Varıştan sonra
Uzun bir mücadeleden sonra istenen bir noktaya ulaşmanın nasıl bir his olduğunu bilirsiniz değil mi? Uzun zamandır uğruna çalışılan bir hedef gerçekleşmiş, beklenen sonuçlar alınmış ve nihayet o noktaya varılmıştır. İlk anda bunun getirdiği bir heyecan ve rahatlama hissederiz. Fakat bir süre sonra bütün bu zahmetli sürecin sonunda hiç beklenmedik bir düşünce belirir zihnimizde: “Peki şimdi ne olacak?” Bunun sebebi bazen, insanların bir yere ulaşana kadar yalnızca oraya varmayı düşünmesidir. Vardığında ise kendisini o noktada nasıl bir hayatın beklediğini düşünmeye başlar. Bu soru aslında yalnızca istenen yere ulaşmakla ilgili değildir. Hayatın önemli bir bölümünü karar vererek geçiririz değil mi? Eğitimimizi, işimizi, ilişkilerimizi, yaşayacağımız yeri ve hayatımızın nasıl ilerleyeceğini belirleyen seçimler yaparız. O an sahip olduğumuz bilgiye, koşullara ve ihtiyaçlara göre bize en doğru görünen yolu seçeriz. Fakat hiçbir kararı geleceği öngörerek veremeyiz. Zaman ilerledikçe hem hayatın koşulları hem de kişinin kendisi değişir. Bu nedenle bir zamanlar büyük bir istekle seçilen bir yol, yıllar sonra aynı kişiye aynı şeyi hissettirmeyebilir.
Burada “ilerlemek” kavramı anlam kazanır. İlerlemek, gündelik anlamıyla bir noktadan başka bir noktaya ulaşmak demektir. Ancak insan hayatında ilerlemek, yalnızca mesafe kat etmek değildir; aynı zamanda değişmektir de. Bir işe başlayan kişi ile o işi tamamlayan kişi, aynı deneyimlerden geçmemiştir. Yol boyunca edinilen deneyimler, karşılaşılan insanlar, alınan kararlar ve yaşanan hayal kırıklıkları kişiyi dönüştürür. Dolayısıyla insan bir yere ulaşırken yalnızca bulunduğu yeri değil, kendisini de değiştirmiş olur. Bu değişim doğal olarak hayatı baştan sona kusursuz biçimde planlamayı da zorlaştırır ve evet, bu neredeyse imkansızdır. Çünkü gelecekte kim olacağımızı bugünden bütünüyle bilemeyiz. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey birkaç yıl sonra önemini kaybedebilir; bugün doğru olduğunu düşündüğümüz bir karar, zaman içerisinde yeniden değerlendirilmesi gereken bir hâle gelebilir. Bu durum verilen kararların yanlış olduğu anlamına gelmez. Bir kararın doğruluğu çoğu zaman verildiği andaki koşullarla birlikte değerlendirilmelidir. Hayat ilerledikçe değişen kişi, aynı sorulara aynı cevapları veremez.
İnsan tam da bu nedenle hayatının belli dönemlerinde “düzen” kurma ihtiyacı hisseder. Düzen çoğu zaman yalnızca ulaşılması gereken maddi ya da mesleki hedeflerle ilişkilendirilse de aslında bundan çok daha fazlasını ifade eder. Sevilen bir işi yapabilmek, sürekli bir kaygı içerisinde olmamak, sevdikleriyle yakın olabilmek, ekonomik olarak kendini güvende hissedebilmek, yaşadığı yerde kendine ait bir alan bulabilmek ve bütün bunların içinde huzurlu hissedebilmek de bir düzen arayışının parçasıdır. Aranan şey kusursuz bir hayat değildir; kişinin kendisiyle ve yaşamıyla sürdürülebilir bir ilişki kurabildiği hayattır.
Düzen uğruna bir de modern yaşamın sürekli “daha ilerisi”ni göstermesi durumu vardır. Bir aşama tamamlandığında hemen yenisi başlar. Bir hedef gerçekleştiğinde sıradaki hedef belirir. Böylece hayat kolaylıkla “şundan sonra”lara bölünebilir: Şu da olsun, bunu da halledeyim, buraya da geleyim, ondan sonra rahatlarım… İnsan fark etmeden bugünü, gelecekte başlayacağını düşündüğü hayatın hazırlık aşamasına dönüştürür. Oysa varılacak son bir nokta yoktur. Yaşam, ulaşılan her noktadan sonra, başka sorularla devam etmelidir; zira etmese çok sıkıcı olurdu, değil mi?
Bu nedenle bir yere ulaşmak, yalnızca “başardım” diyerek tamamlanan bir süreç değildir. Asıl mesele, ulaşılan yerde nasıl yaşanacağıyla ilgilidir. Bir hedefe ulaşmak kişiye otomatik olarak anlam, huzur ya da tatmin sağlamaz. Bunlar, hedefin ardından hazır biçimde karşılaşılacak duygular değil, kurulan hayatın içinde zamanla oluşan deneyimlerdir. İnsanın ilerlemeyi öğrenirken, vardığı yerde yaşamayı da öğrenmesi gerekir.
Buradan bakıldığında hayatı yalnızca doğru kararları vererek doğru yere ulaşma çabası olarak görmek eksik kalır. Çünkü yaşam tamamını önceden görebileceğimiz bir film şeridinden oluşmaz. İnsan karar verir, deneyimler, değişir ve değiştikçe bazı seçimlerine yeniden bakar. Kimi zaman aynı yolda devam eder, kimi zaman yönünü değiştirebilir. Bütün bunlar hayatın başarısız olduğu anlamına gelmez; aksine hayatın değişen koşullar içinde yeniden kurulabilen bir süreç olduğunu gösterir.
Belki asıl üzerinde durulması gereken soru da şudur: “Nereye ulaşmalıyım?” sorusunun yanında “Ulaştığım yerde nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?” sorusuna da yer açmaktır. Çünkü ilerlemek yalnızca daha ileriye gitmek değildir. Bazen kişinin geldiği noktayı fark etmesi, o noktada neye ihtiyacı olduğunu anlaması ve değişen kendisiyle birlikte hayatını yeniden değerlendirmesidir.
Sonuçta hayat, varılacak tek bir doğru yerden oluşmuyor. Eğer öyle olsaydı hepimiz aynı adımları atar, aynı yollardan geçerdik. Fakat insan yürürken değişiyor; değiştikçe ihtiyaçları ve öncelikleri de dönüşüyor. Bu yüzden önemli olan yalnızca yolun sonunda nerede olduğumuzu bilmek değil; o yolda kim olduğumuzu ve vardığımız yerde nasıl bir hayat kurmak istediğimizi de fark edebilmektir. Çünkü hayatın anlamı yalnızca koşarak bir yere varmak değil, ulaştığımız yerde kendimize ait bir yaşam alanı kurabilmekte saklıdır.
Sevgilerle,
Aile Danışmanı & Sosyolog
Nisanur İŞLER


