Salı, Ağustos 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İnsan Gerçekten İyileşir Mi?

İnsan gerçekten iyileşir mi? Umudun ufukta görünmediği zamanlarda, sessiz bir figanın içlere gömüldüğü durumlarda, gözyaşlarının gözlerden ziyade kalplerden aktığı anlarda bile insan gerçekten iyileşebilir mi? Yoksa buna inanmayı mı tercih ediyoruz? Bir yol olduğuna, o yolun sonuna, her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna ve şerden bile hayır doğacağına… Peki ya inanmayı tercih etmiyorsak? İşte tam da bu gibi anlarda ünlü yazar Anton Çehov’un şu sözü yankılanır kulaklarda: “İnsan inandığı şeydir.” Ardından iki seçenek çıkar karşımıza:

Evet, İnsan Gerçekten İyileşir

İnsan gerçekten iyileşir! Umudun ufukta görünmediği zamanlarda bile, her gecenin ardından doğan güneş gibi etrafın aydınlanacağına içten içe emindir. Emin olmasa da, içinden bir his onu dürter; yolu gösterir. Sessiz bir figanın içlere gömüldüğü durumlarda bile, her fırtına sonrası havanın açacağını bilir. Kesin bilmese bile, geçmişte böyle olmuştur ve şimdi neden olmasın diye düşünür. Gözyaşlarının gözlerden ziyade kalplerden aktığı anlarda bile, derin bir iç çekmenin kalbi sakinleştirdiğini gözlemler. Sakinlik kalıcı olmasa bile, bir kere olmuştur sonuçta. Düşünür insan; iyileşmeye olan inancını, o zorlu yolu, ne kadar zor olsa da o yolun sonunun geleceğini, her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu ve şerden bile hayır doğabileceğini… İşte tam o anda bir umut ışığı görünür ufukta; iyileşme gemisinin ışığıdır o. Yoldadır, deniz dalgalı da olsa yoldadır. Şartlar zor da olsa geliyordur. Mesafe uzak da görünse, zamanla yaklaşıyordur. Evet, insan gerçekten iyileşir çünkü onu istiyor ve çaba sarf etmeye hazırlanıyordur. Evet, insan gerçekten iyileşir çünkü iyileşmeye inanıyordur ve insan inandığı şeydir…

Hayır, İnsan Gerçekten İyileşmez

İnsan gerçekten iyileşmez! Umudun ufukta görünmediği zamanlarda, sadece o sonsuz çizgiye odaklanır, hep böyleydi der ve sinirlenir. Sessiz bir figanın içlere gömüldüğü durumlarda kalmayı tercih eder; konfor alanından çıkmaya cesaret edemez, daha rahattır ve alışmıştır buna. Alışmıştır acıya… Gözyaşlarının gözlerden ziyade kalplerden aktığı anlarda ise göl olup taşar, kendini ve etrafını bu suda boğar. Düşünür insan; iyileşmeye olan inançsızlığını, o zorlu yolu, ne kadar zor olsa da o yolun sonunun gelmeyeceğini, her şeyin olması gerektiği gibi olmadığını ve şerden sadece şer doğduğunu. İşte tam o anda umut ışığını saklayan ufuk da kaybolur bulutlar arasında. Artık ne ufuk kalmıştır ne de umudun gözükeceği bir ufuk. Sadece sisli bir boşluk, sinirli ve hüzünlü bir dünya, inançsız bir kalp ve besinsiz kalmış bir ruh… Hayır, insan gerçekten iyileşmez çünkü ne iyileşmeyi ister ne de iyileşmeye çaba sarf eder. Hayır, insan gerçekten iyileşmez çünkü iyileşmeye inanmıyordur ve insan inandığı şeydir…

Ne Yapmalı?

İnsanın gerçekten iyileşip iyileşemeyeceği sorusunun cevabı, büyük ölçüde iyileşmeye dair inancında saklıdır. Zor zamanlarda kişi ya umuda tutunup yaşadığı acıların geçebileceğine, yolun sonunda bir çıkış olduğuna inanır ve bu inançla iyileşme yönünde adım atar; ya da umutsuzluğa kapılıp değişimin mümkün olmadığına inanarak bulunduğu yerde kalır. Bu nedenle iyileşme yalnızca yaşanan olaylarla değil, kişinin o olaylara yüklediği anlam ve taşıdığı inançla da şekillenir. Belki de bu yüzden, Anton Çehov’un dediği gibi, “İnsan inandığı şeydir.”

Peki ne yapmalı? Şayet ki iyileşmek istiyorsak, iyileşmeye inanmalı. Cesareti toplamalı ve iyileşmeye doğru adım atmalıyız. Birazcık çaba sarf ederek derman arayışına çıkmalıyız. Bu arayış her zaman yürüme değil, dinlenme halinde de olmalı; her zaman dışta değil, içte de olmalı. Her şey dozunda güzel diyerek dengeyi hatırlamalıyız. Kendimize çok yüklenmemeyi, bazı şeylerin zamanı olduğunu bilmeyi ve akışta kalmayı unutmamalıyız… Şayet ki iyileşmek istemiyorsak, bize hizmet etmeyen hangi durumlara hala ve neden tutunmaya devam ettiğimize bir göz atmalıyız. Evet, iyileşmek istemediğimiz veya iyileşmenin olmadığını düşündüğümüz versiyonda bile sorgulamalıyız. Sorgulamalıyız ki alttaki sebebe ulaşalım. Neden unutmamalıyız, neden iyileşmemeliyiz, neden kine veya intikam alma hissine devam etmeliyiz, neden üzgün kalmalıyız veya neden iyileşmeyi hak etmediğimizi düşünüyoruz, teker teker bakmalıyız. Bakmalıyız ki şu soruyu cevaplayalım: İnsan gerçekten iyileşir mi?

Doğa Avlar
Doğa Avlar
Doğa Avlar, Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Lisans eğitimi süresince bilişsel davranışçı terapi, sanat terapisi ve mindfulness temelli terapi gibi eğitimlerin yanı sıra spor psikolojisi de dahil çeşitli psikoloji eğitimleri almıştır. Klinik psikoloji alanına özel bir ilgi geliştirmiştir. Akademik yolculuğunu ruh sağlığını, kişilik gelişimini ve bilinç süreçlerini anlamaya adayan Avlar; aynı zamanda öz farkındalık, içsel dönüşüm ve ruhsal denge temalarına ilgi duymaktadır. Yazılarında psikoloji bilimi ile kişisel gelişim kavramlarını birleştirerek bireylerin kendilerini daha derinlemesine tanımalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Psikolojiyi herkes için anlaşılabilir ve bütüncül kılmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar