Cuma, Temmuz 3, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

DOPAMİN HÜCRESİ, BEKLENTİLER,BAĞIMLILIKLAR VE AŞK ACISI

Dopamin sistemi; kişinin ödül, motivasyon, öğrenme, bağımlılıklar ve haz gibi karar verme süreçlerini etkileyen mekanizmaları harekete geçirir. Bu dopaminerjik nöronlar, beynin birçok bölgesinde farklı işlevler gösterebilir. Örneğin, Substantia Nigra bölgesindeki dopamin nöronları hareketten sorumludur ve kişinin hareketi başlatmasına yardımcı olur. Dopaminerjik nöronların dejenerasyonu ise Parkinson hastalığının temel nörolojik sebeplerindendir (Kandel et al., 2021).

Dopaminerjik sistemin birçok farklı görevi olmasına karşın, bu yazıda, orta beyinde sinir yumağı şeklinde bulunan ödül sistemi, motivasyon ve haz beklentisi gibi süreçlerin başlangıç noktası olan Ventral Tegment bölgesine odaklanacağız. Bu bölge, mezolimbik dopamin sisteminin başlangıç yoludur (Purves et al., 2018; Kandel et al., 2021).

Bağımlılıklar, dopamin ödül sistemiyle bağlantılı bir süreçtir. Eğer bu sistemi anlayabilirsek, kötü kararlarımızın arkasındaki acı verici durumlara da anlam verebiliriz. Bu noktada Kent Berridge ve Terry Robinson tarafından geliştirilen Teşvik Duyarlılığı Teorisi (Incentive Sensitization Theory), bağımlı bireylerin düşünce dünyasını anlamak için önemlidir. Bu teoriye göre, bağımlı kişi bağımlı olduğu şeye karşı iyi duygular hissetmeyebilir ama yine de onu elde etmeyi ister (Robinson & Berridge, 2008).

Bağımlılığı genel olarak öğrenilmiş alışkanlıklarla açıklamak yeterli değildir. Hayatta yüzlerce kez tekrarladığımız alışkanlıklarımız vardır ama bunlar bir takıntı haline gelmeyebilir. Kent Berridge ve Terry Robinson, bu durumu motivasyon sisteminin bozukluğu ile açıklar. Bağımlı kişi, rutinlerinin dışına çıkabilir ve motivasyon kaynağı olan şeyi bulabilmek için esnek davranışlar gösterebilir. Örneğin, borç para bulur veya hırsızlık yapar. Bu durum, dopamin nöron hücrelerinin çalışma prensibini açıklar; kişiye hedefe ulaşmasına yardımcı olacak süreçlere aracılık eder.

Aşırı duyarlı hale gelen dopamin hücreleri, kişinin bağımlı olduğu maddenin ödül ipuçlarına karşı dopamin cevabını büyütür. Bu da maddenin motivasyon değerini, yani “incentive salience” değerini yükseltir. Mezolimbik dopamin sisteminin çalışma yolu da tam olarak budur: Uyarıcılara karşı dikkat seviyeniz o kadar yükselir ki dopamin sistemi sizi istediğiniz şeye karşı esnek ve yoğun bir istekle baş başa bırakır (Robinson & Berridge, 2008).

Bir araştırmada, bağımlılara göz izleme cihazı takılıp, uyuşturucu resimleri ve nötr resimler aynı anda gösterildiğinde, eski eroin bağımlılarının dikkatinin uyuşturucu ipuçları olan resimlere kaydığı görülmüştür. Bu da teorisyenlerimizin fikrini doğrulamaktadır. Başka bir deneyde ise uzun süre boyunca uyuşturucudan uzak kalmış bir kişiye bir uyarıcı gösterildiğinde, ventral striatum bölgesinde büyük bir dopamin yanıtı gözlemlenmiştir (Wang et al., 2022).

Madde bağımlılığı ve kumar bağımlılığı gibi dopamin sistemini uzun süre meşgul eden süreçlere benzerliğiyle dikkat çeken bir diğer durum ise romantik ayrılıklardır. Tabi ki bu durum, dopamin sistemlerinin motivasyonu açısından klinik seviyedeki bağımlılıklarla boy ölçüşemeyebilir ama yine de incelenmeye değer bir süreç olduğu açıktır.

Araştırmalar, aşkın ve bağımlılığın benzer nörobiyolojik süreçlerden geçtiğini doğrulamaktadır. Ayrılık sonrası beynin, ipuçlarını ödülle eşleştiriyor olması, mezolimbik ödül sisteminin devreye girmesi ve haz almadığı halde ödülü, yani sevgiliyi geri elde etme isteği, Kent Berridge ve Terry Robinson’un bağımlılık teorisiyle paralellik gösterdiği yerlerdendir.

Aşk ve madde bağımlılığının ilk evreleri pek çok benzer özellik sergiler (Liebowitz, 1983; Hatfield ve Sprecher, 1986; Meloy ve Fisher, 2005; Association, 2013). Sevdiklerine odaklanırlar (belirginlik); sevdiklerini özlerler (aşerme); sevdiklerini gördüklerinde veya düşündüklerinde bir coşku “patlaması” hissederler (öfori/sarhoşluk). İlişki ilerledikçe, seven kişi sevdiği kişiyle daha fazla etkileşim kurmaya çalışır (tolerans). Eğer sevilen kişi ilişkiyi bitirirse, aşıklar uyuşturucu yoksunluğunun yaygın belirtilerini yaşarlar; bu belirtiler arasında uyuşukluk, kaygı, uykusuzluk veya aşırı uyku, iştah kaybı veya aşırı yeme, sinirlilik ve kronik yalnızlık yer alır (Fisher ve ark., 2016).

Yawei Cheng ve arkadaşları tarafından yapılan bir çalışmada, denek grubuna kişinin kendisinin acı çektiği ve tanıdığı birinin acı çektiği durumlar gösterildi. Kişinin kendisinin acı çektiği durumlar gösterildiğinde, ACC ve anterior insula bölgelerinin aktifleştiği görülmüştür. Başkasının acısına empati yapıldığı durumda ise yine aynı bölgeler devreye giriyor ama TPJ gibi sosyal biliş bölgelerinin yoğun halde çalıştığı gözlemlenmiştir. Aynı kişilere, romantik duygular besledikleri partnerlerini hayal etmeleri istendiğinde, beyin tıpkı kişinin kendisi acı çekiyormuş gibi tepki vermektedir. Beynin ACC ve anterior insula gibi empati merkezleri aktif hale geliyor; bu da romantik ilişkinin kişi üzerindeki yoğun duygu durumunu açıklıyor (Cheng et al., 2010).

Romantik aşkı davranışsal bağımlılık olarak sınıflandırabiliriz. İlişkinin ilerleyen süreçlerinde bağımlılık azalırken, madde bağımlılığında ise işleyiş tam tersidir. Romantik aşk, beyinde sosyal bağ, empati ve daha uyumlu bölgeleri adapte ederken, madde bağımlılığı yıkıcı kompulsif adaptasyonlar geçirir. Bir diğer önemli fark ise oksitosin hormonudur; romantik bağlanma sürecinde oksitosin artar, bağımlılıkta ise oksitosin sistemi bozulur ve sosyal bağlar zayıflar (Zou, Z. et al., 2016).

Bu iki sürecin de asıl kopuş noktası sosyal bağlardır. Oksitosin sisteminin bozukluğundan da bunu anlayabiliriz. Oksitosini dengelemek, madde bağımlılığı için nasıl bir tedavi sunabilir? Oksitosin sistemi, bağımlılığı yöneten süreçleri dengeler. Bu yıkıcı süreçler için belli başlı adımlar atılabilir. Stres ve anksiyetenin azaltılması, sosyal etkileşimi artırma, bilişsel kontrolü artırma gibi sosyal süreçlerle nesneye yönelme davranışı kırılabilir. Araştırmadaki bu bulgular, bağımlılığı yalnızca biyolojik değil, sosyal ve davranışsal bir süreç olduğunu kanıtlar niteliktedir. Konuşma terapisi, dürtü kontrolü ve stres seviyesinin düzenlenmesi gibi yöntemler, bağımlılıkların yan etkilerini düzenleyebilir. Özellikle BDT’nin önemini bu çalışmalarda rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Özgür Öztürk
Özgür Öztürk
Özgür Öztürk, Maltepe Üniversitesi psikoloji bölümünden 2025 yılında mezun oldum. Yetişkin BDT eğitimlerime hala devam etmekteyim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar