Toplumsal cinsiyet rollerinin çocukluk döneminde nasıl içselleştirildiğini anlamak, kadın psikolojisinin oluşumundaki kültürel ve anlatısal etkileri ortaya koymak açısından önemlidir. Özellikle masallar, bireyin bilinçdışını şekillendiren ilk metinler olarak kabul edilir. Bu bağlamda, Bruno Bettelheim’in psikanalitik yorumları ve Carol Gilligan’ın ahlaki gelişimde “kadının farklı sesi” teorisi birlikte ele alındığında, kadın kimliğinin yapılandırılmasında masalların ve ahlaki kodların nasıl belirleyici olduğuna dair çok katmanlı bir analiz mümkündür.
Masalların Psikanalitik Temsilleri ve Kadın Karakterlerin Pasifleştirilmesi
Bettelheim, Masalların Büyüsü ve Önemi adlı eserinde, klasik masalların çocukların ruhsal gelişimi için işlevsel birer araç olduğunu savunur. Ona göre, karakterlerin iyi-kötü ikiliğinde sunulması, çocuğun iç dünyasındaki çatışmaları çözümlemesine yardım eder (Bettelheim, 1976). Ancak Bettelheim’in bu işlevselliği, masallarda kadın karakterlere biçilen rollerin sorgulanmasını sınırlı bir düzeyde ele alır. Özellikle Pamuk Prenses ve Uyuyan Güzel gibi karakterler, edilgenlikleriyle ön plana çıkar: Uyuyan, bekleyen, kurtarılmayı uman kadın figürleri, bağımsız karar verme kapasitesinden yoksundur.
Bu pasif temsiller, psikanalitik düzlemde kadın kimliğinin “arzu nesnesi” olarak yapılandığını ve özne konumunun bastırıldığını gösterir. Bettelheim’e göre bu masallar “çocuğa umut verir”; ancak feminist psikoloji açısından bakıldığında bu umut, özne olmaya değil, kurtarıcıya duyulan bağımlılığa yöneliktir. Bu da, kadın bireyin iç dünyasında bağımsızlıktan duyulan korkuyu ve öğrenilmiş çaresizliği pekiştirir.
Carol Gilligan ve Ahlaki Gelişimde İlişkisel Kadın Benliği
Carol Gilligan, Kohlberg’in ahlaki gelişim evrelerini eleştirerek, kadınların ahlaki düşünme biçimlerinin farklı bir sesi olduğunu öne sürer. In a Different Voice (1982) adlı eserinde, kadınların etik kararlarını “ilişkisel sorumluluk” temelinde aldıklarını ve “zarar vermeme” ilkesine öncelik verdiklerini belirtir. Bu, kadınların etik dünyasında özerklikten ziyade bakımın öncelikli olduğu bir yapı oluşturur.
Masallarda kadın karakterlerin sürekli olarak başkalarıyla olan ilişkileri içinde tanımlanması örneğin, Pamuk Prenses’in üvey anneyle, cücelerle ya da prensle olan ilişkileriyle şekillenmesi bu ilişkisel benliğin erken yaşta kodlandığını gösterir. Gilligan’ın kuramı, kadının ahlaki sesinin bastırılmış değil, farklı bir paradigmada geliştiğini savunsa da, bu farklı ses patriyarkal kültürde genellikle suçluluk, özgecilik ve özveriyle kuşatılır.
Psikolojik Yansımalar: Bağımsızlık Korkusu, Suçluluk ve Benlik Değeri Sorunları
Masal anlatılarında kadın karakterlerin kendi kaderlerine dair inisiyatif almamaları, bilinçdışında “eylemsizlikle ödüllendirilme” kodlarını yerleştirir. Bu durum, Gilligan’ın tanımladığı ilişkisel etik ile birleştiğinde kadın psikolojisinde şu sonuçları doğurur:
- Bağımsızlık Korkusu: Kadınlar kendi kararlarını almaktan çekinir; çünkü çocukluktan itibaren “doğru olanın başkalarını kırmamak” olduğuna dair koşullanmışlardır. Terapötik ortamlarda sık rastlanan, “Bencil mi oluyorum?” sorusu, bu ahlaki çatışmanın göstergesidir.
- Suçluluk ve Özveri: Masallarda kadın karakterlerin “iyi” olma hâli, fedakârlıkla özdeşleştirilir. Bu, kadının kendi ihtiyaçlarını bastırması, ilişkilerde sınır koyamaması ve suçluluk duygusunun kronikleşmesiyle sonuçlanır.
- Benlik Değeri ve Beden Algısı: Pamuk Prenses ve Uyuyan Güzel gibi karakterlerin fiziksel güzelliklerinin ödüllendirilmesi, bedenin kadın kimliğinin merkezine yerleştirilmesine neden olur. Kadın, kendi içsel değerinden çok dışsal görünümüyle varlık kazanır. Bu durum, yeme bozuklukları, beden dismorfisi ve düşük benlik saygısı gibi sorunlara zemin hazırlar.
5. Türkiye Bağlamında Masalların Güncel Psikolojik Kodları
Türkiye’de kadınların psikoterapi süreçlerinde sıklıkla karşılaşılan “önce çocuklarım”, “eşim için katlanıyorum”, “ailem üzülmesin diye susuyorum” söylemleri, hem Bettelheim’in temsil ettiği edilgin kadın karakterlerin, hem de Gilligan’ın tanımladığı bakım merkezli ahlak yapısının içselleştirildiğini göstermektedir.
Bu kültürel yapı, kadının özneliğini görünmez kılmakta, özsaygı gelişimini engellemekte ve duygusal bağımlılık örüntülerini yaygınlaştırmaktadır. Masallar, burada yalnızca çocukluk anlatıları değil, aynı zamanda içselleştirilmiş ahlaki ve psikolojik modeller olarak yeniden üretilmektedir.
Türkiye’de masalların toplumsal cinsiyet rolleri algılarının oluşmasındaki rolü, Önkol (2023) tarafından deneysel olarak incelenmiş ve kız çocuklarının masallardan edindikleri pasif kadın imgeleriyle özdeşleştiği ortaya konmuştur. Önkol (2023), kadın ve erkek anlatıcıların farklı toplumsal cinsiyet rolleri yansıtmasıyla masal içeriğinin şekillendiğini ortaya koymuş, böylece masalların sadece metinsel değil, aynı zamanda anlatıcı bağlamıyla da toplumsal cinsiyet rollerini etkilediğini göstermiştir.
Sonuç ve Değerlendirme
Bettelheim’in masallara yüklediği iyileştirici anlamlar, kadın karakterlerin edilgenliklerine dair eleştirel bir sorgulamayla bütünlenmediği sürece, masalların kültürel işlevi sorunludur. Gilligan’ın “kadının farklı sesi” kuramı, bu pasifliğin aslında bir etik tercih değil, çoğu zaman kültürel olarak dayatılmış bir yapı olduğunu görünür kılar.
Masallar, kadın psikolojisinin ilk seslerini şekillendirirken aynı zamanda ahlaki gelişimin yönünü de belirlemektedir. Kadının kendi sesiyle konuşabilmesi için, masalların sessizleştirdiği bu sesin yeniden duyulabilir kılınması gereklidir. Feminist psikolojik analiz, tam da bu noktada masal anlatılarını sorgulayan, dönüştüren ve yeniden yazan bir söylem geliştirmelidir.
Kaynakça
Bettelheim, B. (1976). The Uses of Enchantment: The Meaning and Importance of Fairy Tales. New York: Alfred A. Knopf.
Gilligan, C. (1982). In a Different Voice: Psychological Theory and Women’s Development. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Önkol, A. (2023). TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİNİN MASALLARA ETKİSİ. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 9, 11–24. https://doi.org/10.56387/ahbvedebiyat.1324036


