İnsan, anlamı bazen kelimelerde bir yansımada ya da sessizlikte arar. Lacan’a göre bu arayış durumu üç farklı düzende gerçekleşir: gerçek düzen, imgesel düzen ve simgesel düzen. Bu üç düzen, zihnimizin görünmeyen tarafını oluşturur. Kimi anlarda aynadaki görüntümüzde kayboluruz, kimi anlarda kelimelere sığınırız, kimi anlarda da tarif edilemez bir boşluğun içinde buluruz kendimizi. Lacan’ın kuramı, insanın kendiyle ve çevresiyle olan ilişkisini anlamamızda etkili olmaktadır.
Lacan’da Dilin Önemi
Lacan’a göre özne, Başka ile dilin içerisine ortaya çıkan bir yapı şeklinde ifade edilmektedir (Pınar ve ark., 2019). Bu yapı, öznenin doğumunun öncesinde yapılandırılmaya başlamıştır (Pınar ve ark., 2019). Lacan’a göre özne, sabit bir ben olarak dünyaya gelmez; dil ve toplum ilişkisinden ortaya çıkmaktadır. “Başka” kavramı, kişinin kendisi dışındaki düzlemleri ifade etmektedir. Kişi, bu düzlemlerde kendini tanımaya ve kimliğini oluşturmaya başlar.
Onun düşüncesine göre, ebeveynlerinin bebeğin dünyaya getirilmesine yönelik kararı, bebeğe ilişkin konuşmaları, nasıl bir isim konulacağı; başka bir deyişle, ebeveynlerin bebeğe ilişkin arzuları, öznenin yapılandırılmasına temel oluşturmaktadır (Pınar ve ark., 2019). Bebeğin dünyaya gelmesi, ebeveynlerin bir kararıdır. Bu karar, bebeğin dünyaya geleceği ortamı ve ilişkileri belirlemektedir. Ebeveynler, bebek ve ona ilişkin konulardan konuşurken bir anlam yüklerler: “Kızım çok zeki olacak, onu doktor yapacağım” gibi. Bebeğe verilen isim, onun benliğini işaret eden ilk dilsel işarettir. Çocuk, bu isimle toplumdaki yerini ve ilişkilerini şekillendirecektir. Çocuğun kendini ifade etmesi, insanlarla iletişimi isim üzerinden başlamaktadır. Ebeveynlerin arzuları ve konuşmaları, bebeğin benliğine zemin hazırlıyor.
Lacan’ın ifadeleri için kullandığı “gösteren” (signifier) kavramını, Saussure’ün dil bilimi üzerine yaptığı araştırmalardaki “gösterge” (sign) kavramından ortaya koymuştur (Pınar ve ark., 2019). Lacan, Saussure’ün dil bilimi üzerine araştırmalarını inceleyip, Saussure’ün temel noktasının dile ait göstergelerin anlamının sabit birer işaret (sign) şeklinde olduğunu gözlemlemiştir (Pınar ve ark., 2019). Lacan, Saussure’ün gösterge kavramını “gösteren” biçiminde dönüştürmüştür; çünkü ona göre gösterenlerin tek ve sabit bir anlamı yoktur (Pınar ve ark., 2019). Saussure’e göre gösterenlerin sabit bir anlamı vardır. Yani “ev” her zaman “ev” nesnesi ile bağlantılıdır. Lacan’a göre ise gösterenlerin sabit bir anlamı yoktur. “Ev” her zaman “ev” nesnesi ile bağlantılı değildir; insanlarda farklı çağrışımlar yaratabilir. Kişinin deneyimleri ve toplumsal yönüyle anlam kazanır.
Lacan’ın anlayışına göre psikanaliz, dil ve anlam ilişkisine dayanan bir kuramdır (Pınar ve ark., 2019). İnsanların korkuları, arzuları ve düşünceleri dil ve sembollerle ortaya çıkmaktadır. Özne, dilin içerisinde ortaya çıkan bir yapıdır ve benliğini dil yoluyla kurmaktadır. Psikanaliz, bu durumu, dil ve anlam ilişkisini analiz ederek özneyi anlamaya çalışmaktadır.
Lacan’ın Üç Temel Düzeni: İmgesel, Simgesel ve Gerçek Düzen
İmgesel kavramına ilk olarak “Ayna Evresi” yazısında, 1936 senesinde değinilmiştir (Yorulmaz, 2019). Ayna evresi, bebeğin 6-18 aylıkken kendi yansımasını bir bütün olarak aynada fark etmesi ve bu gördüğü imajı hareket ettirmesi; bu durumdan keyif almasıdır. Kendi bedenini hâlâ parçalı görüyor, ama bu imaj onda bütünlük hissi yaratıyor. Bebek bu imajla özdeşim kurarak egosunu geliştirmektedir. Bu özdeşim kurulmamış olsaydı, kendini hiçbir zaman tamamlanmış bir şekilde hissedemeyecekti. İmgesel düzen illüzyon alanıdır; çarpıtılmıştır. Ayna evresinin sonucu olarak egonun her zaman illüzyon olmasıdır.
Sembolik düzen ise bir imaj üzerine kurulan kimliğin ötesinde, daha büyük kültürel unsurların, kültürün içine oluşturulan evrensel kimliğin yapılandırılmasından söz edilir. Simgesel düzen, gelenekleri, yasaları, ritüelleri ve değerleri ile kültürel ve toplumsal yapısını temsil eden bir köprüdür. Simgesel düzenin temeli dildir. Dilin içine doğarız. İnsan bu düzene dil ile dahil olur. Dil, bizim mecbur kaldığımız ve bizi şekillendiren bir sistemdir. Çocuk, kendinden önceki sistemin içine doğar ve o dili çözmek durumunda olur. Bu süreç kaygılı bir süreçtir. Bu sistemde konuşmaya mecburdur; çünkü kendi dilini üretmiş olsa kimse onu anlamayacak; bu yüzden içine doğduğu dili konuşmak zorunda kalıyor. Bu mecburi bir yabancılaşmadır. Çünkü bir sistemin içine dahil olmak zorunda kalıyoruz; bu da yabancılaştırıcı bir güce sahiptir.
Lacan, gerçek ve gerçeklik kavramlarını birbirinden ayırmaktadır. Gerçeklik, dilsel bir süreçten oluşur; simgesel düzenle ilişkilidir. Gerçeklik sabit değildir; onu algılama, anlamlandırma ve çevremizdekilerle paylaşma, dil aracılığı ile sağlanır. Gerçekliği dilin yapısı içerisinde deneyimleriz. Gerçek düzen ise sembolik düzenin sınırlarında var olan bir şeydir; sembolize edilemeyendir. Somut bir şey değildir; bilinçdışımızda etkili olan, dille sembolleştirilemeyen bir yapıdır. Sembolizasyona direnir. Dille aktardığımız şeyin ardında kalan bir gerçek vardır. Örneğin yaşadığınız bir olayı istediğiniz kadar tarif etmeye çalışın; aktaramayacağınız bir kısım hep kalacaktır. Gerçekle tam anlamıyla yüzleşmek, kişide kaygı yaratacaktır.
Sonuç
Lacan’ın bu üç düzeni—imgesel, simgesel ve gerçek—insan deneyimini anlamamızda bize yardımcı olmaktadır. İmgesel düzen, kişinin bir illüzyon sonucu kendini tamamlanmış olarak algılaması; simgesel düzen, kişiyi dil ve kültürün içine dahil etmesi, kimliğin toplumsal çerçevede yapılandırılmasını sağlamaktadır. Gerçek düzen ise sembolize edilemeyen, bilinçdışında etkili olan düzendir. Bu üç düzen birbiriyle etkileşim hâlindedir. Kişinin kendini ve çevresini anlamlandırmasında etkili olmaktadır. Bu anlamlandırma sürecinde, kişinin kendisi ve çevresiyle olan ilişkisi dil ve bilinçdışı süreçlerin etkisiyle şekillenmektedir.
Kaynakça
Dor, J. (1998). Introduction to the reading of Lacan: The unconscious structured like a language. Other Press.
Evans, D. (1996). An introductory dictionary of Lacanian psychoanalysis. Routledge.
Fink, B. (1996). The Lacanian subject: Between language and jouissance. Princeton University Press.
Hill, P. (1999). Lacan for beginners. Steerforth Press.
Lacan, J. (1998). The seminar of Jacques Lacan, Book XI: The four fundamental concepts of psychoanalysis (J.-A. Miller, Ed.). W. W. Norton. (Original work published 1981)
Yorulmaz, Atakan. (2019). Lacan’ın Üç Düzeninden Dijital Kültürün Öznesine: Lacanyen Psikanaliz Bağlamında Kimlik, Tanınma Ve Sosyal Medya. [Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi]. Marmara Üniversitesi. YÖK Ulusal Tez Merkezi. (Tez No: 591300)


