Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stiline sahip iki birey arasındaki romantik ilişki “kaygılı-kaçıngan döngüsü” (kovalama-kaçma, pursue-withdraw) olarak adlandırılır. Oldukça karakteristik ve zorlayıcı bir ilişki biçimidir. İlişkide öne çıkan temel dinamiklerden biri temel çatışma döngüsü olan hiperaktifleştirme ve yetkisizleştirmedir. Kaygılı bağlanma stiline sahip partner, ilişkide belirsizlik veya mesafe hissettiğinde terk edilme ve reddedilme korkusu tetiklenir ve bağlanma sistemini hiperaktifleştiren (hyperactivating) yöntemler olarak partnerinden sürekli olarak yakınlık, güvence ve iletişim talep eder. Bunun karşısında kaçıngan bağlanma stiline sahip diğer partner ise aşırı yakınlık talebi karşısında kendisini boğulmuş hissederek bağlanma sistemini yetkisizleştiren (deactivating) savunma mekanizmalarını devreye sokar. Kendini korumak amacıyla duygusal ve fiziksel anlamda geri çekilir ve mesafesini korur. Kaygılı partner kaçıngan partnerin üzerine gittikçe, kaçıngan partner daha da geri çekilir ve kaygılı partner bu uzaklaşmadan dolayı terk edilme ve reddedilme korkularını daha yoğun yaşar. Tepkileri şiddetlenebilir. Bu noktada duygularını yaşama biçimleri de birbirinden farklıdır. Kaygılı partner stres altındayken üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ve yoğun diğer duygularını düzensizleştirme (dysregulation) ve dışavurma eğilimindedir. Kaçıngan partner ise bu gibi kırılgan duygularını bastırmaya (suppression) meyillidir. Kaçıngan taraf çatışma büyüdüğünde iletişimi kesme, konuyu kapatma veya partnerine karşı sessizlik cezası (silent treatment) verme eğilimi gösterirken; kaygılı partnerler sorunu hemen o an konuşup çözmek konusunda ısrarcı olabilirler. Her iki güvensiz bağlanma stili de duyguları tanıma ve ifade etme konusunda güçlük (aleksitimi) ile ilişkilidir. Kaygılı taraf duygularını abartılı ve karmaşık biçimde ifade ettiğinden anlaşılamayabilirken, kaçıngan taraf ise içsel duygusal deneyimlerini tamamen kapatıp yalnızca dışsal detaylara odaklanır. Simpson (1990) tarafından yürütülen boylamsal bir çalışmada hem kaygılı hem kaçıngan bağlanan bireylerin yer aldığı ilişki türlerinde daha düşük karşılıklı bağımlılık (interdependence), taahhüt/bağlılık, güven ve ilişki doyumu sergilediği saptanmıştır. Kaygılı partner kaçıngan partnerin mesafeli duruşundan dolayı sürekli olarak partnerinin güvenilirliğini sorgular; kaçıngan partner ise kaygılı tarafın taleplerini aşırı muhtaçlık olarak görerek partnerine olan güvenini ve saygısını kaybeder. Güvenli bağlanma stiline sahip olan bireylerin içinde bulunduğu ilişkilerin aksine, kaygılı ve kaçıngan bağlanan partnerler ilişkilerinde sevgi ve şefkat gibi duyguları daha az sıklıkta, kaygı, öfke, hayal kırıklığı gibi duyguları ise daha sıklıkla yaşarlar. Çiftler yoğun bir stres veya kriz dönemiyle karşılaştıklarında (örneğin ebeveynliğe geçiş, ilişkisel problemler), kaçıngan partner destek vermekten geri çekilme eğilimi gösterirken, kaygılı partner destek arayışına girer. İlişki sonlandığında kaçıngan bireyler (özellikle erkekler) deaktive edici savunma mekanizmaları nedeniyle kısa sürede belirgin biçimde daha az duygusal tepki bildirirken, kaygılı bireyler yoğun bir bağlanma acısı ve protesto sergilerler. Peki bu döngüyü kırmak için hangi terapi yöntemleri etkili olabilir?
- Duygu Odaklı Terapi, Susan Johnson tarafından geliştirilen bu bağlanma temelli çift terapisi, partnerlerin çatışma anlarında sergiledikleri savunmacı tepkileri (uzaklaşma, tepkisizlik, suçlama) ve işlevsiz döngüleri minimize etmeyi hedefler. İlişkideki güvensizlik ve çatışma anlarında çiftlerin birbirini tehdit olarak değil, bir sığınak ve güvenli taban (safe haven / secure base) olarak kullanmalarını öğretir. Kaçıngan partnerin duygusal geri çekilmesini, kaygılı partnerin ise aşırı tepkiselliğini azaltarak ilişkiyi güvenli bir bağlanma bağına dönüştürür.
- Ses Terapisi, Glendon Derneği klinisyenleri tarafından geliştirilen bu yaklaşım, bireylerin çocukluktan itibaren içselleştirdikleri yıkıcı içsel “sesleri” (kritik iç sesler) ve partnerlerine dair olumsuz inançları hedef alır. Kaçıngan bireylerin partnerlerini olumsuz algılama ve mesafe koyma eğilimine yol açan bu eleştirel iç sesleri fark etmelerini, anlamlandırmalarını ve değiştirmelerini sağlar. Terapötik müdahale sonucunda bireylerin öz-değerlendirmelerinde iyileşme, ilişki doyumunda ve geleceğe dair iyimserlikte artış gözlemlenmiştir.
- Nesne İlişkileri ve Kendilik Psikolojisi, bireyin çocuklukta reddedilme ve kırılganlıktan korunmak için inşa ettiği “sahte kendiliği” (false self) ve aşırı bağımsızlık savunmalarını çözmeyi amaçlar. Erken ebeveyn ilişkilerinde bağımlılığın cezalandırılması sonucu gelişen savunma stratejileri adım adım sökülür. Bireyin gerçek yakınlık, bağ kurma ve bağımlılık ihtiyaçlarını tanımasına ve kabul etmesine olanak tanır.
- Psikodinamik Terapiler, erken dönem çocukluk deneyimlerine, travmalara ve ebeveyn-çocuk etkileşimlerine odaklanarak bireyin zihinsel bağlanma şemalarını inceleyen yaklaşımdır. Bireyin benlik, öteki ve ilişkiler hakkındaki karmaşık/bozulmuş içsel çalışan modellerini (internal working models) güncelleyerek, duyguları tanıma ve ifade etme kapasitesini (aleksitimik eğilimleri azaltarak) geliştirir.
- Güvenlik Artırıcı Deneyimler ve Güvenli Partner Etkisi, terapötik süreçlerde veya ilişkide güven hissini tetikleyen “güvenlik uyaranları” (security-inducing primes) kullanılmasıdır. Güvenlik hissi pekiştirildiğinde, kaçıngan bireylerin savunmacı duvarları esneyerek empati, açık fikirlilik ve yakınlık kurma kapasiteleri belirgin şekilde artar. Ayrıca güvenli bağlanan bir partnerle ilişki yaşamak, kronik bir güvenlik kaynağı işlevi görerek kaçıngan veya kaygılı partnerin zamanla daha güvenli bir ilişki tarzına kaymasını kolaylaştırabilir.
Bütün bu terapi yöntemlerinde güvensiz bağlanmadan güvenli bağlanmaya geçiş süreci ise şu şekilde ilerler: Terapi sürecinde ilk adım, eşlerin birbirini “düşman” veya “sorunun kaynağı” olarak görmeyi bırakıp ilişkideki işlevsiz kovalama-kaçma döngüsünün kendisini ortak bir sorun olarak tanımlamalarıdır. Kaygılı partnerin terkedilme korkusuyla sergilediği hiperaktifleştirici baskısı ile kaçıngan partnerin boğulma hissiyle devreye soktuğu deaktive edici geri çekilme stratejisi görünür kılınır. Partnerlerin yüzeydeki savunmacı tepkilerinin (öfke, eleştiri, soğukluk, ilgisizlik) altına inilir. Kaygılı partner yüzeydeki öfkesinin ardındaki yalnızlık ve reddedilme korkusunu; kaçıngan partner ise duygusal mesafe duvarının ardındaki yetersizlik, başarısızlık ve zarar görme kaygılarını dile getirmeye başlar. Bireyler çocukluktan itibaren geliştirdikleri savunmacı “sahte kendilik” yapılarını ve katı bağımsızlık duvarlarını adım adım esnetirler. Kaçıngan partner kırılganlığını güvenli bir ortamda paylaştıkça ve kaygılı partner baskı kurmak yerine yatıştırıcı bir yaklaşım sergiledikçe, çiftler birbirlerini birer sığınak (safe haven) ve güvenli taban (secure base) olarak kabul ederler. İlişkideki savunmacı tepkiler yerini doğrudan destek arayışına ve hassas destek sunumuna bırakarak güvenli bağlanma bağı tesis edilir. Kaçıngan bireyler doğrudan duygusal ifadeye zorlandıklarında veya suçlu hissettirildiklerinde savunmacı bir şekilde içe kapanma veya ortamdan uzaklaşma eğilimindedirler. Onların terapiye katılımını ve açılmasını sağlayan temel unsurlar şunlardır:
- Savunmaların Suçlanmadan Anlaşılması: Kaçıngan partnerin geri çekilme davranışının bir “ilgisizlik” değil, geçmiş deneyimlerden öğrenilmiş zarardan korunma ve stresi düzenleme mekanizması (deactivating strategy) olduğunun kabul edilmesi, bireyin üzerindeki baskıyı kaldırır.
- Güvenlik Tetikleyicileri (Security-Inducing Primes) ve Güvenli Tutum: Açık veya örtük güvenlik uyaranları (güven veren bir terapötik atmosfer, kabul edici tutum), kaçıngan bireylerin savunmacı duvarlarını esnetir; empati kurma, yeni fikirlere açık olma ve yakınlık kurma kapasitelerini belirgin biçimde artırır.
- Yıkıcı İç Seslerin (Voice Therapy) Çözümlenmesi: Kaçıngan bireylerin yakınlıktan kaçınmasına ve partnerlerini olumsuz algılamasına neden olan içselleştirilmiş eleştirel iç sesleri (“Kimseye güvenemezsin”, “Duygularını saklamalısın”) fark edip değiştirmelerini sağlamak, ilişkiye dair karamsarlıklarını kırar ve ilişki doyumunu artırır.
- Güvenli Partner Rolü (Chronic Security Prime): Kaygılı partnerin aşırı tepkisel yaklaşımı bırakıp güven veren, tutarlı ve esnek bir tutum sergilemesi, kaçıngan partner için sürekli bir güvenlik kaynağı işlevi görerek savunmacı tutumlarını zamanla yumuşatır.
Kaynakça
- Clear, S. J., & Zimmer-Gembeck, M. J. (2017). Associations between attachment and emotion-specific emotion regulation with and without relationship insecurity priming. International Journal of Behavioral Development, 41(3), 327–336. https://doi.org/10.1177/0165025415620057
- Edelstein, R. S., & Shaver, P. R. (2004). Avoidant attachment: Exploration of an oxymoron. In D. J. Mashek & A. Aron (Eds.), Handbook of closeness and intimacy (pp. 397–412). Lawrence Erlbaum Associates Publishers.
- Lyons-Ruth, K., & Jacobvitz, D. (1999). Attachment disorganization: Unresolved loss, relational violence, and lapses in behavioral and attentional strategies. In J. Cassidy & P. R. Shaver (Eds.), Handbook of attachment: Theory, research, and clinical applications (pp. 520–554). The Guilford Press.
- Maranges, H. M., Chen, S. K., & Conway, P. (2022). Insecure and insensitive: Avoidant and anxious attachment predict less concern for others in sacrificial moral dilemmas. Personality and Individual Differences, 185, Article 111274. https://doi.org/10.1016/j.paid.2021.111274
- Maranges, H. M., Jones, F. R., & Fincham, F. D. (2026). The God Attachment Questionnaire: Development and validation of an avoidant and anxious God attachment measure. Psychology of Religion and Spirituality, 18(1), 32–45. https://doi.org/10.1037/rel0000573
- Rholes, W. S., Simpson, J. A., & Friedman, M. (2006). Avoidant attachment and the experience of parenting. Personality and Social Psychology Bulletin, 32(3), 275–285. https://doi.org/10.1177/0146167205280910
- Shiota, M. N., Keltner, D., & John, O. P. (2006). Positive emotion dispositions differentially associated with Big Five personality and adult attachment styles. The Journal of Positive Psychology, 1(2), 61–71. https://doi.org/10.1080/17439760500510833
- Simpson, J. A. (1990). Influence of attachment styles on romantic relationships. Journal of Personality and Social Psychology, 59(5), 971–980. https://doi.org/10.1037/0022-3514.59.5.971
- Zhang, J., Zhang, Y., Mao, Y., & Wang, Y. (2024). The relationship between insecure attachment and alexithymia: A meta-analysis. Current Psychology, 43(6), 5804–5825. https://doi.org/10.1007/s12144-023-04749-0

