İnsan zihni, duyduğu ya da gördüğü her olguyu yalnızca değerlendirmekle kalmaz; aynı zamanda bu bilgiye göre yaşamını şekillendirmeye başlar. Özellikle geleceğe yönelik söylenen sözler ve kurgulanan planlar, bireylerin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını farkında olmadan etkileyebilir. Psikoloji literatüründe bu duruma “Kendini gerçekleştiren kehanet” denir. Kısaca tanımlamak gerekirse, bir kişinin bir duruma yönelik inancı ya da beklentisi, davranışlarını etkileyerek o olayın gerçekten yaşanmasına yol açabilir.
Bu kavram ilk bakışta ütopik ya da mistik bir anlam taşıyor gibi görünse de, aslında tamamen psikolojik bir süreci barındırır. İnsan zihni, inandığı ya da beklentisi olduğu bir duruma uygun davranma eğilimindedir. Örneğin, bir kişi sürekli başarısız olacağını düşünüyorsa, daha kaygılı davranır, daha az risk alır ve karşısına çıkan fırsatları değerlendirmekten kaçınır; bu davranışları sonucunda gerçekten başarısız olabilir. Böylece başlangıçtaki düşüncesini ya da inanışını gerçekleştirerek zihninde oluşturduğu başarısız olma ihtimalini hayata geçirmiş olur.
Kendini gerçekleştiren kehanetin günlük yaşamda en sık karşılaşıldığı alanlardan biri fallar, diğeri ise astrolojidir. İnsanların çoğu burç yorumlarını sadece eğlence amaçlı ya da öylesine okuduğunu ifade etse de, bu yorumların bilinçaltında davranışları etkilediği çoğu durumda gözlemlenen bir gerçektir. Örneğin, bir kişi günlük burç yorumunda “bugün başına kötü bir olay gelebilir, dikkatli olmalısın, tartışma yaşayabilirsin” cümlesini okuduğunda, gün içerisinde daha gergin, kaygılı ve savunmacı davranabilir. Normal zamanlarda sorun etmeyeceği bir durumu dahi tehdit olarak algılayabilir. Bu davranışları sonucunda gerçekten kötü bir olay yaşadığında ise “bak, burç yorumu doğru çıktı, astroloji her şeyi doğru yorumluyor” şeklinde bir algı oluşabilir. Oysa bu durumun gerçekleşmesine kişinin beklentisi ve inanışının etkisi vardır; kişi gün boyu bu durumu ortaya çıkarabilecek davranışlarla olayın gerçekleşmesini sağlamıştır.
Bir falcı bir kişiye “yakında hayatına seni mutlu edecek biri girecek ve güzel bir ilişkiniz olacak” dediğinde, kişi çevresindeki insanlara karşı daha iyimser, daha olumlu ve daha pozitif yönde davranmaya başlayabilir. Kişiler, olumlu işaretler arama eğiliminde oldukları için olumsuz durumları dahi göz ardı ederek hayra yorarlar. Bu davranışları, karşısındaki kişiyi de daha rahat ve mutlu hissettirir ve sonucunda ilişkisinde mutlu olabileceği anlar yaşayabilir. Böylece falda yorumlanan ilişki şekli gerçekleşmiş olur. Aslında gerçekleşen durum, falı yorumlayan kişinin geleceği bilmesinden değil, zihnin beklentiye ya da inanışa göre davranış üreterek beklentinin oluşmasını sağlamasındandır.
Astrolojinin bireyler üzerindeki etkisi yalnızca gündelik olaylarla sınırlı değildir. Burçlara yüklenen kişilik özellikleri, bireylerin kendi kişiliklerini ve mizaçlarını algılama biçimini de etkileyebilir. Sürekli “aslan burçları lider özelliktedir”, “başaklar aşırı titizdir” ya da “balıklar aşırı duygusaldır” gibi genellemeler duyan bireyler, zamanla bu özellikleri kendi karakterlerinin doğal bir parçası olarak kabullenmeye başlayabilir. Örneğin, “ben zaten titiz bir başak burcuyum” diyen kişi, aşırı titiz olabilecek davranışlarını sorgulamak yerine bunları normalleştirebilir. Böylelikle yapılan burç yorumları, kişiliği açıklamakla kalmaz, aynı zamanda kişiliği şekillendirir.
Örnekleri verilen bu durumların temelinde insan beyninin seçici algı sistemi bulunmaktadır. İnsanlar çoğunlukla beklentilerini ya da inanışlarını doğrulayan olayları, durumları daha kolay hatırlar ve onlara yönelik davranışlar sergiler; beklentileriyle çelişen örnekleri ise görmezden gelir ya da arka planda tutar. Mesela, bir falcının iyi baktığını ve yorumlarının gerçekleştiğini düşündüğümüzde onu sürekli hatırlarız; yorumların tutmadığını düşündüğümüz ya da inanmak istemediğimiz yorumları ise unuturuz.
Kendini gerçekleştiren kehanet, yalnızca bireyin kendisi üzerinde oluşturduğu bir kavram değil, toplumun birey ya da bireyin toplum üzerinde de oluşturabileceği bir kavramdır. Örneğin, bir öğretmenin bir öğrenciye “bu öğrenci başarısız” demesi ve bu düşünceyle yaklaşması, öğrencinin motivasyonunu düşürebilir. Aynı şekilde, “kimse beni sevmiyor” inancıyla iletişim kurmaya çalışan bir kişi, ilişkilerinde daha soğuk ve mesafeli davranarak karşısındaki kişinin de ondan uzaklaşmasına yol açabilir. Böylece kişinin düşüncesi ya da inanışı doğrulanmış olur.
İnsanlar tarihi boyunca bilinmezliği anlamlandırmak ve geleceği önceden bilip öngörülmezliği ortadan kaldırmak istemiştir. Fal, astroloji ve kehanetler de aslında bu ihtiyaçların giderilmesi üzerine ortaya çıkmıştır. Ancak psikoloji bize şunu ifade etmektedir: insan bazen geleceği öğrenmez, onu kendi beklentileriyle ya da inanışlarıyla şekillendirir. İnançlar, düşünceler, beklentiler ve tekrar edilen cümleler davranışları belirler; davranışlar ise sonuçları ortaya çıkarır. Bu nedenle, kişinin kendi zihnindeki beklentileri, inanışları ve kalıpları fark etmesi oldukça önemlidir. Çünkü birey sürekli olumsuz inanışlar ya da beklentilere sahip ise olumsuz sonuçlarla; aşırı iyimser ve hayalperest ise gerçek hayattan bağımsız olabilecek durumlarla; olumlu, gerçekçi beklentilerde ise daha sağlıklı durumlarla karşılaşabilir. Çünkü birey genellikle kehanetlere inanmakla kalmaz, onlara uygun yaşamaya başlayarak yaşantısının akışına müdahale eder.

