Salı, Eylül 29, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Fantastik Edebiyatın Psikolojik ve Nöropsikolojik İşlevleri Üzerine İntegratif Bir İnceleme

Giriş

Sizce Harry Potter gerçekten bir çocuk masalı mı? Ya da Yüzüklerin Efendisi sadece bir fantastik kitaptan mı ibaret? Yoksa fantastik edebiyatın ürünleri herhangi bir kişisel gelişim kitabından daha etkili olabilir mi insanlar üzerinde? Birçok insan kendi varoluşundaki herhangi bir problemi fark ettiğinde ya da bir davranış, düşünce veya hissedişten rahatsız olduğunda ilk yaptığı şey sorunu kendi çözmeye çalışmaktır. Bugün günümüz dünyasında bunu yapmanın en kolay ve ulaşılabilir yolu da kitaplardan geçiyor. 20. yüzyıl sonlarında dünyada giderek artan bireyselleşme ve ekonomik krizler insanın kendini ve ait olduğu toplumun inançlarını tekrar değerlendirmesine neden oldu. Burada da devreye kişisel gelişim kitapları girdi; sanayileşmenin ve gittikçe kısalan dikkat süresinin sonucu bize hap bilgiler veren, insan kadar karmaşık bir varlığı sınıflara, kategorilere ayıran bir türe dönüştü.
Modern dünyanın insanı olarak herkes en az bir kez de olsa eline bir kişisel gelişim kitabı almıştır. Başta size anlaşıldığınızı hissettiren, “Ya ben dermanımı buldum işte ya!” dedirten bu kitaplar, sayfalar geçtikçe size herkes gibi hissettirirken sorunlarınızın küçümsendiğini düşündürür. Öte yandan isteyerek ya da istemeyerek yine aynı kültürün insanları masallara, hikâyelere veya yetişkinlikte fantastik kitapların dünyasına bir kez de olsa maruz kalmıştır. Çocukluğumuzda bu hikâyelerin amacını veya anlamını tam olarak anlamasak da büyüdüğümüzde bizi şaşırtan tarafları olduğunu fark etmiş olabiliriz. Bu yazıda masalların çocukluk dönemimizi geçirmemizde nasıl yardımcı olduğunu, aynı şekilde fantastik edebiyatın yetişkinliğimizi psikolojik ve nöropsikolojik açıdan nasıl etkileyebileceğini konuşacağız.

Psikodinamik Yaklaşım

Masalların çocuklar üzerindeki geliştirici etkisini en iyi görebileceğimiz nokta psikodinamik yaklaşımdır. 1976 yılında Bruno Bettelheim tarafından yayımlanan The Uses of Enchantment adlı kitap bizi bu dünyaya ve masalların sembolizmine davet ediyor. Kitabın dikkat çektiği birkaç ilginç nokta var. İlki masallardaki kahramanlara hiçbir zaman ad verilmediği, verilse bile bu isimlerin çok yaygın kullanılan isimler olmasına dikkat edildiği ifade ediliyor. “Kardeş”, “üvey anne”, “kral” gibi genel ifadelerin kullanılmasının sebebi de aslında çocuğun masaldaki karakterlerle özdeşim kurmasını ve kendi duygularını onlara yansıtmasını kolaylaştırmak. İkinci olarak çocuğun gerçek hayatta karşılaşabileceği travmatik kavramların etkisinin masallar tarafından ölüm, yaşlanma ve sonsuz yaşam temaları işlenerek elimine edilmesi. Mesela masaldaki “karanlık orman” sembolizmi aslında dış dünyayı temsil eder. Bu da okula başlama çağındaki çocuklarda ayrılık anksiyetesi ya da ev dışındaki bilinmeyen dünyaya karşı onların karakter üzerinden korkularını yenmeye yardımcı olur. Bunu destekleyen diğer bir görüş ise Anna Freud’dan geliyor. Freud, küçük çocuğun benliğinin (ego) dış dünyayla mücadele etmek için zayıf olduğunu ifade eder. Bu noktada da masalların fantezi yoluyla çocuğa gerçekliği kabullenmesinde, kendini ifade etmesinde ve geliştirmesinde yardımcı olduğunu söyler. Peki masallar çocukluğumuzdaki büyük stres faktörlerini elimine etmemize yardımcı olurken fantastik edebiyat yetişkinlikte bize nasıl yardım eder?

Sosyal ve Bilişsel Yaklaşım – Anlam Koruma Modeli

Son sorumun cevabı aslında bu başlıkta saklı. Anlam Koruma Modeli (Meaning Maintenance Model) sosyal psikolojik bir kavramdır. İddiası da şu şekilde: İnsanların zihninde dünyaya dair anlamlı ve birbirini tamamlayan beklentiler ve zihinsel şablonlar bulunur. Zihnin içindeki bu sistemde herhangi bir anlam kaybı veya sarsılma olduğunda bireyler derin huzursuzluk hisseder ve bunu telafi etmeye çalışır. Bu modelin anahtar fikri de fluid compensation dediğimiz bir kavramdır. Akışkan telafi aslında bu anlam kaybı olduğunda kişinin bunu tamir etmesi için o alana yönelmesi gerekmediğini ve tamamen bağımsız başka bir alanda yeni bir değer ve inanç sistemi kurarak bütünsel anlam ihtiyacını tekrar kazanabileceğini ifade eder. Fantastik edebiyatın bu kavramla ilişkisi de burada başlar. Günlük hayatta insan beklenmedik, mantıksız ve belirsiz durumlarla karşılaştığında sahip olduğu anlam bütünlüğü sarsılır. Bunun sonucunda kişi bütünlüğü tekrar korumak amacıyla kendini daha katı, keskin kuralları olan ve değişmeyeceğini bildiği hayal ürünü bir evrende bulabilir.

Nöropsikolojik Yaklaşım

Tabii ki bunlar sadece teoriden ve yorumlamalardan ibaret değil. Keith Oatley’nin 2011’de fMRI bulgularını derlediği In the Mind of Others makalesi, edebi kurgunun insan beyni, empati ve sosyal zekâ üzerindeki etkisini inceler. Sonuçlar oldukça şaşırtıcı. fMRI çalışmaları sonucunda okuyucunun bir karakterin ne düşündüğünü anlamaya ve sonraki hamlesini tahmin etmeye çalıştığında, gerçek hayatta insanların hislerini anlamaya çalışırken kullandığımız beyin bölgelerinde; mediyal prefrontal korteks (mPFC) ile temporopariyetal bileşkedeki (TPJ) kan akışının hızlandığı ve aktivasyonun arttığı gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bulgular okuyucunun, karakterlerin niyetini ve duygularını anlamaya çalışırken beynindeki zihin teorisi (theory of mind) ağının aktifleştiğini göstermektedir. Sadece bunlar da değil. Çalışmanın en çarpıcı yanı, beynin kurgu içindeki eylemleri kişinin kendi yaşıyormuş gibi deneyimlediğini göstermesidir. fMRI sonuçlarında “Anna çiçekleri suladı” gibi fiziksel eylem içeren cümlelerde, beyindeki motor korteks bölgesinin aydınlandığı ya da “Tarçın kokulu mutfak” gibi tanımlamalar okunduğunda beyindeki duyusal korteks bölgelerinin aktifleştiği görülmüştür. Yani aslında çalışma sonucunda ulaşılan en önemli fikir, beynin kurguyu somut bir metin olarak değil, bedenlenmiş deneyim (embodied cognition) olarak simüle ettiğidir.

Bibliyoterapi

Bibliyoterapiyi kısaca tanımlayacaksak; bireylerin psikolojik, duygusal, sosyal ve gelişimsel sorunlarını çözmek, kişisel uyumlarını desteklemek amacıyla planlı bir terapötik süreç içinde edebi metinlerin ve kitapların kullanılmasıdır. Peki fantastik edebiyatın bu perspektif altında yetişkinlere sağlayabileceği yararlar neler olabilir? İlki fantastik evrenin okurlara hayatlarındaki belirsizlikle ve stresle arasına güvenli bir psikolojik mesafe koymasına yardımcı olmasıdır. Bu sayede kişi duygularından kaçınmak yerine kendisine alan tanıyarak regülasyonunu daha sağlıklı bir biçimde gerçekleştirebilir. İkincisi de aslında yüzleşilmesi zor olan duyguları (korku, bunalım, yas gibi) dışsallaştırarak ve fantastik evrendeki kavramlara bağlayarak kabullenmeyi daha güvenli bir zeminde yapmaktır. Üçüncüsü, az önce bahsettiğimiz anlam kaybı gibi durumlarda bize bütünlüğü sağlamakta yardımcı olmasıdır. Ne demek istiyorum? Her fantastik evren kendi kuralları, işleyişi olan bir dinamiğe sahip. Kişi eğer kendi gerçekliğinde bu anlamı kaybettiyse, bir inancı sarsıldıysa ya da bir problemle başa çıkmaya çalışıyorsa, kendi yargılarından ve başkalarının beklentilerinden bağımsız olan bu evrende metaforik olarak problemlerini çözebilir ya da yeni bir anlam bütünlüğü kazanabilir. Son olarak, aslında kitaplar içinde barındırdığı her temayla günün sonunda yaşadığımız psikolojik gerginliği atmakta ve duygusal boşalmayı (katarsis) sağlamakta kullanabileceğimiz en güvenli ve eğlenceli araçlardır.

Çözümleme

Fantastik evrenin unsurlarını size bir Yüzüklerin Efendisi örneği üzerinden çözümlemek ve anlatmak istiyorum. Toplumsal alt metinlerde genel olarak karşımıza çıkan düşünce; büyük problemlerle veya işlerle görece fiziksel ya da ekonomik güçlü insanlar ilgilenebilir. Oysa Tolkien bu şemayı tamamen bozar. Dünyanın kaderini belirleyecek şey devasa ordular ve en güçlü büyücüler değil, günün sonunda en barışçıl ve önemsiz varlıklar olarak görülen hobbitlerdir. Üstüne mutlak güç olarak tasvir edilen “Tek Yüzük” en güçlü büyücülerden en iyi niyetli kalplere kadar hepsini yozlaştırır ve dize getirir. Burada Tolkien’in meydan okuduğu düşünce tek bir güç ve stereotipik bir kahramanlık algısıdır. Dış dünyadaki kurallarla da çelişen bu anlatısı okuyucunun hayatına kendi zayıflıklarına veya karşısına çıkan engellere rağmen devam etmekte güç bulması gibi yerlerden sirayet edebilir. Ayrıca yüzüğün kişi ne kadar güçlüyse o kadar yozlaştırıcı hale gelmesi, gerçeklikteki “güç iyidir” gibi algıların da temelini sarsmaktadır. Diğer bir düşünce de önemli olanın büyük bir savaş sonucunda zafer kazanmak değil de kötüyü yenmek için acı çekmeye, yürümeye, aç kalmaya dayanan hobbitlerin tam da bu dayanıklılıkları yüzünden seçildiklerini anlamaktır. Aynı gerçek hayatta her şeye rağmen devam eden bizler gibi.

Tükettiğimiz her şey günün sonunda gerçekten duygularımızı, düşüncelerimizi şekillendirebiliyor. Hayatta illaki okuduğumuz her şey bizi derinden etkilemek zorunda değil ama bizde iz bırakan durumlara dönüp baktığımızda kendi gerçekliğimizden parçalar bulmak hiç de şaşırtıcı olmaz. Bugün biliyoruz ki insan derin anlamlandırma süreçlerini kullandığında hem hafızasını hem de deneyimini geri kalan öğrenme yollarına göre daha çok geliştiriyor. Kitaplar da size bunu yapmanız için bir yol sunuyor. Sadece fantastik edebiyat değil, kurgu edebiyatının her türü aslında yaşadığımız dünyanın dışındaki hayatlara erişmenin en kısa yoludur. Ve belki bize kendi yaşantımızda çözemediğimiz şeyleri başka yaşantılarda açığa kavuşturmanın, anlamanın kapısını aralıyor.

Kaynakça

  • ​Bettelheim, B. (1976). The uses of enchantment: The meaning and importance of fairy tales. Alfred A. Knopf. ​Freud, A. (1936). The ego and the mechanisms of defence. Karnac Books. ​Oatley, K. (2011). In the mind of others. Scientific American Mind, 22(5), 62–67. https://doi.org/10.1038/scientificamericanmind1111-62 ​Proulx, T., & Heine, S. J. (2006). Connectionism and meaning making: The Meaning Maintenance Model. Psychological Inquiry, 17(4), 285–311. https://doi.org/10.1080/10478400701339692
Hanife Zehra Yıldırım
Hanife Zehra Yıldırım
Hanife Zehra Yıldırım, psikoloji bilimini bilimsel temellerden kopmadan, anlaşılır bir dille anlatmayı tutku edinmiş bir psikoloji öğrencisidir. İstanbul Topkapı Üniversitesi’nde tam burslu ve İngilizce olarak sürdürdüğü eğitim hayatında, özellikle nöropsikoloji araştırmalarında aldığı asistanlık rolleriyle bilimsel sürece katkı sunmaktadır. Klinik psikoloji ve nörobilim ara kesitindeki ilgisini, aldığı çeşitli mesleki eğitimlerle derinleştiren yazar; aynı zamanda Yeşilay ve TEGV gibi sivil toplum kuruluşlarında aktif gönüllülük yaparak toplumsal fayda odaklı projelerde yer almaktadır. Psychology Times bünyesinde kaleme aldığı yazılarla, teorik bilgiyi toplumun her kesimi için ulaşılabilir kılmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar