Cuma, Temmuz 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Failin Gölgesi :Çocukluk Çağı Travmaları

Suç bir kader midir yoksa seçim mi? İnsanlar olarak suçlu mu doğarız yoksa suçluya mı dönüşürüz sorusu kafamızı kurcalayabilir. Peki, gerçekten bazı insanlar suç işlemeye mahkûm bir genetik kodla mı dünyaya gelir, yoksa ‘suçlu’ dediğimiz bireyler, aslında sadece kötü geçirilmiş bir çocukluğun yetişkinliğe yansıyan yankıları mıdır? Adli psikoloji penceresinden baktığımızda, her suçun arkasında biyolojik bir yatkınlığın aksine, çoğu zaman dış dünyaya karşı örülmüş savunma duvarlarının kalıntılarını görüyoruz. Bu yazıda, failin eylemlerinin ötesine geçerek, o eylemi besleyen köklü çocukluk travmalarını işleyeceğiz.

Bedenin travmayı kayıt tutması, bireyi yaptıklarından muaf kılmaz; ancak toplumsal adaletin neden sadece cezalandırıcı değil, aynı zamanda iyileştirici olması gerektiğini kanıtlar. Travma bir kader değildir. Suçun kökenindeki çocukluk travmalarına ışık tutmak, hiçbir zaman işlenen fiili bir mazeretle aklamak veya toplumsal sorumluluktan kaçmak anlamına gelmez. Failin geçmişini incelemek, onun cezasını azaltmak veya eylemlerine anlayış göstermek için değildir. Amacımız toplumsal iyileşmeyi sağlamak ve gelecek mağduriyetleri en aza indirgemektir.

İnsan beyni, erken çocukluk döneminde sevgi ve güvenle beslenmek üzere programlanmıştır. Ancak güvensiz bir bağlanma modeliyle büyüyen çocuk için dünya, keşfedilecek bir yer değil, sürekli tetikte olunması gereken bir savaş alanıdır. Kronik travmaya maruz kalan bir çocuğun beyni, gelişimi süresince hayatta kalma odaklı bir ‘savaş ya da kaç’ mekanizmasına hapsolur. Özellikle dürtü kontrolünden sorumlu olan prefrontal korteksin bu süreçte sağlıklı gelişememesi, ileriki yaşlarda kişinin empati kurma ve sosyal kurallara uyum sağlama kapasitesini körelten en büyük biyolojik engel haline gelir. Özellikle ihmal ve istismar, çocukluk çağı travmaları yaşam boyu fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmeye neden olmakta, psikolojik ve fiziksel sağlığı tehlikeye atmakta, insanların normal bir psikolojik gelişim sürecine dahil olmalarını engellemektedir.

Çocukluk çağı travmatik yaşantıları, kazalar, doğal felaketler, fiziksel, duygusal ve cinsel kötüye kullanım ya da duygusal ve fiziksel ihmal biçiminde görülebilir. İstismar döngüsü içinde büyüyen bir çocuk, kendi acısını dindirebilmek adına duygularını bastırmayı ve dünyadan kopmayı bir savunma mekanizması olarak kullanır. Onlar için empati gibi bir kavram yoktur. Birey kimi zaman görür ve uygular; kimi zaman maruz kalınan zorbalık sonrasında tekrar aynı döngüye girmemek için maruz kaldığı zorbalığı bir başkasına uygular. Zamanla kendi acısına karşı körelirken, bir başkasının çektiği acıyı ya da ona çektirdiği acıyı anlayamama eşiğine gelir. Bu durum, psikopatik spektrumun başlangıç noktası olabilir; yani duygusal körlük, doğuştan gelen bir eksiklikten ziyade, çoğunlukla acı dolu bir geçmişin yarattığı bir savunma mekanizmasıdır.

Çocukluk döneminde travmatik yaşantılara maruz kalmak, erişkinliğe değin uzanan psikiyatrik bozukluklar için önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır. Araştırmalar, çocukluk dönemi travmalarının ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde öfke, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete, kendine fiziksel olarak zarar verme ve intihar ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Çocukluk çağında şiddet gören veya duygusal olarak ihmal edilen bir birey için saldırganlık, bir tercih değil, bir hayatta kalma stratejisidir. Küçük yaşta ‘kurban’ olmayı öğrenen çocuk, yetişkin olduğunda bu rolden kurtulmak için ‘fail’ rolünü üstlenmeye eğilimlidir. O dönemde geliştirdiği ‘yok edilmemek için yok et’ mantığı, yetişkinlikte antisosyal davranışların temelini oluşturur. Yani bir suç eylemi, bazen yıllar önce sessiz kalmaya zorlanmış bir çocuğun, dünyadan intikam alma çabası olarak karşımıza çıkar.

Fiziksel şiddete maruz kalan bir çocuk için dünya, güvenli bir yuva değil, her an darbe alabileceği bir savaş alanıdır. Bu çocuklar, sorun çözmenin tek yolunun ‘güç gösterisi’ ve ‘saldırı’ olduğunu öğrenerek büyürler. Yetişkinlik dönemine gelindiğinde, dış dünyadan gelen en ufak bir uyarıyı veya reddedilmeyi ‘tehdit’ olarak algılayıp, önleyici bir refleksle saldırıya geçebilirler. Bu bireylerin suça sürüklenme biçimi, genellikle kontrolsüz bir öfkenin anlık bir patlaması olan kasten yaralama veya kavgacı davranışlar şeklindedir.

Duygusal ihmal, çocuğun sevgi, şefkat ve onay gibi temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması durumudur. Bu ihmal, çocuğun empati kapasitesini geliştirecek olan sosyal aynalanma sürecini körelterek dünyadan duygusal olarak kopmasına neden olur. Kendisini değersiz hisseden birey, ileride bu boşluğu narsistik bir telafiyle; yani manipülasyonla, dolandırıcılıkla veya kimseye hesap vermeden işlediği ‘soğuk’ suçlarla doldurmaya çalışır. Otoriteye belirgin şekilde karşı çıkma eğilimi gösterebilirler.

Cinsel istismar, bir çocuğun dünyadaki en korunaklı alanı olan kendi bedenine ve mahremiyetine yönelik en büyük saldırıdır. Bu süreç, kişinin sınır algısını tamamen yıkarak, ‘sınır’ kavramının sadece güçlünün belirlediği bir olgu olduğuna inanmasına yol açar. Mağduriyetin ağırlığı altında ezilen birey, yetişkinliğinde bu kontrol kaybını geri kazanmak adına kendisi ‘kontrol eden’ pozisyonuna geçmeyi arzulayabilir. Bu durum, failin kendi sınır ihlali geçmişinin bir yansıması olarak, cinsel saldırı veya benzeri sınır ihlallerini içeren suç tipleriyle bağlantılı bir ‘kurbanın faile dönüşmesi’ döngüsüne neden olabilir.

‘Bessel van der Kolk’un da belirttiği gibi, beden unutmaz; aslında beden, yaşamın tüm dehşetini kayıt altında tutan bir hafıza deposudur. Suça sürüklenen bireyin eylemlerini sadece ‘ahlaki bir yozlaşma’ olarak okumak, bedeninde taşıdığı o ilkel hayatta kalma reflekslerini görmezden gelmektir. Travma görmüş bir beyin, prefrontal korteksin –yani durup düşünme ve sonuçlarını tartma merkezinin– kapılarını kapatır ve kişiyi amigdalanın, yani o sürekli ‘savaş ya da kaç’ diyen korku merkezinin emrine verir. Dolayısıyla, işlenen her suç aslında geçmişte yaşanmış, ama bedende yarım kalmış bir ‘savunma’ çığlığıdır. Fail, suç işlediği o anda sadece bir suçlu değil; aslında güvenli bir limana hiçbir zaman ulaşamamış, sinir sistemi tehlike sinyalleriyle örülü, kendi bedenine hapsolmuş bir ‘mağduriyet’ taşıyıcısıdır.

Hukuk sistemi, suçu sadece eylem üzerinden değerlendirirken, adli psikoloji bu eylemin kökenindeki belirleyicilere odaklanır. Bir bireyin özgür iradesi, kendi çocukluk travmalarıyla ne kadar kuşatılmıştır? Mevcut ceza sistemlerinin, sadece cezalandırmaya dayalı yapısı, suçu besleyen bu travmatik zemini görmezden gelerek ‘şiddet döngüsünü’ maalesef sürekli yeniden üretmektedir. Ceza gereklidir; kimi zaman derine inilmek istense de suç suçtur. Ancak çocuk suçluluğundan yahut çocukluktan kalan travma veya travmalar silsilesinin etkisinden kurtulmak için bu gereklidir. Geleceğimizi değiştirmek için bugünümüz kadar geçmişimizi de kontrol etmeliyiz. Gereken yerlerde ebeveyn, akran ve okul yönetimi dahilinde eğitimlerle çocuk üzerindeki baskıyı azaltmalı ve ona güvenli bir ortam sunmalıyız. Çocuklar güvende büyümeli ve güvende hissetmelidir. Aile içini bilemesek dahi çocuğa toplum olarak güvenli başka alanlar verebilmeli ve onu bu döngüden korumalıyız. Toplumsal olarak suçu önlemek, hapishanelerin duvarlarını yükseltmekten değil, çocukların yetiştiği evlerin, okulların ve sokakların güvenliğini sağlamaktan geçer.

Esma Şahin
Esma Şahin
Esma Şahin, 2023 yılında Nişantaşı Üniversitesi’nde başladığım psikoloji serüvenimde, insan zihninin karmaşık ama bir o kadar da büyüleyici doğasını anlamayı temel hedefim olarak belirledim. Sadece teorik bilgiyle yetinmeyen, sahada olmayı ve dinamiği seven bir öğrenci olarak bugüne dek Akademya, Hüma Psikoloji ve Bulut Psikoakademi ve son olarak aktif devam ettiğim Nova Psikoloji Akademisi gibi değerli kurumlarda staj tecrübeleri edindim. Bu süreçte Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Şema Terapi ve Psikanalitik yaklaşımlar üzerine vaka analizleri yapma; oyun ve sanat terapileriyle çocukların iç dünyasına inme fırsatı buldum. İnsanın içsel çatışmalarını ele alan klinik psikolojiden travmanın ruhumuzda açtığı yaralara, irademizi esir alan bağımlılıklardan suçun karanlık yüzünü aydınlatan adli psikolojiye uzanan bu yolda; insan zihninin tüm bu kırılgan ve karmaşık dinamiklerini birbirine bağlayan o görünmez ipleri merak eden biri olarak bu alanlarda uzmanlaşma hedefindeyim .Hayatın her alanında, özellikle de insan ilişkilerinin tam merkezinde psikolojinin izlerini sürmüş biri olarak; araştırmaya, öğrenmeye ve paylaşmaya duyduğum bu tutkuyu artık bu satırlara taşıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar