Cuma, Ağustos 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Eski Yaraların Yeni Oyuncuları

Beyin tanıdık olanı seçer. Tanımadık acı, canımızı daha az acıtacak belki de. Ama beyin tanıdığa alışkın. İşte tam bu noktada o can alıcı soru devreye giriyor: Neden bile bile canımızı yakacak, bizi geçmişteki hayal kırıklıklarımıza tekrar sürükleyecek o kişileri seçiyoruz? Çünkü zihnimiz belirsizlikten adeta ölümüne korkar. Tanımadığı, daha önce hayatında hiç deneyimlemediği sağlıklı, huzurlu bir sevgi ve şefkat ortamı, onun için yönünü bulamayacağı karanlık, tehlikeli bir orman gibidir. Oysa çocukluğumuzda ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişki, o evdeki bitmek bilmeyen tartışmalar, derin duygusal mesafeler, aşırı eleştirel tutumlar ya da sadece başarıya bağlı olarak sunulan koşullu sevgiler… Bunların hepsi zihnimizin bütün sokaklarını, tüm çıkmazlarını ezbere bildiği, ne kadar acı verse de kendini bir şekilde güvende hissettiği bir haritadır.

Bizler yetişkinliğe adım attığımızda, içimizde derinlerde bir yerlerde o çocukluk haritasındaki tanıdık boşluğu birebir dolduracak o özel kişiyi aramaya başlarız. Bize bakım verenlerin kopyası olan insanlara karşı konulmaz bir şekilde çekilmemizin altındaki asıl sebep tam olarak budur. Birine aşık olduğumuzda, aslında hiç farkında bile olmadan ona çocukluğumuzdaki o yarım kalmış, canımızı yakan senaryonun başrolünü teslim ederiz. Karşı taraf da kendi içsel yaralarına uygun bulup bu tanıdık rolü memnuniyetle kabul ettiğinde, o vazgeçilmez sandığımız, fırtınalı ve tutkulu ama bir o kadar da yıkıcı çekim bir anda ortaya çıkıverir.

Peki bunu neden yapıyoruz? Amacımız kendimize bilerek ve isteyerek acı çektirmek mi? Hayır, kesinlikle değil. Asıl masum amacımız, geçmişte bir türlü çözemediğimiz, bizi eksik bırakan o zorlu sahneleri bugün yetişkin halimizle yeniden kurmak ve bu sefer o sahnede mutlu sona ulaşmaktır. İçimizdeki yaralı çocuk, “Eğer bu kez onu beni sevmeye, bana değer vermeye ikna edebilirsem, geçmişteki o büyük sevgisizliği de tamamen onarabilirim” diye umut eder. Ama ne yazık ki bu, tamamen nafile bir çabadır. Çünkü eski senaryolar, yeni oyuncularla asla farklı bir finale ulaşmaz. O tanıdık acı, zamanla ruhumuzu yavaş yavaş tüketir.

Bu acımasız döngüden çıkmanın tek yolu, bize dışarıdan güvenli gelen ama içten içe zehirleyen o tanıdık limanlardan uzaklaşma cesaretini nihayet gösterebilmektir. İyileşme, ilişkilerimizde sürekli aynı çıkmaz sokaklara girdiğimizi fark ettiğimiz o ilk aydınlanma anında başlar. Tetiklendiğimizde, kalbimizin kırıldığını derinden hissettiğimiz anlarda eski yıkıcı alışkanlıklarımızla hemen tepki vermek yerine derin bir nefes alıp bir adım geriye çekilmeliyiz. “Ben şu an gerçekten ne yaşıyorum? Bu değersizlik hissi bana geçmişimden, hangi çocukluk anımdan böylesine tanıdık geliyor?” diye sormalıyız. Gerçek ve iyileştirici sevgi, bizi çocukluk acılarımıza sıkıca hapseden değil, aksine bizi o eski karanlık acılardan tamamen özgürleştirendir. Bunu tüm kalbimizle hak ettiğimizi anladığımızda, asıl büyük değişim başlar. Unutmayın ki, sadece bir duygu bize tanıdık geliyor diye, o kaderimiz olmak zorunda değildir.

Kerim Uysal
Kerim Uysal
KERİM UYSAL Psikolojik Danışman 📍 Tokat, Merkez | 📞 552 475 33 05 | ✉️ uysalkerim00@gmail.com Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü son sınıf öğrencisiyim. Akademik araştırmalar yapıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar