Cuma, Eylül 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“OKULDA HİÇ BÖYLE DEĞİL”: ÇOCUĞUNUZ EVE GELİNCE DEĞİŞMİYOR, SADECE ÇÖZÜLÜYOR

Çocuğunuz Neden En Çok Sizin Yanınızda Dağılıyor?

Öğretmeni “Bugün harikaydı” diyor. Eve geldiğinde ise ağlıyor, bağırıyor, kardeşine vuruyor, ödev yapmak istemiyor. Peki, çocuk okulda uslu olup evde neden dağılıyor? Belki de sorun, evde daha kötü bir çocuk olması değil; gün boyunca güçlü kalmaya çalışan çocuğun, sonunda kendini güvende hissettiği yerde artık güçlü olmak zorunda kalmamasıdır.
Saat 16.30.
Çocuk okuldan çıkıyor. Çantası sırtında, yüzünde yorgunluk var. Anne kapıda soruyor:
“Bugün nasıldı?”
“İyiydi.”
“Öğretmenin ne yaptı?”
“Hiç.”
“Arkadaşlarınla oynadın mı?”
“Evet.”
Eve giriliyor.
Ayakkabılar çıkarılmak istenmiyor. Mont yere atılıyor. Yanlış bardakta su verilince ağlama başlıyor. Yemekte “Bunu yemeyeceğim!” krizi çıkıyor. Ardından ödev konusu açılıyor ve çocuk bağırıyor:
“Yapmayacağım!”
Anne şaşkın.
“Okulda bir melek, evde başka bir çocuk. Öğretmeni seni hiç böyle anlatmıyor. Neden bana böyle davranıyorsun?”
Belki de sorunun cevabı tam burada gizlidir.
Çünkü çocuk evde başka bir çocuk olmuyor. Evde, bütün gün olmak zorunda kaldığı çocuğu artık taşımak zorunda kalmıyor.
________________________________________

“Okulda çok uslu ama…”

Ebeveynlerin sık söylediği bu cümle, aslında çocuk gelişimi açısından oldukça önemli bir ipucu taşıyor.
Çünkü bir çocuğun okulda davranışlarını düzenleyebilmesi, onun gün boyunca hiç zorlanmadığı anlamına gelmez.
Okul; beklemek, sırasını korumak, öğretmeni dinlemek, arkadaşının sınırlarına dikkat etmek, yüksek sesle konuşmamak, hayal kırıklığını tolere etmek, kurallara uymak, dikkatini sürdürmek ve sosyal ilişkilerini yönetmek demektir.
Başka bir ifadeyle çocuk yalnızca ders öğrenmez; bütün gün kendini de yönetir.
Çocuk gelişimi literatüründe “effortful control” olarak tanımlanan çaba gerektiren öz-denetim; dikkati sürdürme, dürtüyü engelleme, uygun tepkiyi seçme ve davranışı amaca göre düzenleme gibi becerileri içerir. Bu beceriler okul uyumunda önemli bir rol oynar. Araştırmalar, çocukların öz-düzenleme kapasitesi ile öğretmen-çocuk ilişkilerinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor.
Yani çocuk okulda “iyi davranıyor” olabilir.
Ama bu, hiç enerji harcamadığı anlamına gelmez.
Tam tersine.
Belki bütün gün “kendini tutmuştur.”
________________________________________

Eve gelince neden çözülüyor?

Son yıllarda ebeveynlik dünyasında “after-school restraint collapse” olarak adlandırılan bir örüntüden söz ediliyor. Bu ifade, çocuğun okulda gün boyunca stresini ve duygularını düzenlemeye çalıştıktan sonra eve geldiğinde yoğun ağlama, öfke, bağırma veya dağılma yaşamasını anlatmak için kullanılıyor.
Fakat burada önemli bir bilimsel ayrım var:
“After-school restraint collapse” resmi bir psikiyatrik tanı değildir.
Terim, ilk olarak ebeveynlerin gözlemlediği bu örüntüyü tanımlamak için kullanılmıştır. Dolayısıyla her okul sonrası öfke patlamasını bu kavramla açıklamak doğru değildir. Çocuğun yaşadığı yoğunluk; okul stresi, sosyal problemler, akademik baskı, duyusal yüklenme, nörogelişimsel farklılıklar, uyku, açlık veya başka birçok faktörle ilişkili olabilir.
Ama kavramın işaret ettiği temel durum son derece kıymetlidir:
Çocuk bazen en çok güvende hissettiği yerde dağılır.
Çünkü güvenli bir ortam, yalnızca gülmek ve oynamak için değil, bazen bütün gün bastırılmış duyguların ortaya çıkabilmesi için de gereklidir.
________________________________________
“Bana yapıyor” mu?

Belki de en çok değiştirmemiz gereken cümlelerden biri bu.

“Bana yapıyor.”

Bu cümle ebeveyni doğal olarak incitebilir. Çünkü çocuk bütün gün başkalarına uyum sağlarken eve geldiğinde en çok annesine veya babasına karşı öfkeleniyorsa, ebeveyn kendisini hedef alınmış hissedebilir.
Oysa çocuk davranışının altında çoğu zaman bilinçli bir “sana bunu yapacağım” planı yoktur.
Çocuk henüz duygularını yetişkinler gibi düzenleyebilecek nörolojik ve psikolojik kapasiteye sahip değildir.
Bu nedenle bazen davranış, kelimelerin yerine geçer.
“Çok yoruldum.”
“Bugün kendimi çok tuttum.”
“Beni biraz sen taşı.”
“Artık hiçbir şeyi kontrol etmek istemiyorum.”
“Bütün gün başkalarına uyum sağladım.”
“Şimdi beni sen anla.”
Çocuk bunların hiçbirini söylemeyebilir.
Bunun yerine yere yatabilir.
________________________________________
Çünkü çocuk önce bizimle düzenlenir

Duygu düzenleme, çocuğun tek başına öğrendiği bir beceri değildir.
Gelişimin erken dönemlerinde çocuk, duygularını düzenlemek için yetişkinin varlığına ve yanıtlarına ihtiyaç duyar. Zamanla dışarıdan gelen bu düzenleme desteği, çocuğun kendi kendini düzenleme kapasitesinin gelişmesine katkıda bulunur.
Buna eş-düzenleme (co-regulation) denir.
2024 yılında yayımlanan bir çalışmada eş-düzenleme; çocuğun duygularını, davranışlarını ve düşüncelerini yönlendiren ve düzenleyen “sıcak, alıcı ve destekleyici” bakımveren-çocuk etkileşimleri olarak tanımlanıyor. Araştırmacılar, ebeveynin çocuğun girişimlerine yanıt vermesini ve çocuğun duygusal durumuna uyumlanmasını bu sürecin temel unsurları arasında gösteriyor.
Daha yeni, 2026 tarihli boylamsal bir çalışma da ebeveyn duyarlılığının çocukların sonraki duygu düzenleme becerileriyle ilişkili olduğunu; ilişkinin tek yönlü olmadığını, çocuğun düzenlenme kapasitesinin de ebeveynin sonraki duyarlılığını etkilediğini gösteriyor.
Dolayısıyla çocuk eve geldiğinde “Artık yeter!” diye patladığında, bazen ihtiyacı yeni bir kural değil, yeniden düzenlenebilmek için bir ilişki olabilir.
________________________________________
Winnicott’un yıllar önce söylediği şey hâlâ çok güçlü

Donald Winnicott’un çocuk gelişimine ilişkin en bilinen ifadelerinden biri şöyledir:
“Bir bebek diye bir şey yoktur; bir bebeği tarif etmeye çalıştığınızda aslında bir bebeği ve bir başkasını tarif edersiniz.”

— Donald W. Winnicott

Winnicott burada çocuğun gelişiminin ilişkiden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgular. Çocuk yalnızca kendi içinde gelişen bir birey değildir; bakımverenle kurduğu ilişki, onun duygusal dünyasının oluşumunda temel bir bağlamdır.
Bu düşünceyi okuldan eve gelen çocuğa uyarladığımızda çok önemli bir şey görürüz:
Çocuğun davranışını yalnızca çocuğun içinde aramak eksik kalabilir.
Çocuğun yanında kim var?
Nerede?
Ne kadar yoruldu?
Gün boyunca ne kadar kendini kontrol etti?
Kimin yanında rahatlıyor?
Kimin yanında duygularını bırakabiliyor?
Bazen davranışın anlamı, davranışın kendisinde değil, ilişkinin içinde saklıdır.
________________________________________
“Güvenli yerde patlamak” her zaman iyi bir şey midir?

Burada da dikkatli olmak gerekir.
“Çocuğum bana güvendiği için bana vuruyor” diyerek her davranışı romantikleştiremeyiz.
Çocuğun evde öfkesini gösterebilmesi, vurmasına, zarar vermesine veya sürekli sınır ihlal etmesine izin verilmesi anlamına gelmez.
Güvenli bağlanma, sınırsızlık değildir.
Çocuk şunu aynı anda deneyimleyebilir:
“Duygum kabul ediliyor.”
ve
“Davranışımın bir sınırı var.”
Örneğin:
“Çok öfkeli olduğunu görüyorum. Bugün gerçekten çok yorulmuş olabilirsin. Ama bana vurmanı engelleyeceğim.”
Bu cümlede ne çocuğun duygusu reddediliyor ne de davranış sınırsız bırakılıyor.
İşte sağlıklı eş-düzenleme tam olarak burada başlar.
________________________________________
Peki neden özellikle anne-babanın yanında?

Çünkü çocuk için bakımveren yalnızca “kural koyan yetişkin” değildir.
Aynı zamanda güvenli üstür.
John Bowlby’nin bağlanma kuramında çocuk, çevreyi keşfedebilmek ve zorlandığında geri dönebilmek için güvenli bir ilişkiye ihtiyaç duyar.
Okul çocuğun dünyaya açıldığı yerdir.
Ev ise çoğu zaman yeniden toplandığı yer.
Bu yüzden okuldan gelen çocuk bazen konuşmak istemez.
Bazen sarılmak ister.
Bazen yalnız kalmak ister.
Bazen de saçma görünen küçücük bir mesele yüzünden ağlar.
Çünkü o küçücük mesele, aslında gün boyunca biriken büyük duyguların son damlası olabilir.
Ve belki çocuk “yanlış bardak” için ağlamıyordur.
Yanlış bardak, ağlayabilmesi için güvenli bir bahanedir.
________________________________________
Çocuğu eve geldiğinde sorguya çekmek yerine ne yapabiliriz?

Belki de ilk değişmesi gereken şey, okuldan çıkış anıdır.
“Bugün kaç aldın?”
“Öğretmenin ne dedi?”
“Arkadaşınla kavga ettin mi?”
“Ödev var mı?”
“Niye böyle yorgunsun?”
yerine bazen:
“Geldin.”
“Çok yorulmuş gibisin.”
“İstersen biraz dinlenelim.”
“Ben buradayım.”
demek yeterlidir.
Çünkü bazı çocukların okuldan sonra ihtiyacı daha fazla soru değil, daha az taleptir.
Bir atıştırmalık.
Biraz sessizlik.
Sarılmak.
Hareket etmek.
Duş almak.
Oyuna geçmek.
Ve belki hiçbir şey anlatmak zorunda olmamak.
Çocuk sakinleştiğinde, konuşma için daha uygun bir pencere açılabilir.
________________________________________
Belki de “evde patlayan çocuk” kötüleşmiyordur

Bütün bunların sonunda ebeveynlere söylemek istediğimiz şey şu:
Çocuğunuz okulda uyumlu, evde öfkeli diye kendinizi başarısız hissetmeyin.
Ama aynı zamanda her patlamayı “güvende olduğu için” diye açıklayıp geçmeyin.
Davranışı merak edin.
Ne zaman oluyor?
Hangi günlerde artıyor?
Okuldan çıkar çıkmaz mı?
Ödevden önce mi?
Yemekten önce mi?
Belirli bir öğretmen veya arkadaşla ilgili bir dönemden sonra mı?
Uyku azaldığında mı?
Hafta sonu da devam ediyor mu?
Çünkü davranışın zamanı, sıklığı ve bağlamı bize çok şey anlatır.
Ve belki en önemlisi:
Çocuğunuzun okulda “iyi çocuk”, evde “zor çocuk” olduğunu düşünmek yerine; iki ortamda da farklı düzenleme kaynakları kullanan tek bir çocuk olduğunu görmeye başlayabilirsiniz.
Çocuk okulda kendini tutuyor olabilir.
Evde ise kendini bırakıyor olabilir.
Ve bazen bir çocuğun evde dağılması, ebeveynin yanlış yaptığının kanıtı değil; çocuğun artık tek başına güçlü olmak zorunda hissetmediğinin işareti olabilir.
Ama asıl hedef, çocuğun yalnızca evde patlayabilmesi değil.
Duygularını hem okulda hem evde güvenli, anlaşılır ve kabul edilebilir yollarla ifade edebilmeyi öğrenmesidir.
Çünkü çocukların ihtiyacı hiç öfkelenmemek değildir.
Öfkelendiğinde hâlâ ilişkide kalabileceğini öğrenmektir.
Ve belki de iyi ebeveynlik tam olarak burada başlar:
Çocuğun davranışını hemen düzeltmeye çalışmadan önce, onun bize ne anlatmaya çalıştığını merak etmekte.
Çünkü bazen çocuk eve geldiğinde kötüleşmez.
Sadece bütün gün taşıdığı şeyi artık taşımayı bırakır.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
  • Caspi, A. (2000). The child is father of the man: Personality continuities from childhood to adulthood. Journal of Personality and Social Psychology, 78(1), 158–172.
  • Enav, Y., Knudtson, M., Goldenberg, A., et al. (2024). Effect of partner presence on emotion regulation during parent–child interactions. Scientific Reports, 14, 11732.
  • Kostøl, E. M. F., & Kovač, V. B. (2024). Co-regulation in dyadic parent–child relationships: A video analysis of well-functioning interactions. Early Child Development and Care, 194(1), 72–86.
  • Winnicott, D. W. (1964/1987). The Child, the Family, and the Outside World. Penguin. “After-school restraint collapse” kavramının güncel açıklaması ve bilimsel sınırları için: Understood (2026); Forta Health (2026).
Tuğçe Temizkanoğlu Abalar
Tuğçe Temizkanoğlu Abalar
Tuğçe Temizkanoğlu Abalar, aile danışmanlığı ve çocuk gelişimi alanlarında çalışan bir uzmandır. Akademik ve uygulamalı çalışmalarında aile içi iletişim, çift terapisi, evlilik öncesi süreçler, boşanma ve yas süreçleri ile ebeveynlik süreçleri ve çocukların duygusal-sosyal gelişimi üzerine odaklanmaktadır. Danışmanlık pratiğinde bilimsel temelli yaklaşımları bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak bireylerin, çiftlerin ve ailelerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirmeyi hedeflemektedir. Yazılarında psikoloji alanındaki güncel yaklaşımları sahaya ve yaşama temas eden bir dille sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar