Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Borderline Kişilik Örgütlenmesinde Çocukluk Çağı Travmaları ve Terk Edilme Korkusu

Borderline kişilik örgütlenmesi, klinik pratikte yoğun terk edilme korkusu, yalnız kalamama, ilişkilerde aşırı bağımlılık ve eş zamanlı kaçınma örüntüleriyle karakterize edilen karmaşık bir yapısal örgütlenme olarak tanımlanmaktadır (Kernberg, 1975). Bu görünüm sıklıkla kişilerarası sorunlar ya da duygusal dengesizlikler çerçevesinde ele alınsa da, erken dönem gelişimsel süreçlerde yaşanan sorunlar ve buna bağlı yapısal kırılganlıklar temel belirleyici konumundadır. Bu yazının amacı, borderline kişilik örgütlenmesinde gözlenen terk edilme korkusunu çocukluk çağı travmaları bağlamında ele almak ve bu örüntüyü Mahler’in ayrılma–bireyleşme kuramı ile Kernberg’in nesne ilişkileri yaklaşımı doğrultusunda tartışmaktır.

Çocukluk Çağı Travmaları

Çocukluk çağı travmaları, anne-baba ya da bakım veren gibi çocuğun birincil sorumluluğunu üstlenen erişkinler tarafından gerçekleştirilen, uygunsuz ya da ihmal edici eylem ve eylemsizlikleri kapsamaktadır. Bu yaşantılar çocuğun biyolojik, psikolojik, cinsel ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebilmekte ve sağlık ile güvenliğini tehdit edebilmektedir (Taner ve Gökler, 2004). Travmatik deneyimler yalnızca fiziksel ya da cinsel istismarla sınırlı olmayıp; duygusal ihmal, bakım verenin tutarsızlığı, duygusal regülasyon ihtiyaçlarının karşılanmaması ve öngörülemez ayrılıkları da içermektedir (van der Kolk, 2005).

Yapılan araştırmalar, borderline kişilik özellikleri gösteren bireylerde çocukluk çağı travmalarının yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle borderline kişilik bozukluğu tanısı alan kadın bireylerde çocukluk döneminde cinsel istismar öykülerinin daha sık görüldüğü bildirilmektedir (Linehan, 1993). Linehan’ın Biyososyal Kuramı’na göre, duygusal yaşantıları geçersizleştirilen ve deneyimleri önemsenmeyen çocuklar, yetişkinlikte duygu düzenleme becerilerinde güçlük yaşamakta ve borderline psikopatolojiye yatkınlık geliştirmektedir (Linehan, 1993). Bununla birlikte, çocukluk çağı travmaları borderline kişilik bozukluğunun doğrudan nedeni olarak değil, gelişimsel bir risk faktörü olarak ele alınmalıdır (Atasoy, 2022).

Ayrılma–Bireyleşme Süreci

Mahler’e göre sağlıklı benlik gelişimi, çocuğun bakım veren figürden psikolojik olarak ayrışabilmesi ve bireyleşebilmesiyle mümkündür (Mahler vd., 1975). Ayrılma–bireyleşme süreci, çocuğun hem nesneyle duygusal yakınlığı sürdürebilmesini hem de nesneden ayrı, sürekliliği olan bir benlik deneyimi geliştirebilmesini sağlar (Soysal, 2021). Bu sürecin yeterince tamamlanamadığı durumlarda, çocuk nesnenin yokluğunu tolere edebilecek içsel bir yapı geliştiremez ve ayrılık yoğun kaygı eşliğinde yaşantılanır.

Borderline kişilik örgütlenmesine sahip bireylerin, Mahler’in ayrılma–bireyleşme evresinde gelişimsel bir saplanma yaşadığı ileri sürülmektedir. Bebeklikte anneden ayrılmanın nesnenin tamamen yok olması şeklinde deneyimlenmesi, yetişkinlikte kurulan ilişkilerde erken ayrılma kaygısının yeniden üretilmesine yol açmaktadır (Faraji, 2020). Bu bireyler için ayrılık, geçici bir mesafe değil; nesnenin tümüyle kaybı ve buna eşlik eden psişik çözülme tehdidi olarak yaşantılanmaktadır (Öztürk ve Uluşahin, 2014). Ayrılma–bireyleşme sürecindeki bu aksama, yetişkinlikte kurulan yakın ilişkilerde ayrılık ve mesafeye karşı aşırı duyarlılık olarak yeniden ortaya çıkmakta; birey, erken dönemde tolere edemediği nesne yokluğunu kişilerarası ilişkiler aracılığıyla düzenlemeye çalışmaktadır.

Terk Edilme Korkusu

Borderline kişilik bozukluğunun temel özelliklerinden biri olan reddedilme korkusu, terk edilme yaşantılarıyla yakından ilişkilidir (Faraji, 2020). Reddedilme duyarlılığı; reddedilmeye yönelik kaygılı beklenti, reddedilme ipuçlarının aşırı algılanması ve bu algılara verilen yoğun tepkilerle karakterizedir (Downey ve ark., 2004). Bu durum kişilerarası etkileşimlerde en küçük işaretlerin dahi reddedilme olarak yorumlanmasına ve belirgin psikolojik gerilime yol açabilmektedir (Faraji, 2020).

Bağlanma kuramı çerçevesinde, borderline bireylerin ayrılık karşısında Bowlby’nin tanımladığı umutsuzluk evresine benzer tepkiler verdikleri görülmektedir. Bağlanılan kişinin onayını çekmesi, uzaklaşması ya da kaybedilmesi, terk depresyonunu aktive ederek klinik tablonun hızla ağırlaşmasına neden olabilmektedir (Bowlby, 1969). Bu süreçte kaybedilen nesneye yapışma girişimleri başarısız olduğunda yoğun öfke, depresif yaşantılar ve ilkel savunmalar devreye girmektedir (Faraji, 2020). Bu yoğun duygulanım ve savunma örüntülerinin yapısal karşılığı, Kernberg’in tanımladığı borderline kişilik örgütlenmesi çerçevesinde daha net anlaşılmaktadır.

Kernberg’in Nesne İlişkileri Kuramı

Otto Kernberg, nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde borderline kişilik örgütlenmesini, nevrotik ve psikotik yapılar arasında konumlanan özgün bir kişilik organizasyonu olarak tanımlamıştır (Akış, 2020). DSM-5’te yer alan borderline kişilik bozukluğu tanımından farklı olarak Kernberg’in yaklaşımı, antisosyal, narsistik, şizoid ve şizotipal örüntüleri de kapsayan daha geniş bir yapısal çerçeve sunmaktadır. Bu örgütlenmenin temel özellikleri arasında kimlik dağılması, egonun bütünleştirici işlevlerindeki yetersizlik, ilkel savunma mekanizmalarının baskınlığı ve gerçeklik değerlendirmesinin stres altında bozulabilmesi yer almaktadır (Akış, 2020).

Borderline kişilik örgütlenmesinin gelişiminde erken çocukluk döneminde bakım verenle kurulan ilişkilerin niteliği belirleyici olup, içselleştirilen kendilik ve nesne temsilleri tutarsız ya da ihmal edici ebeveyn tutumları doğrultusunda patolojik bir yapı kazanabilmektedir (Akış, 2020). Bu yapısal kırılganlık, özellikle ayrıştırma ve bütünleştirme kapasitesindeki sınırlılıklar üzerinden klinik görünüm kazanmaktadır. Borderline örgütlenmede birey, “iyi” ve “kötü” kendilik ve nesne temsillerini bir arada tutmakta zorlanmakta; bu nedenle bölme, inkâr, idealleştirme ve yansıtmalı özdeşim gibi ilkel savunmalara başvurmaktadır. Yetişkinlikte kişilerarası ilişkilerde gözlemlenen idealizasyon–değersizleştirme döngüleri, yoğun terk edilme kaygısı ve saldırganlık, bu savunmaların yeniden etkinleşmesiyle ilişkilidir. Böylece birey, erken dönem nesne ilişkilerinde geliştirdiği savunma örüntülerini yetişkin ilişkilerine taşıyarak borderline klinik tablonun sürekliliğini sağlamaktadır.

Sonuç

Borderline kişilik örgütlenmesinde terk edilme korkusu ve erken dönem çocukluk çağı travmaları, ayrılma–bireyleşme sürecindeki aksamalarla yakından ilişkilidir. Mahler’in gelişimsel kuramı bu sürecin kökenini açıklarken, Kernberg’in nesne ilişkileri yaklaşımı klinik örgütlenme ve savunma örüntülerini anlamada tamamlayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Bu bütüncül bakış açısı, borderline kişilik örgütlenmesinde ayrılık ve yalnızlık temalarının yapısal düzeyde ele alınmasına olanak tanımaktadır.

Kaynakça

Akış, A. D. (2020). Borderline (sınırda) kişilik bozukluğunun nesne ilişkileri kuramı çerçevesinden değerlendirilmesi. VI. Uluslararası TURKCESS Eğitim ve Sosyal Bilimler Kongresi, İstanbul.

Bowlby, J. (1969). Attachment. New York: Basic Books.

Downey, G., Feldman, S. ve Ayduk, O. (2000). Rejection sensitivity and male violence in romantic relationships. Personal Relationships, 7(1), 45–61.

Faraji, H. (2020). Borderline kişilik bozukluğunda duygu düzenleme ve ilk nesne ilişkileri ile ruhsal işleyişin Rorschach testindeki görünümü (Doktora tezi).

Kernberg, O. F. (1975). Borderline conditions and pathological narcissism. New York: Jason Aronson.

Kernberg, O. F. (1984). Severe personality disorders: Psychotherapeutic strategies. New Haven, CT: Yale University Press.

Mahler, M. S., Pine, F., & Bergman, A. (1975). The psychological birth of the human infant: Symbiosis and individuation. New York, NY: Basic Books.

Linehan, M. M. (1993). Cognitive-behavioral treatment of borderline personality disorder. New York: The Guilford Press.

Öztürk, M. O., & Uluşahin, A. (2014). Ruh sağlığı ve bozuklukları. Ankara: Nobel Tıp Kitabevleri.

Taner, Y., & Gökler, B. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: Psikiyatrik yönleri. Acta Medica, 35(2), 82–86.

van der Kolk, B. (2005). Complex trauma in children and adolescents.

Cesur Soysal, G. (2021). Uzamış Yas: Ayrılma–Bireyleşme Süreçleri ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Temelinde Bir İnceleme. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 8(2), 221–240.

Sena Kocabaş
Sena Kocabaş
Sena Kocabaş, İstanbul Medipol Üniversitesi Psikoloji lisans mezunu, İstanbul Aydın Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans mezunudur. Öğrenim sürecinde hastane, anaokulu ve danışmanlık merkezlerinde çeşitli staj deneyimleri edinmiş, farklı yaş grupları ve ihtiyaç alanlarıyla çalışma fırsatı bulmuştur. Akademik çalışmaları arasında “Aktarılan Psikolojik Travma ve Ego Kimlik Süreçleri Arasındaki İlişkide Varoluşsal Öfkenin Düzenleyici Rolü” başlıklı yüksek lisans tezi ve “Kuşaklararası Travma Aktarımı ve Romantik İlişkilerde Bağlanma Dinamikleri” adlı makalesi yer almaktadır. Psikoloji alanındaki bilgi birikimini ve saha deneyimlerini harmanlayarak, yazılarında çoğunlukla ilişkiler, travma, bağlanma dinamikleri ve kişilik örgütlenmeleri konularına odaklanmaktadır. Bilimsel temelli bilgileri anlaşılır bir dille aktarmayı amaçlayan Kocabaş, edindiği deneyimleri ve güncel araştırma bulgularını okuyucularıyla paylaşarak, onların farkındalık ve içgörü kazanmasına katkı sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar