İkiz çocuk sahibi olmak, ebeveynler için eşsiz ve özel bir deneyimdir. Aynı anda iki bebeğin dünyaya gelmesi, iki ayrı karakterin, iki ayrı mizacın ve zamanla iki farklı yaşam öyküsünün gelişmesine tanıklık etmek anlamına gelir.
Ancak ikiz çocuk yetiştirmenin kendine özgü bazı güçlükleri de vardır. Ebeveynler çoğu zaman iyi niyetle hareket ederken farkında olmadan çocukların bireyselleşmesini zorlaştırabilecek tutumlar geliştirebilirler.
Çünkü ikizleri yetiştirirken en sık yapılan hata, onları iki ayrı çocuk olarak değil, “tek bir çift” olarak görmektir.
“İkizler”den önce iki ayrı çocuk
İkiz çocuklar aynı gün doğmuş olabilir, aynı ailede büyüyebilir ve hatta fiziksel olarak birbirlerine çok benzeyebilirler. Ancak bu durum onların aynı kişiliğe, aynı ihtiyaçlara veya aynı gelişim hızına sahip oldukları anlamına gelmez.
Birinin daha sosyal, diğerinin daha çekingen olması; birinin spora ilgi duyması, diğerinin müzikten hoşlanması; birinin daha erken konuşması, diğerinin farklı bir gelişim temposuna sahip olması son derece doğaldır.
Burada ebeveynin görevi çocukları birbirine benzetmek değil, farklılıklarını kabul edebilecek bir aile ortamı oluşturmaktır.
En büyük tuzak: Karşılaştırmak
“Bak kardeşin ödevini bitirdi, sen hâlâ bitiremedin.”
“İkiz kardeşin çok başarılı, sen neden değilsin?”
“Hanginiz daha hızlı?”
Bu cümleler ebeveyn için basit bir motivasyon yöntemi gibi görünebilir. Ancak çocuk açısından mesaj oldukça farklıdır:
“Kardeşimle yarışıyorum ve değerim onun başarısına göre belirleniyor.”
Sürekli karşılaştırılan çocuklarda kıskançlık, rekabet, yetersizlik duygusu ve kardeşe yönelik öfke gelişebilir. Üstelik yalnızca “başarısız” olduğu düşünülen çocuk değil, sürekli başarılı olan çocuk da baskı yaşayabilir. Çünkü başarı, zamanla onun kimliğinin bir parçasına dönüşebilir.
Bu nedenle ikiz çocuklarda sorulması gereken soru “Hangisi daha başarılı?” değil, “Her bir çocuk kendi potansiyeli doğrultusunda nasıl gelişiyor?” olmalıdır.
Her şeyi eşit yapmak adil olmak değildir
İkiz çocukların ebeveynleri çoğu zaman adil olmak için her şeyi eşit yapmaya çalışır. Aynı kıyafetler, aynı oyuncaklar, aynı hediyeler, aynı etkinlikler… Oysa çocukların ihtiyaçları aynı olmayabilir. Bir çocuğun yeni bir ayakkabıya ihtiyacı varken diğerinin olmayabilir. Birinin yalnız kalmaya ihtiyacı varken diğeri ebeveyniyle zaman geçirmek isteyebilir. Ebeveynlikte adalet her zaman “aynısını vermek” değildir. Bazen adalet, her çocuğa ihtiyacı olanı verebilmektir.
“İkizsiniz, birlikte yapmalısınız”
İkizlerin sürekli birlikte hareket etmesi, dışarıdan bakıldığında oldukça sevimli görünebilir. Ancak çocukların zaman zaman ayrı arkadaşlarının, ayrı ilgi alanlarının ve ayrı deneyimlerinin olması da gelişimleri açısından önemlidir. Bir çocuğun kendi başına bir etkinliğe katılması, farklı bir arkadaş edinmesi veya kardeşinden bağımsız bir karar vermesi “ikiz bağının zayıflaması” anlamına gelmez. Tam tersine, sağlıklı bir ikiz ilişkisi içinde çocuk hem “biz” duygusunu hem de “ben” duygusunu yaşayabilmelidir.
“Sen onun ikizisin, onu anlamalısın”
İkiz çocuklara bazen birbirlerinin duygularından sorumluymuş gibi davranılabilir. “Kardeşin üzgün, onu mutlu et.” “Sen onun kardeşisin, onu anlaman gerekiyor.” “Birbirinizden bir şey saklamamalısınız.” Oysa kardeş olmak, diğer kardeşin bütün duygusal ihtiyaçlarından sorumlu olmak anlamına gelmez. İkiz olmak, birbirine çok yakın olmak demektir; ancak birbirinin sınırlarını ortadan kaldırmak değildir. Özellikle ergenlik döneminde mahremiyet, bireysel alan ve kişisel sınırlar daha da önemli hale gelir.
“İyi ikiz” ve “yaramaz ikiz” tehlikesi
Aile içinde zamanla bazı roller oluşabilir.
Biri “uslu olan”,
diğeri “yaramaz olan”;
biri “zeki olan”,
diğeri “duygusal olan”;
biri “sosyal olan”,
diğeri “çekingen olan” şeklinde tanımlanmaya başlanabilir.
Başlangıçta masum görünen bu ifadeler zamanla çocukların kendileriyle ilgili inançlarına dönüşebilir.
Çocuk kendisini yalnızca “yaramaz ikiz” olarak görmeye başladığında, davranışlarını da bu kimlik üzerinden şekillendirebilir.
Bu nedenle ebeveynlerin çocukların davranışlarını tanımlaması ile çocukların kişiliğini etiketlemesi arasındaki farkı gözetmesi gerekir.
“Bugün kardeşine vurduğun için kızgınım.”
demek başka,
“Sen zaten yaramazsın.”
demek başkadır.
Birincisi davranışı eleştirir; ikincisi çocuğun kimliğini.
İkizlerin birbirlerinin yerine konuşmasına izin vermek
Özellikle küçük yaşlarda sık karşılaşılan bir başka durum da ikizlerden birinin sürekli diğerinin adına konuşmasıdır.
“Senin kardeşin ne istiyor?”
“Bilmiyorum, o söylemesin ben söyleyeyim.”
Ebeveyn bu noktada iyi niyetle işi kolaylaştırabilir. Ancak çocuğun kendi düşüncesini, isteğini ve duygusunu ifade etmesine fırsat vermek önemlidir.
Bazen birkaç saniye beklemek ve:
“Bunu kardeşine değil, senden duymak istiyorum.”
demek bile önemli bir fark yaratabilir.
Peki ebeveyn ne yapmalı?
İkiz çocukların sağlıklı gelişimi için ebeveynlerin mükemmel olması gerekmez. Önemli olan bazı temel noktaların farkında olmaktır.
Çocuklara zaman zaman ayrı ayrı vakit ayırmak…
Onları birbirleriyle kıyaslamamak…
Farklı ilgi alanlarını desteklemek…
Her çocuğun kendi kararlarını vermesine izin vermek…
Kardeşlerin birbirinden farklı olabileceğini kabul etmek…
Birlikte oldukları kadar ayrı deneyimler yaşamalarına da alan açmak…
Ve en önemlisi, çocuklara şu mesajı verebilmek:
“Kardeşinle birlikte olman çok güzel; ama sen sadece onun ikizi değilsin. Sen, kendine özgü bir bireysin.”
Özetle,
İkiz çocuk yetiştirmenin en önemli sorularından biri “Onları nasıl eşit büyütürüm?” değil, “İkisinin de kendisi olmasına nasıl izin veririm?” sorusudur. Çünkü ikiz olmak, hayatı paylaşmak demektir; ancak aynı kişi olmak demek değildir. Birbirlerine çok benzeyebilirler, birbirlerinin en yakın arkadaşı olabilirler, aynı anıları paylaşabilirler. Ama yine de her birinin kendine ait bir sesi, duygusu, seçimi, hayali ve yaşam öyküsü vardır. Ebeveynlerin en değerli katkısı da bu farklılıkları ortadan kaldırmak değil, onları kabul etmektir. İkizleri büyütmek, iki çocuğu aynı şekilde yetiştirmek değildir. İki ayrı insanın, aynı aile içinde kendi kimliğini bulmasına eşlik etmektir.
