Hayatın bize öğrettiği en zor gerçeklerden biri, her şeyin kontrolümüzde olmadığıdır. Buna rağmen çoğumuz, kontrol edemeyeceğimiz şeyleri değiştirmek için büyük bir enerji harcarız. Trafik, hava durumu, ekonomik koşullar, insanların bize karşı tutumları, geçmişte yaşananlar ya da gelecekte ne olacağı… Liste uzayıp gider. Peki, tüm bunların ortasında gerçekten kontrol edebileceğimiz tek şey nedir? Belki de bu sorunun cevabı, hayatın yükünü hafifletecek en önemli anahtarlardan biridir.
Kontrol Etmeye Çalıştıklarımız
Günlük yaşamımızın büyük bir kısmı, aslında kontrol edemediğimiz olaylara karşı verdiğimiz mücadeleyle geçiyor. Birinin bizi anlamasını istiyoruz, herkesin adil davranmasını bekliyoruz, planlarımızın aksamasını istemiyoruz. Hayatın tam da istediğimiz gibi ilerlemesini arzuluyoruz. Ancak hayatın doğası belirsizlik üzerine kuruludur. İnsanlar düşündüğümüz gibi davranmayabilir, emek verdiğimiz işler istediğimiz sonucu vermeyebilir, beklenmedik olaylar tüm planlarımızı değiştirebilir. İşte tam bu noktada yaşadığımız hayal kırıklıklarının önemli bir kısmı, olaylardan değil; olayların bizim beklentilerimizle uyuşmamasından kaynaklanır.
Asıl Güç Nerede Saklı?
Psikolojide önemli yaklaşımlardan biri şunu söyler: Yaşadığımız olaylar kadar, o olayları nasıl yorumladığımız da duygularımızı belirler. Aynı olaya maruz kalan iki insanın birbirinden tamamen farklı hissetmesi tesadüf değildir. Çünkü olay aynı olsa da verilen anlam farklıdır. Bu, yaşanan acıları küçümsemek anlamına gelmez. Elbette bazı kayıplar, hastalıklar ya da travmalar insanı derinden etkiler. Ancak günlük yaşamın büyük bölümünde bizi yoran şey, olayın kendisinden çok zihnimizde onun etrafında kurduğumuz düşüncelerdir. Bazen yaşadığımız yükü artıran, gerçeklik değil; gerçekliğe eklediğimiz yorumlardır.
Gerçek Kontrol Alanımız
Peki gerçekten neyi kontrol edebiliriz? Her zaman ne yaşayacağımızı seçemeyiz. İnsanların davranışlarını değiştiremeyiz. Geçmişi geri getiremeyiz. Geleceği tamamen garanti altına alamayız. Ama bir seçim hakkımız hâlâ vardır: Olan bitene nasıl yaklaşacağımızı seçebiliriz. Bu seçim her zaman kolay değildir. Özellikle yoğun öfke, kaygı ya da üzüntü yaşarken… Ancak psikolojik dayanıklılık tam da burada başlar. Duygularımızı yok saymakta değil, onları fark edip davranışlarımızı bilinçli şekilde yönlendirebilmektedir. Çünkü kontrol etmek, her şeyi değiştirmek değildir. Kontrol etmek bazen yalnızca kendi yönünü belirleyebilmektir.
Hayat Değişince mi Biz Değişiriz?
Çoğu zaman mutlu olabilmek için hayatın değişmesini bekleriz. “Daha iyi bir iş bulunca…” “Daha çok param olunca…” “Karşıma doğru insan çıkınca…” Oysa bazen değişmesi gereken ilk şey, içinde bulunduğumuz koşullar değil; onlara bakış biçimimizdir. Hayatın kolaylaşmasını beklemek yerine, zorluklarla kurduğumuz ilişkiyi değiştirebildiğimizde ruhumuz da hafiflemeye başlar. Çünkü huzur, her şeyin yolunda gitmesi değil; yolunda gitmeyen şeylere rağmen ayakta kalabilme becerisidir.
Son Söz
Belki de hayat bize sürekli aynı soruyu soruyor: “Kontrol edemediğin şeylerle savaşmaya devam mı edeceksin, yoksa enerjini gerçekten değiştirebileceğin yere mi yönelteceksin?” Gerçek özgürlük, hayatın tüm belirsizliklerini ortadan kaldırmak değildir. Gerçek özgürlük; belirsizliklerin içinde bile kendi duruşunu koruyabilmektir. Belki de gerçekten kontrol edebileceğimiz tek şey; başımıza gelen olaylar değil, o olayların bizi nasıl bir insana dönüştüreceğine vereceğimiz cevaptır. Ve bazen hayatı değiştiren şey, yaşadıklarımız değil; yaşadıklarımız karşısında verdiğimiz o sessiz, ama güçlü cevaptır.


