Pazar, Eylül 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Okulun İlk Gününde Çocuklarda Yaşanan Krizler

14 Eylül’de Türkiye’de okullar açılmaya başlıyor. Bazı çocuklar için okulun başlaması; yeni arkadaşlıklar kuracakları, yeni şeyler öğrenecekleri ve farklı bir ortamla tanışacakları heyecan verici bir başlangıç anlamına gelirken, bazı çocuklar için aynı süreç belirsizlik ve kaygıyı beraberinde getirebiliyor. Özellikle ilk kez okula başlayacak ya da yeni bir okul ortamına adım atacak çocuklar için alışık oldukları rutinden ayrılmak ve tanımadıkları bir çevreye uyum sağlamak zorlayıcı olabiliyor.

Yeni bir sınıf, yeni öğretmenler, yeni arkadaşlar ve ebeveynden ayrılmak; çocuk için aynı anda birçok değişiklik anlamına gelebilir. Bu nedenle okulun ilk günlerinde ağlama, ebeveynin yanından ayrılmayı reddetme, sınıfa girmek istememe ya da “Okula gitmek istemiyorum.” şeklindeki tepkilerle karşılaşmak oldukça mümkündür. Ancak burada önemli olan, bu davranışları yalnızca “problem çıkarma” ya da “okula alışamama” olarak değerlendirmemektir. Çocuğun verdiği tepki, çoğu zaman karşı karşıya kaldığı yeni duruma ve yaşadığı yoğun duygulara verdiği bir yanıt olabilir.

Peki çocuklar okula başlama sürecini neden bu kadar zorlayıcı yaşayabilir?

Evden uzaklaşmak, anne veya babadan saatlerce ayrı kalmak ve alışık oldukları günlük rutinin değişmesi, özellikle küçük çocuklar için başlangıçta korkutucu olabilir. Çocuğun kendisini güvende hissettiği ortamdan ayrılarak tanımadığı bir sınıfa, öğretmene ve arkadaş grubuna dahil olması, beraberinde pek çok yeni duyguyu getirebilir.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde görülen ağlama, ebeveynden ayrılmak istememe, sınıfa girmeyi reddetme ya da okula gitmek istememe gibi tepkiler, çocuğun yaşadığı değişime verdiği bir uyum tepkisi olarak değerlendirilebilir. Her çocuğun bu sürece verdiği tepkinin ve uyum sağlama hızının birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır.

Bu süreçte ailenin okula ilişkin tutumu da oldukça önemlidir. Çocuğun okul hakkında duyduğu kaygılar, ebeveynin kullandığı ifadeler ve çocuğa verdiği mesajlarla şekillenebilir. Bu nedenle okulun çocuk için “kötü” veya yalnızca “gitmek zorunda olduğu” bir yer olarak değil; yeni şeyler öğrenebileceği, arkadaşlıklar kurabileceği, oyun oynayabileceği ve zamanla kendisini güvende hissedebileceği bir ortam olarak aktarılması önemlidir.

Ancak burada amaç çocuğun yaşadığı korkuyu yok saymak ya da “Okulda korkacak hiçbir şey yok.” diyerek duygusunu geçersizleştirmek değildir. Aksine, çocuğun kaygısını kabul ederek ona bu yeni süreci adım adım deneyimleyebileceği konusunda güven vermek gerekir.

Örneğin, “Şu anda bizden ayrılmak zor geliyor olabilir. Bunu anlayabiliyorum. Sen okuldayken ben de kendi işlerimi yapacağım ve okul çıkışında seni almaya geleceğim.” gibi ifadeler, hem çocuğun duygusunun görüldüğünü hissetmesine hem de ayrılığın geçici ve öngörülebilir olduğunu anlamasına yardımcı olabilir.

Ailelerin bu süreçte dikkat etmesi gereken bir diğer önemli nokta ise çocuğu başka çocuklarla kıyaslamamaktır. “Bak, arkadaşın hiç ağlamıyor.”, “Senin yaşındaki çocuklar artık okula alıştı.” ya da “Herkes okula gidiyor, sen neden gitmek istemiyorsun?” gibi ifadeler çocuğun yaşadığı duygunun yanlış veya gereksiz olduğunu düşünmesine neden olabilir.

Her çocuğun yeni bir ortama uyum sağlama süresi ve bunu gösterme biçimi birbirinden farklıdır. Bir çocuğun okula kolaylıkla uyum sağlaması, başka bir çocuğun da aynı şekilde davranması gerektiği anlamına gelmez. Bu nedenle çocuğun yaşadığı süreci başka çocukların deneyimleriyle karşılaştırmak yerine, kendi ilerlemesine odaklanmak daha sağlıklı olacaktır.

İlk gün sınıfa girmekte zorlanan bir çocuğun birkaç gün sonra öğretmeniyle iletişim kurmaya başlaması, arkadaşlarına katılması veya vedalaşırken daha kısa süre ağlaması bile onun açısından önemli bir ilerleme olabilir. Çocuğun bu küçük adımlarının fark edilmesi ve desteklenmesi, okula uyum sürecinde kendisine duyduğu güveni güçlendirebilir.

Peki ne zaman destek almak gerekir?

Okulun ilk günlerinde yaşanan her ağlama, kaygı ya da ayrılmak istememe durumunu bir problem olarak değerlendirmek doğru değildir. Ancak çocuğun yaşadığı tepkiler zaman içerisinde azalmıyor, aksine giderek yoğunlaşıyorsa; okula gitmeyi sürekli ve ciddi biçimde reddediyorsa ya da bu durum çocuğun günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini ve akademik işlevselliğini belirgin şekilde etkiliyorsa daha yakından değerlendirilmesi gerekebilir.

Çünkü burada amaç çocuğun okulun ilk günlerinde hiç ağlamamasını sağlamak değildir. Önemli olan, çocuğun zorlayıcı duygular yaşarken kendisini güvende, anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmesine yardımcı olmaktır.

Okula uyum bir anda gerçekleşen bir durum değil, çocuk için zaman içerisinde gelişen bir süreçtir. Çocuğun elinden tutarak, duygularına alan açarak ve ona güvenli bir çerçeve sunarak bu süreci daha sağlıklı bir başlangıca dönüştürmek mümkündür.

Aslı Yüksel Sipahioğlu
Aslı Yüksel Sipahioğlu
Aslı Yüksel Sipahioğlu, Antalya Bilim Üniversitesi %100 İngilizce Psikoloji bölümünden mezun olmuş bir psikologdur. Pamukkale Üniversitesi’nde pedagojik formasyon eğitimini tamamlamıştır. Aile danışmanlığı, bilişsel davranışçı oyun terapisi, çocuklarda kayıp ve yas terapisi, çocuklarda mahremiyet eğitimi ve kısa süreli çözüm odaklı terapi alanlarında eğitimler almıştır. Lisans eğitimi süresince “Childhood Autism: Exploring Societal and Psychological Impacts” başlıklı bir çalışma yürütmüştür. Lisans eğitimi sürecinde rehabilitasyon merkezleri ile çocuk ve ergen danışmanlık merkezlerinde staj deneyimi kazanmıştır. Çalışmalarını ağırlıklı olarak çocuk ve ergen psikolojisi alanında sürdürmekte; çocuk ve ergenlerin dünyasını anlamaya odaklanan, gelişimsel yaklaşımlar çerçevesinde psikoloji yazıları ve içerikler üretmekte, mesleki gelişimini destekleyen eğitimlere devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar