özeldir. Herkesin tanımı farklıdır. Belki de kendi mutluluk tanımımızı bulmak için biraz geçmişe dönmemiz gerekir. Yedi yaşındaki kendimizi düşünüp ona şu soruları sorabiliriz:

“Seni neler mutlu ediyor? Neyi hayal ediyorsun?”

Muhtemelen işten, yüksek lisans başvurusundan ya da ev sahibi olmaktan bahsetmeyecektir. Belki sadece denize girmekten, anneannesinin yaptığı kurabiyeden, sokakta başını okşadığı kediden ya da çok sevdiği arkadaşından söz edecektir. Belki de ileride ülke ülke gezmeyi hayal ettiğini söyleyecektir.
Şimdi yeniden bugüne dönelim. Bugün o çocuğun hayal bile edemeyeceği bir yaştayız. Belki de onun hayal ettiği bazı şeyleri çoktan yaşadık ama fark etmeye fırsat bulamadık. Çünkü büyük değişimler yaşadık. Hayallerimiz ve hedeflerimiz buna göre dönüştü. Belki bugün istediğimiz koşullara henüz sahip değiliz. Belki o hedefe ulaşmak biraz daha zaman alacak. Ama o güne kadar hayatı ertelemek zorunda değiliz. İçimizdeki çocuğa biraz daha kulak verebilir, bizi iyi hissettiren küçük anlara yer açabiliriz. Çalışmaya, üretmeye ve emek vermeye devam ederken aynı zamanda yaşamayı da unutmamamız gerekir. Çünkü denge, bazen hedefe ulaşmaktan çok daha kıymetlidir.

Nereden Biliyorsun?

Hayatta her şey seçtiğimiz gibi gelişmeyebilir ama biz bu koşulların içinde yine gülümseyecek bir şeyler bulabiliyorsak hâlâ umut vardır. Çünkü biz, bir anlık başarısızlıktan çok daha fazlasıyız. Belki de mesele, hayatın planladığımız gibi gitmesi değil; her yeni yolun bize başka bir ben bırakmasıdır. Belirsizlikler korkutucudur, evet. Ama ne demiş Şems-i Tebrizi:
“Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha güzel olmayacağını?”
Belki de bugün hayatımızın altüst olduğunu düşündüğümüz yer, yıllar sonra dönüp baktığımızda bize en çok şeyi öğreten yer olacak.

Evin Yalçın
Evin Yalçın
Evin Yalçın, Haziran 2025’te İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Balçova Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki stajı, Klinik Psikolojiye ve özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi ile Varoluşçu Terapiye ilgisini derinleştirmiştir. Ayrıca Beck Enstitüsü tarafından sunulan kısa süreli eğitimlerle Bilişsel Davranışçı Terapi alanındaki temel bilgisini pekiştirmektedir. Almanya’da büyüyen Evin Yalçın, farklı kültürlerin insan deneyimlerine kattığı zenginlikten ilham alır ve Sosyal Psikoloji alanına da ilgi duyar. Bunun yanında Psikomitoloji, Travma, Kişisel Gelişim ve Aşk ve İlişkiler başlıkları hakkında yazmayı sever. Yazma tutkusunu evinsdiary adlı Instagram sayfasında psikoloji temalı paylaşımlarla sürdürmekte; Psychology Times’ta ise duygulara dokunan ve farkındalık yaratan yazılar kaleme almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar