Hayat, her daim çıkmazlarla dolu yollarla gelir bizlerin karşısına.
Bazen zor durumlarla sadece biz baş başa kalırız sansak da, tüm insanlar bir gün gerçeğin tokadı ile karşı karşıya kalmıştır.
Er ya da geç, hayat her birimize bir tokat indirmiştir ve indirecektir.
Acı, yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır.
Sadece her defasında yeni maskeler takarak, form değiştirerek bize yeniden misafir olur.
“Misafir olur” — acı için ne kadar da tatlı bir tabir gibi geldi değil mi?
Belki de beni bir polyannacı olarak isimlendirmeye niyetlendiniz.
Haydi birlikte bakalım; bu durum bir polyannacılık mı, yoksa hayatın akışında elimizden bir şey gelmiyorsa, Epiktetos’un da dediği gibi asıl noktanın kontrol edebildiklerimiz ve kontrol edemediklerimiz arasındaki ayrımı keşfetmek mi?
Gerçeğin Tokadı ve Beklenti Açığı
Gerçeğin tokadı, pek çok farklı şekilde karşımıza çıkar: ölüm, hastalık, kaza, boşanma, iflas, ihanet, afet…
Biz ne yaparsak yapalım, acı ve ızdırap kaçınılmaz bir şekilde hepimizin hayatına bir şekilde sızar ve gerçeğin tokadını atar.
Şu kesindir ki bu tokat acıdır, can yakıcıdır.
Yaşanılan ızdırap her ne ise — yukarıda saymadığımız sayısız örnek de dahil — bizlerde bir beklenti açığı yaratacaktır (Harris, 2017).
Peki nedir beklenti açığı?
Yaşadığımız gerçeklik ile arzu ettiğimiz gerçeklik arasındaki fark denebilir kısaca.
Beklediğimiz, öyle olmasını umduğumuz ilişkiler, iletişimler, durumlar, duygular ve daha niceleri…
Elimizde olmayan ama öyle olmasını beklediğimiz her şey aslında hayatımızın en büyük zehridir.
Beklenti açığını meydana getiren durum tam da budur: umulanlar.
Beklenti açığıyla karşılaştığımızda ilk yaptığımız şey, bu açığı kapatmaya çalışmak, gerçeği değiştirip isteklerimize uygun hale getirmeye çalışmaktır.
Günümüzde “toksik” olarak adlandırdığımız, bizi zehirleyen tüm şeylerin tohumu; beklenti açığıyla karşılaşan insanların var olanı, yani gerçeği değiştirmeye çalışmasından gelir.
Peki bu zehrin panzehiri yok mudur?
Elbette vardır: ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi).
ACT Nedir?
Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy – ACT), bireyin kontrolü dışındaki durumları kabul etmesini ve yaşamına anlam katacak davranışları sürdürmede kararlılık göstermesini destekleyerek, daha doyumlu ve anlamlı bir yaşam sürmesine yardımcı olmayı amaçlar.
ACT yaklaşımı, olumsuz duygu ve düşünceleri bastırmak ya da onlarla savaşmak yerine, bu deneyimleri insan olmanın bir parçası olarak kabul etmeyi teşvik eder.
Duygu ve düşünceleri “misafir” gibi karşılayarak onlarla daha esnek ve farkındalık temelli bir ilişki kurmayı öğretir.
Bu süreçte birey, geçmiş ya da geleceğin etkisinde kalmadan şimdiki ana odaklanmayı öğrenir.
Tüm bu becerilerin gelişmesi, kişinin psikolojik esnekliğe ulaşmasını sağlar (Hayes, Strosahl & Wilson, 1999; Eifert & Forsyth, 2005).
Metnin başında da “misafir” tabirini kullandığımda belki farklı gelmişti ama şimdi çok daha yerli yerine oturuyor olmalı.
Zihnimiz durmak bilmeyen bir düşünce üretim makinesidir ve bu düşünceler bize duygular olarak geri döner.
Zorluklar, acılar, ıstırap hayatın gerçeği iken, bu faturanın bize ne kadar ağır patlayacağını tahmin edebilirsiniz.
Ama düşünceleri ve duyguları misafir etmeyi öğrenirsek, faturanın bir sonu olduğunu; gelen misafirin kalıcı bir konaklama yapmadığını, tıpkı acı ve ıstırabın da geçici olduğunu anlarız.
Bize kesilmiş bir fatura vardır, belki de zorlayacaktır ama bir sonu vardır.
Misafiri ağırlar, ardından çalışarak, emek vererek o faturayı öderiz.
Fırtınada Yürümek
Hayat çiçeklerle bezeli bir yol değildir.
Bazı fırtınalar çiçeklerinizi sökecek, bazen fırtınadan göz gözü görmeyecek.
Ama fırtınada yürümeye devam etmek, olanlara ve zihnimizin kurduğu onlarca olumsuz senaryoya, tıpkı bir derenin üstünde akıp giden yapraklar gibi izin vermek, yolcuya kolaylık sağlar.
Kendinle Olan İlişki
Şimdi size bir soru:
Hayatınızda sizi en çok kim anladı, kim destekledi, ne olursa olsun yanınızda oldu?
Birçoğunuz “annem, eşim, kardeşim, arkadaşım” gibi cevaplar verecektir.
Peki neden aklınıza kendiniz gelmediniz?
Bu sorunun cevabı aslında sizsiniz.
ACT’nin temel amacı, kendiniz ve düşünceleriniz ile olan ilişkinizi değiştirmektir.
Duruma, olaya, var olana engel olmadan tüm acıya ve ıstıraba rağmen kendinizin arkasında olmayı, kendi sırtınızı sıvazlamayı bilen bir ben yaratmayı sağlar ACT.
Düşüncelerinizi değiştirmeden onların farkına varmayı, “Evet, düşüncelerim siz varsınız ama ben sizin tamamınız değilim.” demeyi öğretir insana.
Düşüncelerin bir bulut gibi gelip geçici olduğunu vurgular.
Kabul, tamamen her şeyi bırakıp boşvermişlik içinde çırpınmayı değil;
değiştiremeyeceklerini bırakmayı, üzerinde çalışabileceklerine ise emek vermeyi içerir.
Bırakmak ve Akış
Akışa bırakmadığımızda ve var olan ıstıraba sıkı sıkıya tutunduğumuzda, nasıl bir durum ortaya çıkar, buna bir örnek verelim:
Yavaşça derin bir nefes alın.
Ciğerinizi hava ile doldurun.
Nefesinizi olabildiğince uzun süre tutun.
Tuttukça oluşan basıncı hissedin.
Artık tutamayacak hale gelince oluşan hissi ve tam o anda nefesinizi verince hissettiğiniz huzuru ve rahatlamayı düşünün.
Bırakma hissi ve tam da ACT’nin anlatmak istediği “akış” tanımı işte budur.
Hayat bir nefes gibi akış içinde gerçekleşir; nefesi zora sokacak her şey gidişatı tıkar.
Sonuç: Kendinden Kendini Doğurmak
Zorluklar, acı ve ıstırap her daim herkesin hayatında misafir olur.
Bunlara rağmen devam gücü bulabilmek, bu ıstırapla yolu yürümek, acıyı misafir edebilmek bizi büyütür.
Ne olursa olsun, acıya ve tüm ıstıraba rağmen kendine nefes olan,
kendinden kendini doğuran herkese selamlar.
Hayatın anlamı, fırtınasız yürümekte değil;
fırtınada yürüyebilmekte,
acıya rağmen kendini yeniden doğurabilmekte saklıdır. 🌿


