Pazartesi, Ağustos 31, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Rahatsız Edici Yakınlık: Faille Kurulan Duygusal Rezonans Utanç Yaratır mı?

Kimden Uzak Duruyoruz?

Adli dosyalarda insanlar çoğu zaman isim olmaktan çıkar; “sanık”, “şüpheli” veya “fail” gibi sıfatlara indirgenir. Hukuki dil bilinçli olarak mesafe yaratır. Bu mesafe adalet sistemi için gereklidir; çünkü netlik sağlar, sınırlar çizer ve sorumluluğu belirginleştirir. Mesafe aynı zamanda güven verir ve nesnelliğin ön koşulu gibi görünür.

Ancak psikolojik değerlendirme sürecinde bu kavramsal mesafe her zaman aynı biçimde korunmaz. Görüşme başladığında karşınızdaki kişi yalnızca isnat edilen eylemden ibaret değildir; konuşan, susan, bazen gözlerini kaçıran, bazen beklenmedik biçimde kırılganlaşan bir insandır. İşte tam bu noktada mesleki rol ile insani refleks arasında ince fakat güçlü bir gerilim ortaya çıkar.

Empati mi, Çatlak mı?

Faili dinlerken bazı anlarda onun yaşadığı duyguları anlayabildiğinizi fark edebilirsiniz. Belki çocukluğunda yaşadığı ihmalden söz ederken, belki utançla eğdiği başında… Tam o noktada çoğu uzman benzer bir içsel soruyla karşılaşır: “Bu kadar yaklaşmam doğru mu?”

Oysa empati ile onay arasında önemli bir fark vardır: Bir davranışı anlamak, o davranışı haklı çıkarmak anlamına gelmez. Empati çoğu zaman yanlış anlaşılır. Empati davranışı onaylamak veya kişiyi haklı bulmak değildir; yalnızca karşımızdaki insanın iç dünyasını anlamaya çalışmaktır. Ancak adli bağlamda empati kavramı çoğu zaman tedirginlik yaratır; çünkü söz konusu olan kişi başkalarına zarar vermiş olabilir. Adli psikoloji açısından bu ayrım özellikle önemlidir. Çünkü değerlendirme sürecinde uzman hem etik mesafeyi korumak hem de insan davranışının psikolojik bağlamını anlamaya çalışmak zorundadır.

Faili anlamaya çalışmak çoğu zaman yanlış biçimde “yakınlık” olarak yorumlanabilir; oysa burada söz konusu olan şey duygusal bir özdeşleşme değil, davranışın ortaya çıktığı koşulları daha doğru değerlendirme çabasıdır. Tam tersine, insan davranışını anlamaya çalışmak çoğu zaman daha dikkatli ve daha sorumlu değerlendirmeler yapmayı mümkün kılar.

Şiddetin Psikolojik Arka Planı

Psikoloji literatürü suç davranışının çoğu zaman karmaşık yaşam öykülerinin içinde ortaya çıktığını göstermektedir. Çocukluk çağı ihmal ve istismarı üzerine yapılan çalışmalar, bu deneyimlerin ileriki yaşamda davranışsal ve duygusal düzenleme üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceğini ortaya koymaktadır (Widom, 1989).

Bu bilgi rahatsız edici olabilir; çünkü bazı faillerin geçmişte kendileri de mağduriyet yaşamış olabileceğini hatırlatır. Elbette bu durum suç davranışını mazur göstermez. Hukuki sorumluluk ortadan kalkmaz. Ancak davranışın psikolojik bağlamını anlamak değerlendirmeyi daha bütüncül hâle getirir.

Adli psikolojinin amacı suç davranışını romantize etmek değildir. Ama insan davranışının karmaşıklığını inkâr etmek de bilimsel bir yaklaşım değildir.

Utanç: Kimin Duygusu?

Faille kurulan insani temasın ardından ortaya çıkan en yaygın duygulardan biri utançtır. Uzmanlar bazen “Bunu hissetmemeliyim” düşüncesiyle karşılaşabilir. Oysa araştırmalar zor ve yüksek riskli vakalarla çalışan uzmanların yoğun ve çelişkili duygular yaşayabileceğini göstermektedir (Hayes ve ark., 2011).

Etik sorun duygunun ortaya çıkması değildir; o duygunun fark edilmeden değerlendirme sürecine yön vermesidir. Bu nedenle adli psikolog için önemli olan duyguların varlığını inkâr etmek değil, onları fark ederek mesleki sınırlar içinde değerlendirebilmektir. Duyguların tanınması, hem etik karar verme süreçlerini güçlendirir hem de değerlendirme sürecinin daha şeffaf ve daha dengeli yürütülmesine katkı sağlar.

Sonuç: Mesafe ile Sorumluluk Arasında

Adli psikoloji insan davranışının en zor ve karanlık yönleriyle temas eder. Bu temasın hiçbir iz bırakmaması beklenemez. Gerçek nesnellik hiçbir şey hissetmemek değil; hissettiğini fark ederek karar verebilmektir.

Suçu görürken insanı silmemek, insanı görürken suçu unutmamak adli psikolojinin en zor ama en değerli sorumluluklarından biridir.

Kaynakça

  • Freud, S. (1910). The future prospects of psycho-analytic therapy.
  • Gelso, C. J., & Hayes, J. A. (2007). Countertransference and the therapist’s inner experience.
  • Hayes, J. A., Gelso, C. J., & Hummel, A. M. (2011). Managing countertransference.
  • Heimann, P. (1950). On counter-transference.
  • Widom, C. S. (1989). The cycle of violence.
Zeynep Erişken
Zeynep Erişken
Zeynep Erişken, Sabancı Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur ve şu anda Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Eğitim sürecinde psikolojik değerlendirme ve psikoterapi alanlarına yönelik akademik ve uygulamalı çalışmalar yürütmüştür. Üniversite yıllarında Kadir Has Üniversitesi’nde sanat terapisi eğitimi almış; insan davranışını anlamaya yönelik farklı terapötik yaklaşımlarla ilgilenmiştir. Mesleki gelişimi kapsamında Allia Psikiyatri Kliniği, Humanite Tıp Merkezi, Fransız Lape Hastanesi, Yeşilay ve Balıklı Rum Hastanesi’nde staj deneyimleri edinmiş; farklı klinik ortamlarda psikolojik değerlendirme ve gözlem süreçlerine katılmıştır. Çalışma alanları ergen, yetişkin, çift terapisi ve bağımlılık üzerine yoğunlaşmaktadır. Klinik çalışmalarında özellikle Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımlarından yararlanmaktadır. Aynı zamanda MOXO dikkat testi uygulayıcı sertifikasına sahiptir. Psychology Times Türkiye platformunda yaklaşık bir yıldır psikoloji alanında yazılar yayımlamakta ve hâlihazırda bireylerle düzenli psikolojik danışmanlık süreçleri yürütmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar