Günümüz dünyasında yaşam birçok alanda hızlanmaya başlamıştır. Hızlanan teknolojinin yanı sıra psikolojik, toplumsal ve kültürel düzeylerde de belirgin bir hızlanma yaşanmaktadır. Teknolojik gelişmeler, dijitalleşme, iletişim araçlarının hızlanması ve küreselleşme toplumda zamanın algılanış biçimini değiştirmiştir. Bireylerden artık daha kısa sürede daha fazla üretmeleri, daha hızlı karar vermeleri ve hızlı uyum sağlamaları beklenmektedir. Bu sebeple birey, kendisini sürekli bir hedefe yetişirken ve artan beklentiye karşılık vermeye çalışırken bulmaktadır. Bu da bireyi zamanla yarışma haline sokmaktadır. Dinlenmeye, durup düşünmeye, stresle baş etmeye ve duygularını kontrol etmeye ayırabileceği zaman gittikçe azalmaktadır. Bu durum da beraberinde sabırsızlık, tahammülsüzlük ve kısa süreli haz arayışına sürüklenmesine yol açmaktadır. Aynı zamanda yaşamdaki hızlı değişimlerin ve belirsizliklerin artması bireylerin topluma olan güven duygusuna da zarar vermekte, süreklilik algısını ve aidiyet hissini zayıflatmaktadır. Özellikle bu durum genç bireyleri olumsuz etkilemekte, gelecek algısı zayıflayan gençleri şimdiye odaklı bir yaşam biçimine itmektedir. Gelecek algısının zayıflamasıyla birlikte belirsizlik hissi, duygusal boşluk ve yetersizlik hisleri artan bireyler bu durumdan kaçmak için anlık rahatlama ve kaçış yolları aramaya yönelmektedir. Madde kullanımı da bu koşullar altında bazı bireyler için psikolojik baş etme yöntemi olabilmektedir.
Madde Kullanımının Psikososyal Temelleri
Madde kullanımı tarihsel olarak insanlıkla eş zamanlı olarak ilerlemekte, eski zamanlardan günümüze dayanan bir geçmişe sahiptir. Günümüzde yaşanan madde bağımlılığı, modern dünyanın hızlanan temposu ve belirsizlikleri sebebiyle daha yıkıcı bir etkiye sahiptir. Bireyin yaşadığı toplumun yapısı, kültürel kabuller, ekonomik koşullar ve sosyal çözülme bağımlılığın yaygınlaşmasında büyük etkiye sahiptir. Özellikle genç nüfusun kimlik arayışı ve aidiyet ihtiyacı madde kullanımını etkilemektedir. Bu sebeple madde kullanımı bireysel bir sorunun ötesinde toplumsal bir sorundur. Madde kullanımın psikososyal temellerinde bireyin aile ile ilişkileri, erken dönem yaşantıları, benlik saygısı ve çevresiyle olan ilişkileri rol oynamaktadır. Bireyin güvenli bağlanmasını olumsuz etkileyen parçalanmış aile yapıları, ebeveyn kaybı, ebeveyn ilgisinin yetersizliği ve aile içi çatışmalar bu durumu olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Özellikle baba figürünün yetersiz ilgisi benlik saygısının azalmasına sebep olmaktadır. Düşük benlik saygısı bireyin günlük yaşamda karşılaştığı stresli durumlar karşısında kendisini yetersiz algılamasına sebep olmaktadır. Bu durum da baş etme stratejisi olarak madde kullanımına yönelik kırılganlığın artmasına sebep olmaktadır. Bu durumlara ek olarak düşük sosyoekonomik düzey, iş bulamama ve eğitim olanaklarına yeterli miktarda erişememe gibi psikososyal risk faktörleri bireyi olumsuz etkilemekte ve bağımlılığı sürdürücü bir zemin oluşturabilmektedir. Öte yandan bu risk faktörleri her bireyi aynı şekilde etkilememektedir. Yaşanan olumsuz durumlara karşılık madde bağımlılığı geliştirmeyen bireyler, uygun baş etme stratejileri, bilişsel esneklik ve sosyal destek mekanizmaları ile bağımlılığa yönelmeyi engelleyebilmektedir. Bu durum madde bağımlılığının, yalnızca yaşanan olumsuz durumlarla ve stres faktörleriyle ilgili değil olumsuz durumlar karşısında geliştirilen psikososyal uyum ile de ilgili olduğunu göstermektedir.
Psikososyal Risk Faktörlerinin Engellenmesi
Genç nüfusun artan bağımlılığı toplumumuz için büyük bir kayıptır. Bozulan aile ilişkileri, iş ve eğitim yaşamının aksaması, sağlık hizmetlerine ihtiyacın artması ve üretkenliğin azalması sosyal ve ekonomik sebepler başta olmak üzere birçok alanda topluma yük oluşturmaktadır. Madde bağımlılığını önlemek için yalnızca bireysel risk faktörlerini azaltmak yeterli değildir. Bireyin baş etme stratejilerini güçlendiren koruyucu mekanizmaların da arttırılması gerekmektedir.
Öncelikle bireyin aile ile ilişkilerine dikkat edilmelidir. Ebeveynlerin, özellikle babanın, çocuk ile ilişkisi benlik saygısının gelişimi açısından çok önemli bir yere sahiptir. Aile içi iletişimi kuvvetlendiren, aile bağlarını güçlendiren destekleyici psikoeğitim programları madde kullanımını önleyici etkiye sahip olabilir. Aynı zamanda bireyin benlik saygısının gelişmesi için psikososyal müdahaleler ve problem çözme becerilerini geliştiren uygulamalar kullanılması önemlidir. Eğitim olanaklarına erişimin arttırılması ve ekonomik güvencenin güçlendirilmesi psikososyal baskıları azaltmada etkili olabilir. Genç nüfusun okuldan erken kopmasının önlenmesi ve sosyal aidiyet duygularını güçlendirici yapıların oluşturulmasının da koruyucu etkileri olabilir.
Temel olarak stresle baş etme stratejisinin geliştirilmesi gerekmektedir. Kaçınmacı baş etme stratejileri yerine işlevsel stratejiler kazandırılmalıdır. Erken yaşlardan itibaren psikososyal destek uygulanması, önleyici ruh sağlığı hizmetleri alınması madde bağımlılığının engellenmesinde etkili bir yaklaşım sunmaktadır.
Kaynakça
-
Doğan, Y. B. (2001). Madde kullanımı ve bağımlılığı. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 4(4).
-
Ünal, S., Mutlu, E. A., & Topaktaş, Ö. (2021). Madde bağımlılığının gelişiminde birikimli risk faktörlerinin rolü. Bağımlılık Dergisi, 22(1), 31-42.


