Çarşamba, Temmuz 15, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Yetişkin Olduğumuzda Zaman Daha Hızlı Geçiyor?

Çocukken bir okul yılının ne kadar uzun sürdüğünü hatırlıyor musunuz? Yazdan yaza geçen yıllar sanki bir ömür gibi gelirdi. Bir doğum gününden diğerine ulaşmak ise sonsuz bir zaman dilimi gibi hissedilirdi. Oysa yetişkin olduğumuzda aylar ve yıllar hızla geçiyor. Yeni yıla daha yeni girmişken kendimizi bir anda yazın ortasında bulabiliyoruz. Peki, bunun sebebi nedir? Zaman gerçekten daha mı hızlı akıyor yoksa bu, zihnimizin bir oyunu mu?

Beynimiz Zamanı Nasıl Ölçüyor?

Bu soruya kesin bir yanıt henüz bulunmamış olsa da, araştırmacılar geçmişte yürüttükleri çalışmalara dayanarak iki temel olasılık üzerinde duruyorlar (Ivry & Schlerf, 2008). İlk görüş, beynimizde zamanı takip etmek için özel bir mekanizma olduğunu savunuyor. Diğer görüş ise, beynimizin içsel bir saati olmadığını, fakat zaman algısının dikkat, hafıza ve duyusal bilgilerin işlenmesi gibi bilişsel faaliyetler sırasında kendiliğinden oluştuğunu öne sürüyor.

Günümüzde yapılan araştırmalar, beyin bölgelerimizden biri olan insulanın zaman algısında önemli bir rol oynadığını gösteriyor (Teghil & Wittman, 2025). İnsula, kalp atışı ve nefes alma gibi vücudumuzdan gelen sinyallerin işlendiği bir bölge. Bu bulgular, zaman algısının yalnızca düşüncelerle değil, aynı zamanda bedenimizle de ciddi bir ilişkisi olabileceğini öne sürüyor.

Birçok araştırmacı, güncel verilere dayanarak beyinde tek bir zaman algılama mekanizması yerine farklı durumlara dayanan birden fazla mekanizma olduğunu düşünüyor (Hass & Durstewitz, 2016).

Zaman Algısı Neden Yaşla Beraber Değişiyor?

Bu konuda da birden fazla teori mevcut. Bunlardan biri, Oransal Zaman Teorisi’dir (Proportional Theory) (Lemlich, 1975). Lemlich’in teorisine göre, belirli bir zaman aralığı yaşımız arttıkça daha kısa gelmeye başlar. Örneğin, bir yıl 4 yaşındaki birinin hayatının çeyreği iken, 25 yaşındaki biri için hayatının yalnızca yüzde dördüdür. Bu nedenle, çocuklukta geçirilen bir yıl çok uzun hissedilirken, yetişkinlikte geçirilen bir yıl daha kısa algılanabilir (Galam, 2024).

Popüler bir diğer teori ise Yenilik Hipotezi’dir (Novelty Hypothesis). Araştırmalar, beklenmedik olayların rutin olaylarla aynı sürede gerçekleşmesine rağmen daha uzun algılandığını gösteriyor (Pariyadath & Eagleman, 2007; Eagleman, 2008). Tekrarlayan olaylara verilen sinirsel tepki zamanla azalırken, ilklere verilen tepki daha büyük olur. Yetişkinlikte sahip olduğumuz birçok rutin olmasına karşın, çocuklukta birçok ilk deneyim yaşanır: ilk arkadaş, ilk okul, ilk tatil gibi. Bu yeni deneyimler, zihinde daha güçlü bir şekilde işlenir ve geriye dönüp bakıldığında daha uzun sürede gerçekleşmiş gibi hissettirebilir.

Yaşanan Süre vs. Hatırlanan Süre

Burada ilginç bir konu, insanların zamanı yaşarken yaptıkları süre değerlendirmesiyle (prospective time judgment) aynı olayı hatırlarken yaptıkları değerlendirmenin (retrospective time judgment) farklı olmasıdır (Block & Zakay, 1997). Bu iki zaman algısı bilişsel olarak aynı süreçlere dayanmaz; insanlar zamanı yaşarken süreyi daha tutarlı tahmin ederken, geriye dönüp baktıklarında yaptıkları değerlendirme daha değişken olabilmektedir.

Sonuç

Yaş aldıkça zaman gerçekten hızlanmıyor. Beynimizin işleyiş biçimi ve buna bağlı olarak geçmişi nasıl hatırladığımız değişiyor. Yetişkinlikte her gün aynı iş yerine gitmek, aynı kahveciden aynı kahveyi almak veya hafta sonları aynı sahil yolunda yürüyüş yapmak, zamanın çok daha hızlı geçtiği hissini yaratıyor. Oysa çocuklukta keşfettiğimiz yeni yerler, insanlar ve deneyimler, geriye dönüp baktığımızda geçirdiğimiz zamanı daha uzun sürede geçmişiz gibi algılamamıza neden oluyor.

Belki de zamanı “yavaşlatmanın” yolu, hayatımıza yenilik katmaktan geçiyor. Yeni bir hobi edinmek, daha önce gitmediğimiz bir yere gitmek veya yeni insanlar tanımak, beynimizde yeni anılar oluşturabilir ve zamanı daha yavaş algılamamızı sağlayabilir. Zamanı durduramasak da, onu daha dolu hissetmek belki de düşündüğümüzden daha çok bizim elimizde.

Yasemin Tekin
Yasemin Tekin
Yasemin Tekin, Koç Üniversitesi Psikoloji lisansının ardından Maastricht Üniversitesi’nde Gelişimsel Psikoloji yüksek lisansını tamamlamıştır. Akademik ilgi alanları bilişsel gelişim, yürütücü işlevler ve bilişsel psikoloji üzerine yoğunlaşmaktadır. Lisans eğitimi boyunca çeşitli laboratuvarlarda araştırma asistanlığı yapmış; Humanité Psikiyatri Tıp Merkezi ve Lape Psikiyatri Hastanesi'nde çocuk, ergen ve yetişkinlerle klinik gözlemler gerçekleştirmiştir. Prof. Dr. Hakan Türkçapar’dan Bilişsel Davranışçı Terapi 1. Modül eğitimini tamamlayan Tekin, hâlen Prof. Dr. Vahdet Görmez’den Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi eğitimi almaya devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar