Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Erkek Çocuklarının Yetiştirilme Şeklinin Kadına Şiddet Üzerindeki Etkisi

Aile kavramı, toplumun belki de en küçük ama en önemli unsurlarından biridir. İnsanların benliğinin oluşumunda, prensiplerinin gelişmesinde ve ahlaki değerlerinin oluşumu sırasında aile çok önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye odaklı toplumsal cinsiyet rollerini ve ailelerin ataerkil yapılarını detaylı incelediğimizde, erkek çocuklarının yetiştirilme şeklinin yetişkin olduklarında kadınlara karşı davranışları arasında sistematik ve endişe verici bir ilişki görülmektedir. Ne yazık ki, Türkiye’de kadına şiddet ve kadın cinayetleri artmıştır. Bu şiddet olaylarının cinnet veya anlık sinirle ilişkilendirmekten ziyade bunları yapan kişilerin yapma sebeplerindeki psikolojik temeller küçüklükten beri; aile ortamında, oyun sırasında ve prens olarak kabul edildikleri ortamda geliştirilen yanlış bir kurgunun sonucudur. Erkeklerin kadınlara karşı olan yırtıcı, küçük düşürücü ve incitici davranışları, aile ortamında onlara verilen sonsuz özgürlük ve kadınların hizmetçi olarak görülmesinin bir aynası olarak görülebilir.

Ailedeki Prensler ve Sonsuz Özgürlük

Birçok geleneksel aile yapılarında erkekler doğumdan itibaren ailenin soyunun devam ettiren, ileride otoriter sahibi olacak prensler olarak yetiştirilir. Kız çocuklarından verilen evi temizleme, yemek yapma, çocuk büyütme, her zaman söz dinleme sorumlulukları erkeklere nadiren verilir hatta hiç verilmediği anlar da olur. Erkeklerin yaptığı hata ve yaramazlıklar “Erkek adam yapar”, “Paşam”, “Canın sağ olsun” gibi tabirlerle haklı çıkarılıp cezasız bırakılır. Bunlar, erkek çocuklarının gelişen zihninde her şeyi yapabileceğini ve yaptıklarının olumsuz sonucu olmayacağı düşüncesini güçlendirir (Çelik, 2016). Bu özgürlük erkeklerin empati duygusunun gelişmesine engel olabilir. Kendi isteklerini ve düşüncelerini herkes ve her şeyden çok önemseyen ve “hayır” kelimesini bir saygısızlık ve saldırı olarak göreceği bir karakter geliştirir. Ailesinde olan kadın ve kız çocuklarına üstünlük taslamasına sessiz kalınan veya bunu “erkek gururu” adı altında desteklenen bir erkek, yetişkin olduğunda hayatına giren her kadına karşı bunu yapabileceğini düşünür. Ona göre kadın, patronluk taslayabileceği, istediğini diyebileceği, yaptırabileceği ve kontrol edebileceği bir varlıktır.

Sokaktaki Tehlikeler: Beden Yorumları ve Catcalling

Bazı erkeklerin kadınlara karşı olan davranışları fiziksel saldırılardan önce sözel saldırılardan geçer. Gündelik hayatta kadınlara sokakta laf atma yani catcalling, vücutları hakkında istenmeyen yorumlar yapma, kıyafetleri ve genel görüntüleri ile ilgili hakaret etme erkeklerin yaptığı en büyük saygısızlıklardan biri olabilir. Erkeğin, tanımadığı bir kadın ile ilgili herhangi bir eleştiri ve yorum yapmayı hakkı olarak görmesi ona küçüklüğünden beri öğretilen “dünya senin etrafında dönüyor” algısının bir sonucudur. Kadınlar hakkında yaptığı küçük düşürücü yorum ve eleştiriler, kadınları onunla eş seviyede görmediğini, eğlenebileceği ve şekillendirebileceği bir unsur olarak gördüğünü gösterir.

Kadınları takip etmek, sosyal medya aracılığıyla sürekli olarak mesajlar göndermek veya özel alanlarına izin almadan girmek erkeklerin kadınları av veya sahip oldukları bir obje gibi görmesinin bir sonucudur. Aile ortamında kadına ve kız çocuklarının varlığına ve yaptıklarına saygı duymayı öğrenmeyen bir erkek aile dışında da kadınlara saygı duymaz ve onların sınırlarını sürekli olarak ihlal eder. Onlara göre kadın denilene itaat etmeli söylendiği gibi yaşamalı ve sesini çıkarmamalıdır. Erkeklere, kadınlara saygı duymaları gerektiği öğretilmediği sürece bu taciz yöntemleri nesil boyunca aktarılır ve devam eder. Takip etme alışkanlığı, istediği şeyi kadının rızası olmadan da ulaşma dürtüsünden gelmektedir. Bunun sonucunda da kadınlar her zaman tetikte ve korku içinde yaşamasına sebep olur.

Kadın Cinayetleri ve “ Sen Benimsin” Düşüncesi

Kadın cinayetleri için verilen en büyük sebeplerden biri de ayrılıkları kabul edememe, namusa leke gibi algılardır. Ama derinde yatan asıl sebep, erkeğin kadını ona ait bir mülkmüş ve üstünde sonsuz hakkı varmış gibi görmesi olabilir. Yaptığı hatanın hiçbir sonucuna katlanmayan ve davranışları cezasız kalan bir erkek, kadının ona hayır demesini ve ondan ayrılmak istemesini bir ihanet ve itaatsizlik olarak kabul eder. Bu da erkeğin beyninde oturmuş olan prens algısına ve gururuna büyük bir zarardır ve cinayet, işleyerek bunu düzeltebileceğini düşünür.

Saygı korkuyla elde edilmez, insanların birbirlerini denk ve eşit görmesiyle olur. Türkiye’de kadınların 7/24 diken üstünde hissetmesi; takip edilmesi, gitmeden önce gerekli bilgileri ve araba plakalarını aile ve arkadaşlarla paylaşması, bir erkeğin çıkma teklifini reddederken söyleyeceklerini onlarca kez düşünmesi toplumsal ve ahlaki bir yıkımı göstermektedir. Erkek çocuklarına kadınların da onlarla eş bireyler olduğunu, saygı duymaları gerektiğini öğretmedikleri sürece kadınlar ne yaparsa yapsın; ne kadar dikkat ederse etsin tehlikede olmaya devam edeceklerdir (Erden & Akdur, 2018). Kadınlara dikkatli olmaları konusunda uyarmak, suçlu olanlara eğitim ve ceza vermek yerine kadınlara sorumluluk ve suç yüklemektir.

Sonuç

Erkek çocuklarının yetiştirilme şekli ve ailedeki yerleri ile ilgili gerekli değişiklikler yapılmadığı sürece en ağır cezalar bile kadınları koruyamayacaktır. Erkekler ailenin prensi ve istediğini cezasız yapabileceği insanlar değil, yaptıklarının sorumluluğunu üstüne alan, kadınlara karşı empati kurabilen ve onların sınırlarına hakim olan insanlar olarak yetiştirilmelidir. Ev işlerinde yardım etmenin, kadın “hayır” diyorsa buna saygı duymanın güçsüzlük değil, insanlığın bir şartı olduğu anlatılmalıdır.

Kadın cinayetlerini ve saldırılarının önüne geçmenin yolu da küçüklükten itibaren işlenen dokunulmazlık algısını değiştirmektir. Bireylere saygı duyma ailelerde başlar ve bir yaşam şekli olur. Bununla ilgili hamleler yapılmadığı sürece kadınlar için tehlike hiçbir zaman azalmayacaktır, bitmeyecektir. Kadınların özgürce, korkmadan yaşayabildiği bir ülke ve dünya için aileden başlamalıyız. Erkek olmak başkasının üstünde üstünlük kurmak değil, onlara saygı duymaktır. Bu saygı da aileden küçük yaşta öğretilmediği sürece toplumda bu sorun her zaman olmaya devam edecektir.

Esma Özden
Esma Özden
Psikolog Esma Özden, Psikoloji lisans eğitimini Türkiye’de İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimi süresince insan davranışlarının altında yatmakta olan bilişsel ve duygusal nedenlere yönelik ilgisi doğrultusunda çeşitli kliniklerde staj yaparak daha fazla tecrübe edinmiştir. Bu süreçte hem Türkiye’de hem İngiltere’de klinik alanda yaptığı stajlar, farklı düşünce ve kültürler bağlamında psikoterapi uygulamaları ile ilgili önemli bakış açıları kazanmasına katkıda bulunmuştur. Akademik hayatına İngiltere’de Klinik Psikoloji yüksek lisans programı ile devam eden Esma, Bilişsel Davranışçı Terapi, Çocuk Değerlendirme ve Dikkat Testleri, MMPI, TAT-CAT, SCID-II, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete başta olmak üzere birçok eğitim tamamlamıştır. Bütüncül bir yaklaşımı ele almakta, terapi sürecini bireysel psikolojik dayanıklılığı ve farkındalığı güçlendirmeye yönelik planlamaktadır. Psikolojiyi sadece davranışlara anlam getiren bir bilim dalı olarak değil, bireyin ilerlediği yolda bir ışık olarak görmekte; Psychology Times’da yazdığı yazılarla okuyucuların kendilerine dair farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar