Hepimizin küçük de olsa büyük de olsa hedefleri vardır. Bazen mutluluğumuzu bu hedeflere bağlayabiliriz ve cümlelerimiz “İstediğim arabayı alabilirsem mutlu olacağım.”, “Mezun olabilirsem mutlu olacağım.” gibi ifadelere dönüşebilir. Ancak o hedefe ulaştıktan sonraki süreçte neler olduğunu bir düşünelim.
Hayatımızda olumlu gelişmeler yaşandığında muhtemelen ilk aşamada büyük bir sevinç yaşarız ve bu sevinç bir süre devam edebilir. Ancak bir müddet sonra bu gelişmenin sonucuna alışırız. Dönem dönem yaşanan olaylardan etkilenmemize ve bazen çok sevinçli bazen çok kederli hissetmemize rağmen genelde çok mutlu ya da çok mutsuz olmayız. Mutluluğu 10 puanlık bir aralık olarak düşünürsek mutluluk seviyemiz günlük yaşantımızda genellikle belirli bir aralıkta seyreder; örneğin 5 olabilir. Bu düzey kişiden kişiye değişebilir.
Bu konuda 1978 yılında yapılmış bir araştırmada piyango kazanan kişiler incelendiğinde, ilk bir yıl içinde mutluluk patlaması yaşasalar da devamında genel mutluluk seviyelerinin herhangi birininki kadar olduğu görülmüştü (Brickman vd., 1978). Heyecan sönmüştü, kişi eski mutluluk noktasına dönmüştü. Daha güncel çalışmalara bakıldığında tablo karşımıza biraz daha karmaşık çıkıyor. 2020 yılında yapılan bir araştırmanın bulgularına göre piyango kazananların yaşam doyumları daha yüksek olsa bile mutluluk ve ruh sağlığı üzerindeki etki belirgin şekilde daha küçüktü (Lindqvist vd., 2020).
Ancak bu adaptasyon sürecini olumsuzmuş veya çok mutlu olamama sebebiymiş gibi görmemeliyiz; zira beynimiz sadece olumlu gelişmelerde değil, olumsuz gelişmelerde de aynı şekilde duruma adapte oluyor ve bizi koruyor. Örneğin Brickman ve arkadaşlarının 1978 araştırmasında yalnızca piyango kazananlar değil, kaza sonrası felçle kurtulan bireyler de incelendi ve onların da bu yaşam olayına uyum sağladıkları, eski mutluluk düzeylerine döndükleri görüldü.
Bahsettiğimiz dönülen mutluluk düzeyi ‘sabit mutluluk noktası’ olarak ifade edilir. Aynı bir termostatın sıcaklığı ideal seviyede tuttuğu gibi, bizim de ortalama mutluluk seviyemize dönme eğilimimiz vardır.
Peki mutluluk düzeyimiz tamamen değişmez midir? Sabit bir mutluluk noktasından söz etmek, mutluluk düzeyimizin hiç değişemeyeceği anlamına gelmez. Lyubomirsky’nin (2005) mutluluk modeline göre mutluluk, sabit mutluluk noktasıyla, yaşam koşullarıyla ve bilinçli olarak yaptığımız aktivitelerle ilişkilidir. Mutluluk düzeyinin değiştirilebileceğini düşündüğümüzde, özellikle bilinçli aktivitelerin rolü dikkat çekicidir; çünkü mutluluğun sadece başımıza gelenlerin sonucu olmadığını, günlük hayattaki seçimlerimizin ve neler yaptığımızın önemli olduğunu gösterir. Minnettarlık pratiği yapmak, sosyal bağlar kurmak, düzenli hareket etmek ya da anlam verdiğimiz bir uğraşa zaman ayırmak, bu bilinçli aktivitelere örnek gösterilebilir.
Peki buna rağmen neden bazı zamanlar mutlu olmuyoruz? Mutluluğun önündeki engeller neler? Evrimsel psikolojiye göre bu engellerden biri, bahsettiğimiz üzere, haz veren durumlara alışmamızdır. Başka bir engel ise kayıplara ve kazanımlara verdiğimiz tepkinin aynı olmamasıdır. Aynı büyüklükte olsalar bile kayıpların psikolojik etkisi, kazanımlarınkinden daha güçlü hissedilebilir.
Bir başka sebep de kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya olan eğilimimizdir. Özellikle medyada sunulan yüksek standartlarla kendimizi karşılaştırdığımızda bu pek gerçekçi bir ölçüm olmayabiliyor. Bu standartlara ulaşamadığımızı hissettiğimizdeyse sahip olduklarımızdan duyduğumuz memnuniyet azalabiliyor.
Bunların yanında depresyon, kaygı ve öfke de mutluluğun önünde engeller oluşturabilir; bunlar da mutluluğumuzu etkileyen unsurlardır.
Sonuç olarak piyango kazanmak da büyük bir kayıp yaşamak da işin sonunda bizi aynı yere getiriyor. Ancak bu, çaresiz olduğumuz anlamına gelmemekle birlikte, mutluluğun büyük bir kısmının nasıl yaşadığımızda saklı olduğunu hatırlatıyor.
Kaynakça
- Carr, A. (2016). Pozitif Psikoloji: Mutluluğun ve İnsanın Güçlü Yönlerinin Bilimi Çev. Ümit Şendilek, İstanbul: Kaknüs
