“İyiyim.” Bazen bir cevap değil, gün boyunca taşınan bir maskedir. İnsan, sosyal bir varlık olarak çevresine uyum sağlama ve ait olma ihtiyacı taşır. İçinde bulunduğu ortama göre konuşma biçimini değiştirmek, bazı düşüncelerini kendine saklamak ya da sosyal kurallara uygun davranmak günlük yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak bu uyum sağlama davranışı sürekli hale geldiğinde ve kişi kabul görmek için kendi duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını sistematik biçimde bastırmaya başladığında farklı bir süreç ortaya çıkar: sosyal maskeleme.
Sosyal maskeleme, bireyin sosyal çevresi tarafından kabul edilmek, dışlanmamak, eleştirilmemek veya “uygun” görünmek amacıyla doğal davranışlarını bilinçli ya da otomatik olarak değiştirmesidir. Kişi olduğundan daha neşeli, daha sakin, daha konuşkan veya daha uyumlu görünmeye çalışabilir. Rahatsız olduğu halde gülümseyebilir, istemediği bir şeye “evet” diyebilir ya da aslında kendisini kötü hissettiği halde “iyiyim” demeye devam edebilir.
Kısa vadede bu davranış kişinin sosyal ortamda daha rahat hareket etmesine yardımcı olabilir. Fakat uzun süre devam ettiğinde önemli bir psikolojik maliyet ortaya çıkabilir: sosyal maskeleme tükenmişliği.
Görünmeyen Bir Performans
Sosyal bir ortamda bulunmak herkes için belirli miktarda zihinsel enerji gerektirir. Bir konuşmayı takip etmek, karşıdakini dinlemek, uygun tepkiler vermek ve sosyal kurallara dikkat etmek zaten bilişsel kaynak kullanır. Maskeleme söz konusu olduğunda ise kişinin zihni yalnızca iletişime odaklanmaz. Aynı zamanda kişinin kendisini de sürekli izlemesi gerekir.
“Acaba çok mu sessiz kaldım?”
“Şimdi gülümsemeli miyim?”
“Bunu söylersem hakkımda ne düşünür?”
“Ses tonum garip mi?”
“Çok mu konuştum?”
“Karşımdaki benden hoşlandı mı?”
Bu soruların sürekli zihinde dönmesi, sosyal etkileşimi doğal bir deneyim olmaktan çıkarıp adeta bir performansa dönüştürebilir. Kişi insanlarla iletişim kurarken yalnızca karşısındaki kişiyi değil, aynı zamanda kendi davranışlarını da kontrol etmeye çalışır. Bu durum uzun vadede ciddi bir zihinsel yorgunluk yaratabilir.
Maskenin Ardındaki Yorgunluk
Sosyal maskeleme tükenmişliğinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, kişinin dışarıdan oldukça iyi görünmesine rağmen içeride yoğun bir yorgunluk yaşamasıdır. Kişi arkadaşlarının yanında gülebilir, sohbet edebilir, enerjik görünebilir ve hatta çevresindekiler tarafından “çok sosyal” biri olarak tanımlanabilir. Ancak eve döndüğünde tamamen sessiz kalmak, kimseyle konuşmamak ve yalnızca dinlenmek isteyebilir. Telefonuna gelen mesajlara cevap vermek bile zor gelebilir.
Bu noktada kişinin yaşadığı yorgunluk yalnızca fiziksel değildir. Sürekli kendini kontrol etmek, duyguları bastırmak ve çevrenin beklentilerine göre davranmak bilişsel ve duygusal bir yük oluşturur. Bu nedenle kişi bazen insanlardan değil, insanların yanında sürekli belirli bir kişi olmak zorunda hissetmekten yorulur.
“Ben Gerçekte Nasılsam?”
Maskeleme uzun süre devam ettiğinde kişinin kendi benlik algısı da bundan etkilenebilir. Kişi zamanla başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaçlarının önüne koymaya başlayabilir. “Ben ne istiyorum?” sorusu geri planda kalırken “Benden ne bekleniyor?” sorusu daha önemli hale gelir.
Örneğin kişi aslında bir davete gitmek istemediği halde “ayıp olmasın” diye gidebilir. Bir davranıştan rahatsız olduğu halde karşısındaki kişiyi kırmamak için sessiz kalabilir. Yorulduğunda dinlenmek yerine çevresine eşlik etmeye devam edebilir. Tek tek bakıldığında bunlar küçük davranışlar gibi görünür. Ancak sürekli tekrarlandığında kişi kendi ihtiyaçlarıyla arasındaki bağlantıyı kaybetmeye başlayabilir.
Bir noktada şu düşünce ortaya çıkabilir: “İnsanların yanında nasıl davranmam gerektiğini biliyorum ama kendim olduğumda nasıl davranacağımı bilmiyorum.” Bu, sosyal maskelemenin benlik algısı üzerindeki en önemli etkilerinden biridir.
Bastırılan Duygular Kaybolmaz
Maskelemenin bir başka boyutu da duyguların bastırılmasıdır. Kişi öfkelendiğinde “sorun değil” diyebilir. Kırıldığında “önemli değil” diyebilir. Üzüldüğünde gülümseyebilir. Sınırları ihlal edildiğinde tepki vermek yerine sessiz kalabilir. Ancak ifade edilmeyen duygular ortadan kaybolmaz.
Uzun süre bastırılan duygular zaman zaman ani öfke, ağlama, tahammülsüzlük, içe kapanma veya insanlardan uzaklaşma şeklinde kendini gösterebilir. Kişi neden bu kadar yorulduğunu anlayamayabilir çünkü yaşadığı yorgunluğun önemli bir bölümü gün içerisinde bastırdığı duygusal tepkilerden kaynaklanıyor olabilir. Bu nedenle sosyal maskeleme yalnızca “nasıl göründüğümüz” ile ilgili değildir; ne hissettiğimizi ne kadar ifade edebildiğimizle de ilgilidir.
Reddedilme Korkusu ve Kabul İhtiyacı
Sosyal maskelemenin arkasında sıklıkla kabul edilme ve reddedilmeme ihtiyacı bulunabilir. Kişi kendi doğal halinin yeterince sevilmeyeceğine inanıyorsa kendisini değiştirmeye başlayabilir. “Daha eğlenceli olmalıyım.” “Daha sakin görünmeliyim.” “Kimseyi kırmamalıyım.” “Hayır dersem beni sevmezler.” “Üzüldüğümü belli edersem zayıf görünürüm.” Bu düşünceler kişinin kendi sınırlarını korumasını zorlaştırabilir.
Böylece kişi, ilişkilerinde kendisi olmaktan çok karşısındaki kişinin görmek istediği kişi olmaya çalışabilir. Ancak bunun önemli bir paradoksu vardır: Kişi kabul görmek için kendisini ne kadar gizlerse, insanların onun gerçek halini tanıma ihtimali de o kadar azalabilir. Bu durum zamanla “Beni gerçekten olduğum kişi için mi seviyorlar?” sorusuna dönüşebilir.
Sosyal Kaygı ile Aynı Şey Değil
Sosyal maskeleme ile sosyal kaygı birbirine benzeyebilir ancak aynı kavramlar değildir. Sosyal kaygıda kişi başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun biçimde korkabilir. Maskelemede ise kişi bu olumsuz değerlendirmeden kaçınmak için kendini değiştirmeye veya saklamaya çalışabilir. Örneğin: “İnsanlar sessiz olduğumu düşünürse beni sevmez.” düşüncesi sosyal kaygıyı yansıtabilirken, “O zaman daha konuşkan görünmeliyim.” düşüncesi maskeleme davranışına dönüşebilir.
Bu iki süreç birbirini besleyebilir. Kişi değerlendirilme korkusu yaşadıkça daha fazla maskeleyebilir; daha fazla maskeledikçe de sosyal ortamlar daha yorucu hale gelebilir.
Peki Maske Çıkarılabilir mi?
Sosyal maskelemeden kurtulmak, her ortamda tamamen filtresiz davranmak anlamına gelmez. Sosyal yaşamda belli ölçüde uyum sağlamak sağlıklıdır. Asıl önemli olan, uyum sağlamak ile kendinden vazgeçmek arasındaki farkı fark edebilmektir. Bunun için kişi öncelikle kendisine şu soruları sorabilir: “Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum?” “Yoksa reddedilmekten korktuğum için mi?” “Şu anda ne hissediyorum?” “Gerçekten neye ihtiyacım var?”
“Hayır demek istiyor muyum?”
Bu sorular küçük görünse de kişinin kendi iç dünyasıyla yeniden bağlantı kurmasına yardımcı olabilir. Güvenli ilişkilerde küçük sınırlar koymak, yorulduğunu ifade etmek, her davete katılmamak, istemediği bir şeye “hayır” diyebilmek ve her sosyal etkileşimden sonra kendisini acımasızca analiz etmemek önemli başlangıç noktalarıdır. Çünkü sağlıklı bir ilişki, kişinin sürekli olarak kendisini kanıtlamasını değil, kendisi olarak var olabilmesini de mümkün kılar.
Sonuç: Kendin Olmanın Sessiz Cesareti
Sosyal maskeleme, başlangıçta kişiyi reddedilmekten, eleştirilmekten veya dışlanmaktan koruyan bir mekanizma gibi çalışabilir. Fakat kişi uzun süre boyunca kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve doğal tepkilerini saklamak zorunda kaldığında bu koruyucu mekanizma yorucu bir role dönüşebilir. Sosyal maskeleme tükenmişliği bize önemli bir şeyi hatırlatır: İnsan yalnızca yaptığı şeylerden değil, sürekli olmak zorunda hissettiği kişiden de yorulabilir.
Bazen kişi insanlarla vakit geçirmekten değil, onların yanında sürekli “iyi”, “güçlü”, “neşeli”, “uyumlu” veya “sorunsuz” görünmeye çalışmaktan tükenir. Belki de psikolojik iyi oluşun önemli parçalarından biri, herkes tarafından sevilmeye çalışmak yerine kendimize şu alanı açabilmektir: “Bugün iyi görünmek zorunda değilim. Her şeyi açıklamak zorunda değilim. Herkesi memnun etmek zorunda değilim. Ve olduğum halimle de değerliyim.” Çünkü bazen iyileşmek, daha iyi bir maske yapmak değil; maskeyi ne zaman takmamız gerektiğini ve ne zaman çıkarabileceğimizi öğrenmektir.


