Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendini Sabote Etmek: Kendimize Karşı Oynadığımız Görünmez Oyun

Kendini Sabote Etmek: Kendimize Karşı Oynadığımız Görünmez Oyun Bazen hayatımızda istediğimiz şey gerçekleşmek üzereyken geri çekiliriz. Tam bir ilişki güvenli bir yere evrilecek gibiyken şüphe etmeye başlarız. Yıllarca uğruna çalıştığımız bir hedefe yaklaşınca ertelemeye yöneliriz.

Giriş

Bir fırsat karşımıza çıktığında, onu değerlendirmemek için makul görünen gerekçeler buluruz. Ve çoğu zaman bütün bunları kendimize şu cümleyle açıklarız: “Henüz hazır değilim.” Ancak bazen hazır olmadığımız için değil, hazır olduğumuzda hayatımızın değişeceğini bildiğimiz için geri çekiliriz. Kendini sabote etmek, insanın bilinçli olarak kendi hayatını mahvetmeye çalışması değildir.

Temel Çerçeve

Çoğu zaman kişi bir yandan ilerlemek isterken, başka bir yanı değişimin getireceği belirsizlikten korunmaya çalışır. Bir tarafımız yeni bir hayat ister; başka bir tarafımız bildiği acıya, tanıdığı yalnızlığa ve alıştığı yetersizlik duygusuna tutunur. Çünkü insan her zaman mutlu olana değil, çoğu zaman tanıdığı olana yönelir.

İstediğimiz Şeyden Neden Kaçarız? İnsan zihni için değişim, her zaman olumlu bir deneyim değildir. Olumlu bir değişim bile belirsizlik içerir.

Değerlendirme

Yeni bir ilişki, yeni bir iş, başarı, görünür olmak ya da kendine güvenmeye başlamak; kişinin yıllardır oluşturduğu benlik algısını sarsabilir. Yıllarca kendisini “yetersiz”, “şanssız” ya da “başarısız” olarak tanımlayan bir kişi, başarılı olduğunda yalnızca bir hedefe ulaşmış olmaz. Aynı zamanda kendisi hakkında yıllardır taşıdığı hikâyeyle de karşı karşıya gelir.

Bu nedenle bazı insanlar başarısızlıktan değil, başarılı olduklarında kim olacaklarını bilmemekten korkar. Çünkü başarısızlık tanıdıktır. Başarısızlık, kişinin kendisi hakkındaki mevcut inançlarını doğrular: “Zaten yapamayacağımı biliyordum.” Ancak başarı, bu hikâyeyi değiştirmeyi gerektirir.

Ve bazen insan, yeni bir hikâye yazmaktansa eski hikâyesinin içinde kalmayı tercih eder. Kendini Sabotajın Altında Çoğu Zaman Bir Korku Değil, Bir İnanç Vardır Kendini sabote eden davranışlar genellikle aniden ortaya çıkmaz. Çoğu zaman kişinin kendisiyle ilgili derin ve kökleşmiş inançlarının davranışsal sonucudur.

“Ben yeterli değilim.” “Beni gerçekten tanırlarsa sevmezler.” “İyi şeyler benim hayatımda uzun sürmez.” “Benim için bir şeyler yolunda gitmez.” Bu düşünceler her zaman bilinçli biçimde fark edilmez. Ancak kişi karar verirken, ilişki kurarken, risk alırken ve kendisini değerlendirirken bu inançlar sessizce devreye girer. Kişi kendisini yeterli görmüyorsa, kendisine sunulan fırsatı küçümseyebilir.

Sevilmeye değer olmadığını düşünüyorsa, kendisini gerçekten seven birinden şüphe edebilir. Terk edileceğine inanıyorsa, yakınlık arttıkça huzursuz olabilir. Böylece kişi, kendisiyle ilgili inancını değiştirmek yerine yaşamını o inanca uygun hale getirebilir.

Ve sonunda şu yanılsama ortaya çıkar: “Ben zaten haklıydım.” Oysa bazen kişi geleceği tahmin etmemiştir. Sadece geçmişte öğrendiği inancı yeniden üretmiştir. Bazen Kendimizi Değil, Eski Halimizi Korumaya Çalışırız Kendini sabote etmenin en derin taraflarından biri, kişinin aslında kendisine zarar veren davranışı neden sürdürdüğünü anlayamamasıdır.

Bir insan yıllarca değersiz hissettiği halde neden kendisini değersiz hissettiren ilişkilerde kalır? Neden sürekli ertelediği halde hedeflerinden vazgeçmez? Neden yakınlık isterken yakınlaşan insanlardan uzaklaşır?

Çünkü her davranışın yalnızca bir görünen sonucu yoktur. Davranışlar aynı zamanda kişiye kısa vadeli bir psikolojik kazanç da sağlar. Ertelemek, kişiyi o an için başarısız olma ihtimalinden korur.

İlişkiyi sabote etmek, ileride terk edilme ihtimalini beklemekten daha kontrol edilebilir hissettirebilir. Kendini geri çekmek, reddedilme riskini azaltabilir. Kişi aslında istediği şeyi kaybetmeyi seçmiyor olabilir.

Sadece onu kaybetmenin acısını, ona sahip olup sonra kaybetmenin acısından daha yönetilebilir buluyor olabilir. Bu nedenle kendini sabote etmek çoğu zaman kişinin kendisine zarar vermesi değil, kısa vadeli bir rahatlama uğruna uzun vadeli bir ihtiyacından vazgeçmesidir. İçimizdeki Çatışma: Değişmek İsteyen Ben ve Korunmak İsteyen Ben İnsanın içinde her zaman tek bir ses yoktur.

Bir yanımız özgürleşmek isterken, diğer yanımız güvende kalmak ister. Bir yanımız sevilmek isterken, diğer yanımız incinmekten korkar. Bir yanımız başarıya ulaşmak isterken, diğer yanımız başarının getireceği sorumluluklardan çekinir.

Bu içsel çatışma çoğu zaman “kararsızlık” gibi görünür. Ancak bazen kararsız değilizdir; yalnızca iki farklı ihtiyacımız aynı anda konuşuyordur. Bir yanımız değişim ister.

Diğer yanımız, geçmişte öğrendiği yöntemlerle bizi korumaya çalışır. Sorun şu ki, geçmişte bizi koruyan bazı stratejiler bugün hayatımızın önünde engel haline gelebilir. Çocukken reddedilmemek için sessiz kalmayı öğrenen biri, yetişkinlikte kendi ihtiyaçlarını ifade edemeyebilir.

İncinmemek için kimseye güvenmemeyi öğrenen biri, hayatı boyunca gerçek yakınlığın dışında kalabilir. Başarısız olduğunda yoğun eleştiriye maruz kalan biri, başarısız olmamak için hiç başlamamayı tercih edebilir. Böylece korunma davranışı, zamanla yaşam alanını daraltan bir savunmaya dönüşür.

Kendini Sabotajın En Acı Tarafı: İnsan Bazen Kendi Potansiyeline Yabancılaşır Kendini sabote eden kişi çoğu zaman ne yapabileceğini bilmez hale gelir. Çünkü kişi defalarca kendisini durdurduğunda, bir süre sonra önündeki engelin dışarıda olduğunu düşünmeye başlar. “Şartlar uygun değil.” “Zamanı değil.” “Ben zaten böyleyim.” “Bir gün mutlaka yapacağım.” Ancak yıllar geçtikçe ertelenen şey yalnızca bir hedef değildir.

Kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de ertelenir. Bir süre sonra kişi, yapabileceği şeyleri değil; yapmadığı şeyleri hatırlamaya başlar. Kaçırılan fırsatlar.

Başlanmayan projeler. Söylenmeyen cümleler. Bitirilmeyen ilişkiler.

Atılmayan adımlar. Ve insan bazen hayatının başına gelenlerden çok, kendi hayatına katılmadığı anların yasını tutar. Kendini Sabotajı Kırmak: Kendine Karşı Savaşmak Değil, Kendini Anlamak Kendini sabote eden davranışları değiştirmek, kişinin kendisine daha sert davranmasıyla başlamaz.

Daha fazla disiplin. Daha fazla kontrol. Daha fazla baskı.

Bunlar bazen sorunu çözmek yerine büyütebilir. Çünkü kendini sabote eden kişi çoğu zaman zaten kendisine karşı fazlasıyla acımasızdır. Asıl değişim, kişinin davranışının ardındaki ihtiyacı fark etmesiyle başlar.

“Neden erteliyorum?” sorusunun yanında: “Başlarsam ne olmasından korkuyorum?” “Bu ilişki gerçekten iyi giderse benim için ne değişecek?” “Başarılı olursam kendimle ilgili hangi inancımı bırakmam gerekecek?” “Beni koruduğunu düşündüğüm bu davranış, bugün hayatımı nasıl sınırlıyor?” sorularını sorabilmek gerekir. Çünkü bazen değişimin önündeki en büyük engel, kişinin kendisi değildir. Kişinin hâlâ geçmişteki bir tehlikeye karşı hazırlanıyor olmasıdır.

Sonuç: Kendimize Karşı Değil, Geçmişimizden Kalan Bir Korkuyla Savaşıyor Olabiliriz Kendini sabote etmek, insanın kendi hayatına karşı bilinçli bir ihanet değildir. Bazen bir zamanlar işe yarayan bir savunmanın, artık değişen koşullara rağmen sürdürülmesidir. Bir zamanlar reddedilmekten koruyan mesafe, bugün yalnızlığın kaynağı olabilir.

Bir zamanlar eleştiriden koruyan mükemmeliyetçilik, bugün başlamanın önündeki en büyük engel haline gelebilir. Bir zamanlar hayal kırıklığından koruyan beklentisizlik, bugün kişinin hiçbir şey istememesine dönüşebilir. Bu nedenle kendimize şu soruyu sormak önemlidir: “Ben gerçekten neyi istemiyorum, neyi istemekten korkuyorum?” Çünkü bazen hayatımızda ilerleyemememizin nedeni hedeflerimizin imkânsız olması değildir.

Bazen hedefe ulaştığımızda artık eski benliğimiz olarak kalamayacağımızı sezmemizdir. İnsan değişmek ister. Ama değiştiğinde neyi kaybedeceğini de düşünür.

Eski acılarını, alışkanlıklarını, savunmalarını, hatta yıllardır kendisi hakkında inandığı hikâyeyi… Bu yüzden kendini sabote etmenin karşıtı yalnızca “başarmak” değildir. Bazen asıl mesele, insanın kendisini artık geçmişteki tehlikelerden korumak zorunda olmadığını fark etmesidir.

Çünkü bazı kapıları açmamızı engelleyen şey, içeride ne olduğunu bilmememiz değildir. Bazen yıllardır kapının dışında bekleyen kişinin aslında kendimiz olduğunu fark etmememizdir.

Beste Döğer
Beste Döğer
Beste Döğer, klinik psikolog ve psikolojik danışmandır. Lisans eğitimini İstanbul Gelişim Üniversitesi Psikoloji bölümünde onur öğrencisi olarak tamamlayan Döğer, pedagojik formasyon programını da başarıyla bitirmiştir. Klinik psikoloji yüksek lisansını İstanbul Kent Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Klinik pratiğinde ergen ve yetişkinlerle çalışan Döğer; Bilişsel Davranışçı Terapi, Aile ve Çift Terapisi, Oyun Terapisi gibi birçok alanda eğitim almış; MMPI ve çocuk değerlendirme testleri gibi ölçme araçlarının uygulayıcısı olmuştur. Özellikle ilişki sorunları, ayrılık- karar süreçleri ve bireysel güçlenme konularına odaklanmaktadır. Bugün kendi ofisinde aktif olarak danışan gören Döğer, yazdığı yazılarla ruh sağlığı alanındaki bilgi birikimini toplumla paylaşmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar