Pazartesi, Ekim 12, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yıldızlı Gece’nin Ardında: Acıyı Güzelliğe Dönüştürmek Mümkün mü?

Bazen insanın içinde yaşadıklarını anlatmaya sözcükler yetmeyebilir. Peki, ifade edemediğimiz duygular bir renge, bir çizgiye ya da gökyüzünde dönen yıldızlara dönüştüğünde ne değişir?

Bir hastane odasındasınız. Gecenin son saatleri, gökyüzü henüz aydınlanmamış yıldızlar hâlâ orada. Bu manzarayı kaçırsanız yarın göremezsiniz; çünkü oda ışığında, güneşin altında, o geceyi ancak hafızanızla resmedebilirsiniz. Vincent van Gogh tam bunu yapıyor: 1889’un Haziran ayında, Saint-Rémy’deki akıl hastanesinin yatak odasından izlediği gökyüzünü, gündüz vakti, hafızasından resmediyor (The Museum of Modern Art, n.d.). Oda ışığında resim yapmasına izin verilmediği için sahneyi bellek ve hayal gücüyle yeniden kurmuştu. Batı sanatının en sevilen tablolarından biri, parmaklıklı bir pencerenin arkasında doğuyor. Peki, nasıl olur da en karanlık yerden en parlak imge çıkabilir?

İnsan ruhunu anlamaya çalışırken çoğu zaman görünene odaklanırız. Birinin günlük yaşamını sürdürmesi, işine gitmesi ya da kahkaha atması, iç dünyasının da aynı oranda rutin ve sakin olduğu anlamına gelmez. Dışarıdan gözlemlediğimiz hayat ile içeride yaşanan deneyim her zaman örtüşmez. Bazen insan kendi hissettiği şeyin adını koymakta bile zorlanır. Bir huzursuzluk, bir sıkışmışlık ya da kaynağını tam olarak açıklayamadığı bir ağırlık taşır. Van Gogh’un sanatına bu noktadan yaklaşmak, onu yalnızca trajik yaşam öyküsüyle hatırlamaktan farklı bir kapı açar. Çünkü olay yalnızca onun ne yaşadığı değil, insanın yaşadıklarını nasıl algıladığı ve anlamlandırmaya çalıştığıdır.

Bir hastalığın ötesinde: Van Gogh’un ruhsal dünyası

Van Gogh’un yaşamının son yılları ciddi ruhsal sıkıntılar ve tekrarlayan krizlerle geçmiştir. 1888’de Arles’da yaşadığı krizlerin ardından hastaneye yatırıldı; 1889’da ise Saint-Rémy’deki Saint-Paul-de-Mausole kurumunda epilepsi teşhisi ile tedavi görmeye başladı. Van Gogh 35 yaşındayken kulağını kesti. Sonrasında tanı koymaya çalışan hekimler, hastane yılları ve 37 yaşında intiharı. Hayatında yüzden fazla hekim tanı denemiş; bugün bildiğimiz adıyla en olası aday manik ataklar geçirmesine sebep olan bipolar duygudurum bozukluğu (Blumer, 2002; Nolen et al., 2020). Ama bu yazının konusu tanı değil. Tanı, bir insanı açıklar ama tüketmez. Van Gogh’u ayakta tutan şey, çektikleri değil; çektiklerine ne yaptığı idi. Yani; Van Gogh’un sanatını yalnızca çektiği acıyla açıklayamayız. Asıl mesele, yaşadığı bütün zorlukların yanında üretmeye, gözlemlemeye ve dünyayla ilişki kurmaya devam etmiş olmasıdır.

Yıldızlı Gece buna en yakın örneklerden olabilir. Sanat tarihçisi Lauren Soth, tablonun bir teselli imgesi olarak tasarlandığını gösteriyor (Soth, 1986). Tabloda ay ve Venüs gerçekten oradaydı; ama köy, hayal ürünü. Yani bu tablo ne bir gözlem ne de baştan aşağı bir halüsinasyon. Acı ile umut aynı tuvalde birleşiyor. Van Gogh’un mektubundaki satır bunu doğruluyor: “ölüm, yıldızlara gittiğimiz yol” (Kotsimbos, 2014). Acı, yıldızlara giden bir yol olarak yeniden adlandırılıyor. Bu bir savunma değil, bir dönüşüm. Psikanaliz bu dönüşüme bir ad veriyor: yüceltme (sublimasyon). Freud’a göre kabul edilemez dürtüler yok olmaz; sanat, bilim, spor gibi sosyal değeri olan kanallara yönelir (Mendes, 2011). Baskılama acıyı gömerken, yüceltme acıya bir biçim verir. Van Gogh’un fırçası, o karanlık odada, dürtülerine bir biçim veriyor. Ama bu kavramın sınırı da var: yüceltme acıyı yok etmez. Gogh, burada kaldığı süre zarfında yaklaşık 150 tablo yaptığı ile biliniyor ama acısı devam etmiştir (Van Gogh Museum, n.d.).

Çiçek Açan Badem Ağacı

1890’da kardeşi Theo’nun oğlu doğdu; adını amcasından aldı: Vincent Willem. Van Gogh, hastanedeyken, yatağının başına asılması için bir tablo yaptı: Almond Blossom. Çiçek açmış badem dalları, mavi bir gökyüzüne karşı. Badem ağacı, ilkbaharda en erken çiçek açan ağaçlardan biridir ve yeni hayatın simgesidir (Van Gogh Museum, n.d.). Van Gogh, kendi karanlık ayında, yeğeni için bir yenilenme imgesi resmetti. Bu tablo, yüceltmenin yalnızca kendin için bir savunma olmadığını, başkasına armağan da edilebileceğini gösteriyor. Acı, birilerine dokunabilecek bir şeye dönüşebilir. Bu, sadece sanatçıların ayrıcalığı değil, insanın genel kapasitesidir. Üzüldüğünde müzik dinleyen, streslendiğinde temizlik yapan, öfkelendiğinde koşan, kırıldığında yazan insan. Herkesin Yıldızlı Gece’si vardır: o acıyı bir yere taşıyıp bir biçim vermeye çalışan insan. Soru şu: sizin Yıldızlı Gece’niz ne? Bir insan acısını yalnızca hissettiğinde acı kalır; bir biçimde taşıdığında anlam kazanır. Acıyı yok eden ile acıdan bir şey üreten arasındaki fark, acının miktarı değil, ona verecek bir formun varlığıdır. Terapide de budur: duygu, ifade bulduğunda yükünü azaltır; kelimelere dökülemeyen acı, bedende ve ilişkilerde acı olarak kalır. Ama dürüst olalım: yüceltme her sorunu çözmez. Van Gogh, son mektubunda şöyle yazar: “Bu lanet hastalık olmadan çalışabilseydim, neler yapabilirdim” (Wolf, 2001). Yüceltme, acıyı taşımayı kolaylaştırır ama acıyı ortadan kaldırmaz. Bu yüzden yüceltmek, yardım aramamak anlamına gelmez. Tam tersine, yüceltmenin olduğu yerde, insan kendi karanlığına bir cevap üretiyordur.

Sonuç

Van Gogh, yaşadığı dönemde bugünkü ününe ve takdire ulaşamadı; eserlerinin büyük bölümü ölümünden sonra tanınıp talep gördü (The Museum of Modern Art, n.d.). Belki de bu hikâyenin bize hatırlatmak istediği şey şudur: Güzellik her zaman alkış için yaratılmaz; bazen insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğar. Güzellik bir sonuç değil, bir süreçtir. Her acı bir esere dönüşmek zorunda da değildir; bazen onu kelimelere dökmek, bazen yalnızca varlığını kabul etmek yeterlidir. Belki de Yıldızlı Gece’nin ardındaki asıl soru şudur: İçimizde taşıdığımız acıyı güzelleştirmek zorunda mıyız, yoksa önce onu anlamayı öğrenebilir miyiz?

Kaynakça

  • Blumer, D. (2002). The Illness of Vincent van Gogh. American Journal of Psychiatry, 159(4), 519–526. https://doi.org/10.1176/appi.ajp.159.4.519
  • Kotsimbos, T. (2014). From the museum: The art of thinking. Part six: Perception. European Respiratory Journal, 44(2), 302–303. https://doi.org/10.1183/09031936.00440214
  • Mendes, E.R. (2011). PS – Pulsão e Sublimação: a trajetória do conceito, possibilidades e limites.
  • Nolen, W. A., van Meekeren, E., Voskuil, P., et al. (2020). New vision on the mental problems of Vincent van Gogh: Results from a bottom-up approach using (semi-)structured diagnostic interviews. International Journal of Bipolar Disorders, 8, Article 30. https://doi.org/10.1186/s40345-020-00196-z
  • Soth, L. (1986). Van Gogh’s Agony. The Art Bulletin, 68(2), 301–313. https://doi.org/10.1080/00043079.1986.10788341 The Museum of Modern Art. (n.d.). Vincent van Gogh. The Starry Night. Saint Rémy, June 1889. https://www.moma.org/collection/works/79802 Van Gogh Museum. (n.d.). Almond Blossom. https://www.vangoghmuseum.nl/en/collection/s0176v1962
  • Wolf P. (2001). Creativity and chronic disease. Vincent van Gogh (1853-1890). The Western journal of medicine, 175(5), 348. https://doi.org/10.1136/ewjm.175.5.348
Dilara Erbaş
Dilara Erbaş
Dilara Erbaş psikolojiye olan ilgisini, insan doğasını anlama ve ruhsal sağlığı iyileştirme tutkusuna dayandıran bir yazardır. Yeditepe Üniversitesi’nde psikoloji lisansını tamamladıktan sonra Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisansına devam etmektedir. Klinik psikoloji, sağlık psikolojisi, psikodinamik terapi,bilişsel davranışçı terapi, kayıp ve yas terapisi, doğum öncesi, sırası ve sonrasındaki duygusal ihtiyaçlar başta olmak üzere çeşitli psikoterapi teknik ve testleri ve bireysel farkındalık yöntemleri üzerine uzmanlaşmış ve uzmanlaşmaya devam etmektedir. Deneyimlerini, güncel psikolojik araştırmaları ve günümüz çağını harmanlayarak, okuyucularına hem bilimsel hem de uygulanabilir bilgiler sağlamak isteyen Erbaş, yazılarında genellikle psikolojiyi günlük hayatla ilişkilendirerek, bireylerin içsel dengeyi bulma ve duygusal zorlukların öncelikle tanınmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar