Bir hayatın içinde, binlerce hayat saklıdır. Bir ömürde bir sürü bitişler olduğu gibi bir sürü de başlangıçlar vardır. İnsan olmanın en mucizevi durumu belki de yıkılıp, o küllerden tekrardan doğabilmektir. Ömrümüzün en kötü gecesi dediğimiz gecelerden, gülerek uyandığımız sabahlarla dolu bir yaşam. İnsanı insan yapan en temel durum, akışta ve dalgalı bir hayatın getirdiği güçle yeniden ve yeniden inşa edebilmesi kendisini. Hayatımızdaki üzüntüler bizlere hislerimizi hatırlatır, eğer dimdik ayakta duruyorken sert bir fırtına ile ruhumuz yıkıma uğrayabiliyorsa neden bir yıkımdan o dimdik günlere evrilmesin ki? Her şeyin daha iyiye gidebilme ihtimallerinden sıyrılıp hep daha kötüsünün geleceğini düşünür insan. Durumların kendisi ömrümüzün bir oyunuyken durumların etkisi kişinin kendisinde biter ve her yıkım her diriliş kadar normal ve insanidir. Yıkılmadan güçlenemezsin kül olmadan dirilemezsin.
İnsanın kendini küllerinden diriltme gücü, tarih boyunca mitlere de yansımaktadır. İnsanın aidiyet hissetme arayışı içinde olması, hayatı anlamlandırma ihtiyacı; en ilkel duygular arasında yer almaktadır. Bu ihtiyaçların karşılanması için çeşitli sorular üretir ve soruların cevaplarını sınırsız hayal gücü ile karşılar. Bilinç ve Bilinçaltının ürünü olan mitlerde böylece doğmuş olur. Mitler zaman ve mekân sınırlarını aşar ve ait oldukları kişinin zihninden ayrılarak, başka zihinlere de ait olmaya başlarlar. Zamanlar arası yolculukla türetilerek çeşitli değişiklerle günümüze kadar gelirler (Güler ve Muter, 2007).
Çeşitli kültürlerin mitolojisinde yer alan Anka kuşu efsanesinde, binlerce yıl varlığını sürdüren Anka’nın kendini yakarak küllerinden yeniden doğar. Her bitişin ardından yeni bir başlangıcın var olduğuna inanıldığı fikri bizleri bu mitte de yakalar. Anka figürü dışsal bir arayıştan ziyade içsel bir yolculuğa değinir. Geleneksel tasvirleriyle yeniden doğuşu ve gücü nitelendirse bile bazı tasvirlerinde tıpkı insanlarda da olduğu gibi iyi ile kötünün iç içe olduğu gibi karanlık taraflarından da bahsedilmiştir (Özdağ, 2017).
Psikoloji biliminin kabulü ile, mitlere olan ilgide araştırma konularına dahil edilmiştir. Mitolojinin temelinde yatan hayatı anlamlandırma çabası sebebiyle ilkel psikolojinin de temelini oluşturmaktadır. Böylece yeni bir çalışma alanı olan psikomitoloji ortaya çıkmıştır. Anka kuşu ile insanların ortak noktası olan yeni başlangıçlar ve özde bulunan güç tasvirleri psikomitoloji ile yorumlanmaktadır (Akcan, 2019).
Küllerden Doğan Güç 2
Özümüzün Derinliklerinde Anka
Kaf Dağı’nın zirvesinde yaşayan Anka kuşunun, inanışlara göre dünyada yalnızca bir tane olduğu ve güneşten yaratıldığı düşünülmektedir. Tüylerinin renginin cennet kuşunu andırmasıyla yeşil olduğuna inanılmaktadır. Bu inanışlardan kaynaklı bir diğer adı Zümrüdüanka olarak da anılır. Yeşil, göz alıcı tüylerinin iyileştirici gücü de efsanelerde sıkça bahsedilmektedir (Batislam, 2002).
Birçok kültürün mitolojisinde kendine yer bulan Anka kuşunun her dilde ismi de farklılık göstermektedir. Otuz kuşun özelliklerinin birleşiminden oluştuğu inanışıyla Farsça’da Anka kuşunun anlamı otuz kuş demektir. Batı kültüründe Phoenix, Yunan mitlerinde Pheniks ve daha birçok çeşitli yerde Simurg, Devlet kuşu, Hüma, Anka-yi Mugrip, Tuğrul gibi isimlerle de anılmaktadır (Özdağ, 2017).
Tasavvufi bir sembol olarak Anka kuşu ölümden sonraki yaşamı tasvir etmektedir. Her bitiş yani ölümün ardından bir Anka misali insanda küllerinden dirilerek yeni bir başlangıca doğacaktır (Özdağ, 2017). Hayatın birçok yerinde ve belki de hayatın son bulduğunu düşündüğümüz anlarda bile aslında özümüzün en derinlerinde küllerinden dirilmeyi ve tüyleri ile yaralarını iyileştirebilmeye hazır bir Anka fark edilmeyi bekler. Fark edilip şans verildiği zamanlarda yeni bir yaşam perdesi açılır ya da yarım kalan sahnemize yaralarımızı sarıp devam edebilme gücü doğar içimizden.
Dünya edebiyatında, bazı soyut kavramları anlamlandırabilmek için mitolojik unsurlardan veya hayvan figürlerinden yararlanılmıştır. Anka kuşu, birçok eserde manaların derinliği açısından sıkça başvurulmuş bir semboldür. Buna Divan edebiyatından Şeyh Galip’in kaleme aldığı bir beyitle örnek verilebilir.
Öyle yaksın beni kim âteş-i reng-â-rengin
Mürg-i ‘Ankâ çıka hâkister-i hâşâkimden
(Rengârenk ateşin beni öyle yaksın ki, süprüntülerimin külünden Anka kuşu çıksın.)
Şair bu beyitte Anka kuşu gibi sevgilinin ateşiyle yanıp küllerinden tekrar dirilmeyi istediğine telmih yaptığı görülmektedir (Batislam, 2002). Psikomitoloji, mitolojik sembollerin insanda oluşturdukları anlamları analiz ederken edebi eserlerden ve sanat eserlerine yansıyan motiflerden sıkça yararlanmaktadır.
Kolektif Bilinçaltının Sır Perdesi: Psikomitoloji
Mitoloji, içinde barındırdığı semboller aracılığıyla insanın özünü anlamayı kolaylaştırarak psikoloji gibi pek çok alanı da etkilemektedir (Akcan, 2019). Psikoloji bir bilim dalı olmasından önce mitoloji insanın içsel ve yaşam dinamiklerinin sistematikleşme sürecine ilk adımı atmıştır. Bu adım sayesinde mitolojinin Arke-ilkel psikoloji olarak incelenebileceği savunulmaktadır (Güler ve Muter, 2007).
Psikomitolojinin açıklanmasına katkı sağlayan önemli kuramcılardan biri olan Freud, mitler sayesinde insanın iç dünyasındaki bastırılmış duyguların sembolik olarak dışa vurulduğunu savunmaktadır. Mitlerin oluşumunun insanların kolektif rüyalarının etkisi olduğundan bahsetmektedir (Akcan, 2019). Jung ise mitlerin, tüm insanlığın ortak deneyimlerinin genetik olarak aktarıldığı kolektif bilinçaltını yansıttığını ifade eder. Bu kolektif bellekteki arketipler, sembolik diller aracılığıyla ortaya çıkarak bireyin direnç ve içgüdüsel davranışlarını aydınlatır (Güler ve Muter, 2007).
Küllerden Doğan Güç 3
Psikomitolojinin kuramsal çerçevesi içinde binlerce yıldır varlığını sürdüren Anka kuşu figürü, kolektif bilinçaltının en güçlü arketiplerinden biri olarak karşımıza çıkar. Bilinçaltımızın derinliklerinde bulunan bitişler ardından gelen başlangıçlar düşüncesini Anka kuşunun küllerinden yeniden dirilmesi ile hissedebiliyoruz.
Kaf Dağı’nın zirvelerinden ruhumuza dokunan Anka kuşu yalnızca bir mitolojiden ibaret değildir. İnsan ruhundaki dönüşüm arketipinin dışa yansımasıdır. Tüm kültürleri bünyesinde barındıran kanatlarının altında umudu, iyileşmeyi ve iyi-kötü ikilisinin ayrılmazlığını işler benliğimize. Figürün kendi yaralarını sarıp kendisini küllerinden diriltme metaforu bireyin kriz anlarında direnç gösterme potansiyelini anlatır. İyi-kötü, bitiş-başlangıç ve sürekli bir dönüşüm halinde olan bu döngü bizleri eski benliğimize veda ederek daha güçlü bir öze ulaşmaya davet eder. Bu davet bizleri eski benliğimizden tamamen kopartmaz, aksine eski benliğimizin tecrübelerini içimizde barındırarak yepyeni bir benlik oluşturmaya iter. Sıfırdan değil, tecrübelerle o yola baştan başlamak.
Anka kuşu ruhumuza ömrümüzdeki her yıkımın, aslında yeni bir yapım aşamasının habercisi olduğunu fısıldar. Belki de tam “bitti” dediğimiz anlarda başlıyordur hayat. Özümüzün derinliklerindeki Anka, kanatlarındaki iyileştirici güç ile dokunuyordur hayatımıza. Belki de Anka bizim içimizdedir ve bizlere her daim bir dirilişin mümkün olduğunu fısıldar.
Kaynakça
Akcan, G. (2019). Psikoloji çerçevesinde mitoloji olgusunun incelenmesi. İ. Gümüş (Ed.), Mitoloji Araştırmaları (s. 47-71). Hiperlink Yayınları.
Batislam, H. D. (2002). Divan şiirinin mitolojik kuşları: Hümâ, Anka ve Simurg. Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, (7), 185-208.
Gürel, E. ve Muter, C. (2007). Psikomitolojik terimler: Psikoloji literatüründe mitolojinin kullanılması. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 7(1), 537-570.
Özdağ, D. E. (2017). Çağdaş Türk sanatında gerçek dışı kuş figürleri. Eğitim ve Toplum Araştırmaları Dergisi, 4(1), 17-32.


