Bir mesajın geç gelmesi bazen yalnızca bir mesajın geç gelmesidir. Ancak zihin için çoğu zaman bu kadar basit değildir.
“Eskisi kadar önemsemiyor.”
“Kesin benden uzaklaşıyor.”
“Beni gerçekten sevse böyle davranmazdı.”
“Bir şeyler değişti.”
“Bu ilişkinin sonu geliyor olabilir.”
Henüz ortada yalnızca geç cevaplanan bir mesaj varken, birkaç dakika içinde zihnimiz ilişkinin geleceğine dair uzun bir senaryo yazabilir. Üstelik bir süre sonra partnerimizin yaptığı şeye değil, zihnimizin onun yaptığı şey hakkında anlattığı hikâyeye tepki vermeye başlayabiliriz.
Belki de bazı ilişkilerde üçüncü kişi başka biri değildir. Zihnin kendisidir.
Zihin Boşlukları Sevmez
İnsan zihni anlam üretmeye yatkındır. Belirsizliği fark ettiğinde boşlukları doldurur, nedenler arar ve geleceği tahmin etmeye çalışır. Bu özellik birçok durumda oldukça işlevseldir. Ancak romantik ilişkiler söz konusu olduğunda aynı mekanizma, yaşanan gerçeklikle zihnin yorumunu birbirinden ayırmayı zorlaştırabilir.
Partneriniz bir akşam daha sessiz olabilir.
Gerçeklik: “Bugün daha az konuşuyor.”
Zihnin hikâyesi ise şöyle devam edebilir:
“Benden sıkıldı.”
“Artık benimle vakit geçirmek istemiyor.”
“Kesin bir sorun var ama söylemiyor.”
Bu düşünceler ortaya çıktığında problem onların zihnimizden geçmesi değildir. Kabul ve Kararlılık Terapisi’nde (ACT) önemli olan, düşüncenin varlığından çok o düşünceyle nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.
Bir Düşüncenin İçine Girmek
ACT’de bilişsel füzyon, düşüncelerimizin yalnızca düşünce olduğunu unutup onları gerçekliğin kendisiymiş gibi deneyimlediğimiz süreci ifade eder.
“Beni önemsemiyor.” düşüncesi ile “Şu anda zihnim bana önemsenmediğimi söylüyor.” cümlesi arasında küçük görünen fakat önemli bir fark vardır.
İlkinde düşüncenin içindeyizdir.
İkincisinde ise düşünceyi fark eden bir konuma geçmeye başlarız.
Bilişsel füzyon yaşadığımızda zihnin yorumları davranışlarımızı da yönetebilir. Partnerimizin bizi terk edeceğini düşündüğümüzde henüz böyle bir durum olmadığı hâlde mesafe koyabiliriz. Sevilmediğimizi düşündüğümüzde güvence almak için tekrar tekrar soru sorabiliriz. “Nasıl olsa beni anlamıyor.” düşüncesine inandığımızda ihtiyacımızı anlatmak yerine susabiliriz.
Sonunda korktuğumuz şeyi engellemeye çalışırken ilişkinin içinde daha fazla uzaklık yaratabiliriz.
Düşünceden Ayrışmak, Onu Yok Etmek Değildir
ACT’nin sunduğu alternatif düşünceleri susturmak ya da her olumsuz düşüncenin yerine olumlu bir düşünce yerleştirmek değildir.
Çünkü zihin hikâye anlatmaya devam edecektir.
Ayrışma, zihnin söyledikleriyle aramıza biraz mesafe koyabilmektir. “Beni artık sevmiyor.” düşüncesini ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onun zihinden geçen bir düşünce olduğunu fark edebilmektir.
Örneğin:
“Beni önemsemiyor.”
yerine,
“Şu anda ‘beni önemsemiyor’ düşüncesine kapıldığımı fark ediyorum.”
Bu küçük dil değişikliği yaşanan duyguyu ortadan kaldırmayabilir. Kaygı hâlâ orada olabilir. Kırgınlık da. Ancak düşüncenin davranışlarımız üzerindeki hâkimiyetini azaltabilecek küçük bir alan açar.
Ve bazen sağlıklı bir ilişki için ihtiyacımız olan tam olarak bu alandır.
Zihnin Hikâyesinden İlişkinin İçine Dönmek
Romantik ilişkilerde zihnimiz sürekli geçmişten veri toplar ve gelecekle ilgili tahminlerde bulunur.
“Geçen sefer de böyle olmuştu.”
“Yine aynı şeyi yapacak.”
“Bu böyle devam ederse mutlu olamayacağım.”
Bu düşüncelerin içinde kaybolduğumuzda şu anda karşımızda bulunan kişiyi görmek zorlaşabilir.
ACT’de anda olmak, yalnızca nefese odaklanmak anlamına gelmez. İlişki içinde anda olmak; zihnin yorumlarının yanında, gerçekten olanı da fark edebilmektir.
“Şu anda partnerim ne söylüyor?”
“Ben şu anda ne hissediyorum?”
“Gerçekten bildiğim şey ne, zihnimin tamamladığı şey ne?”
Bu sorular her zaman rahatlatıcı cevaplar vermeyebilir. Fakat ilişkiyi varsayımlar üzerinden değil, temas üzerinden yaşamamıza yardımcı olabilir.
Haklı Olmaktan Önce: Nasıl Bir Partner Olmak İstiyorum?
Zihin özellikle tartışma sırasında tek bir soruya takılabilir:
“Kim haklı?”
ACT ise başka bir soruyu öne çıkarır:
“Ben bu ilişkinin içinde nasıl biri olmak istiyorum?”
Değerler burada devreye girer.
Belki değeriniz açıklıktır.
Belki şefkat.
Belki dürüstlük, sadakat, yakınlık veya karşılıklı saygı.
“Beni önemsemiyor.” düşüncesi zihninizde dururken bile açıklığı seçebilir ve “Bugün senden biraz uzak hissettim, bunu seninle konuşmak istiyorum.” diyebilirsiniz.
“Nasıl olsa anlamayacak.” düşüncesi oradayken bile dürüstlüğü seçebilirsiniz.
Çünkü psikolojik esneklik, zorlayıcı düşünceler ortadan kalktıktan sonra istediğimiz gibi davranmak değildir. Zorlayıcı düşünceler bizimle birlikteyken de değer verdiğimiz yönde hareket edebilmektir.
Partnerimize Yeniden Bakabilmek
Bir ilişkide zihnimizin söylediklerini tamamen susturmak mümkün olmayabilir. Zaten amaç da bu değildir.
Zihin geçmiş deneyimlerimizden, korkularımızdan, beklentilerimizden ve incinmişliklerimizden hikâyeler üretmeye devam edecektir.
Ancak her hikâyeyi gerçek kabul etmek zorunda değiliz.
Bazen partnerimize yeniden bakabilmek için önce zihnimizin onun önüne koyduğu perdeyi fark etmemiz gerekir.
Çünkü karşımızdaki kişiyle kurduğumuz ilişki ile onun hakkında düşündüğümüz şeylerle kurduğumuz ilişki aynı değildir.
Belki de ilişkilerde sorulması gereken soru her zaman “Bu düşünce doğru mu?” değildir.
Bazen daha işlevsel soru şudur:
“Zihnim şu anda bana hangi hikâyeyi anlatıyor ve ben bu hikâyenin peşinden gitmek yerine nasıl bir partner olmayı seçiyorum?”
Çünkü bazen ilişkinin üçüncü kişisini fark ettiğimizde, iki kişi yeniden birbirini gerçekten görebilmeye başlar.

