Birçok kişi kendilerini başkalarıyla kıyasladıklarını düşünürler. Birinin kariyeri daha iyi, biri ilişkisinde daha mutlu, birinin hayatı daha düzenli, birinin vücudu daha güzel gibi kıyaslamalar yapılabilmektedir. Lakin bazı zamanlarda kıyaslanan kişi aslında karşısındaki kişi değildir. Bazen yarışılan biri, kişinin kendi zihninde oluşturduğu “olabilecek kişi”dir.
“Daha fazlasını yapabilirdim.”, “Şu an içinde bulunduğum yerden daha ileri bir yerde olabilirdim.”, “Daha disiplinli olsaydım, bugün başka bir hayatım olurdu.” gibi cümleler ilk baktığımızda motivasyon cümleleri gibi görülebilir. Lakin birey sürekli mevcut benliğini, kendi zihninde idealize etmiş olduğu bir benlikle kıyaslamaya başladığı zaman, gelişim arzusu zaman içerisinde kronik yetersizlik duygusuna dönüşebilmektedir.
KİM OLDUĞUMUZ VE KİM OLABİLECEĞİMİZ ARASINDAKİ MESAFE
Literatürde benlik kavramı sadece bireyin kendisini nasıl gördüğüyle değil, aynı anda nasıl biri olmak istediği ve nasıl biri olması gerektiğine dair düşünceleri de içerir. E. Tory Higgins’in geliştirmiş olduğu Benlik-Uyumsuzluğu Kuramı (Self-Discrepancy Theory), bireyin gerçek benliği ve ideal benliği veya olması gerektiğine inanmış olduğu benlik arasındaki farklılıkların duygusal olarak sonuçlarını ortaya koyar.
“Gerçek benlik” dediğimiz kavram bireyin kendisini o anda nasıl algıladığıdır. “İdeal benlik” ise bireyin sahip olmak istediği özellikler, ulaşmak istediği hedefler ve olmak istediği kişiyi temsil etmektedir.
Bu iki benlik arasında belirli bir yolun bulunması da oldukça doğaldır. İdeal benlik, gelişmemize, hedefler belirlemeye ve değişim için hareket etmeye bireyi iter. Buradaki sorun, bu iki benlik arasındaki yolun kişinin bireysel değerinin ölçütü haline gelmesi ile ortaya çıkar.
Birey “Henüz orda değilim ama oraya doğru ilerlemekteyim” diyebilecekken “Henüz orada değilim, demek ki yetersizim” demeye başladığı zaman gelişim ile özdeğer birbirine karışmış olur.
HİÇ YAŞANMAMIŞ BİR HAYATLA YARIŞMAK
Bu kıyaslamanın en yorucu yeri, karşılaştırılmış olan kişinin gerçek bir birey olmamasıdır. Çünkü kişinin zihnindeki “olabileceği kişi” çoğu durumda başarısızlıkla karşılaşmaz, yanlış kararlar vermez, karşısına çıkan fırsatları kaçırmaz, ertelemez, yorulmaz, yanlış kişilere güvenmez.
İnsan zihnindeki alternatif benlik, çoğu durumda sadece potansiyellerin gerçekleştiği bir versiyondan ibarettir. Bu nedenle yarışmak neredeyse imkansıza yakındır.
Gerçek hayattaki benlik bütün karmaşıklığı ile var olur; ideal benlik ise çoğu durumda sadece gerçekleşmiş ihtimallerle doludur.
Birey kendi kariyerinde istediği noktaya ulaşamamış olabilir ve “Eğer birkaç yıl önce başka bir karar verseydim şimdi daha başarılıydım” diye düşünceler geliştirebilir. Başka bir birey biten ilişkisi için “Daha farklı davransaydım hala birlikteydik” gibi bir düşünce kalıbı oluşturabilir. Bir başkasıysa yıllardır ertelemiş olduğu hedeflerine karşı “Potansiyelimi kullanamadım” düşüncesini geliştirebilir. Burada birey sadece bugününü değil, hiç yaşanmamış alternatif hayatını da değerlendirme içerisine girer.
“POTANSİYEL” NEDEN BAZEN BİR BASKIYA DÖNÜŞÜR?
Potansiyel dediğimiz kavram kültürümüzde genelde olumlu bir anlamdadır. Birisine “Sende çok büyük bir potansiyel var” dediğimizde bu bir iltifat olarak algılanır. Lakin potansiyel dediğimiz kavram, bireyin zihninde ulaşılması gereken ve süreklilikle bir standarda erişme baskısı yaratır.
Başarı odaklı kültürlerde bireyler sürekli olarak daha iyi olmaya, daha fazlası olmaya ve kendilerinin bir üst versiyonu olmaya çalışırlar. Daha üretken, daha sağlıklı, daha başarılı, daha çok para kazanan, daha iyi görünen ve kendisini sürekli geliştiren biri olmayı hedefler.
Böyle bir ortamda birey bir yerden sonra şu soruyu sorabilir:
- Ben olduğum halimle yeterli miyim, yoksa sürekli bir dönüşüm içinde olması gereken proje miyim?
Bireyin kendisini sadece gelecekte oluşması muhtemel kişi üzerinden değerlendirmesi, şimdiye kadar elde ettiği başarıları ve tecrübeleri görmesi ve fark etmesi zorlaşacaktır.
PEKİ BU KIYASLAMA HER ZAMAN ZARARLI MI?
Hayır!
Kişinin kendisini gelecekte olmak istediği kişi ile karşılaştırması tek başına bir problem oluşturmaz. Tam tersi, gerçekçi hedefler belirlemesine ve mevcut durum ile ulaşmak istediği durum arasındaki farkları görmesi değişim için önemlidir.
Burada kritik olan, yapılan kıyaslamanın kişide ne yarattığıdır.
Eğer “Olmak istediğim kişiye yaklaşmak için bugün ne yapabilirim?” sorusu ortaya çıkıyorsa bu kıyaslama motive edicidir. Lakin “Neden hala o kişi olamadım?” sorusu ortaya çıkıyor ve bir suçluluk, utanç, değersizlik veya başarısızlık hissi çıkıyorsa, artık gelişim yerine özeleştiri dönüsü başlamış demektir.
Belki de buradaki mesele ideal benliği ortadan kaldırmak değil, ideal benlik ile kurulmuş olan ilişkiyi değiştirmektir.
KENDİMİZE BAŞKA BİR SORU SORMAK
Belki kendimize devamlı olarak “Neden olmak istediğin kişi olmadın?” diye sormak yerine daha şefkatli sorular oluşturabiliriz;
“Bugünkü beliyim, sahip olduğum koşullar ve kaynaklarla elimden geleni ne kadar yapabildim?”
Geriye dönüp bakıldığında geçmişteki kendimizi bugünkü bilgi ve birikimimizle değerlendirme eğilimi gösteririz. Oysa geçmişte oluşturduğumuz benliğimiz, gelecekte olacakları bilemiyordu. Hangi fırsatların karşımıza çıkacağını, hangi insanların hayatımıza gireceğini, hangi kayıpları yaşayacağımızı veya hangi kararların sonuçlarının ne olacağını bilemiyordu. Bu sebeple geçmişteki kendimizi bugünkü bilgi ve tecrübelerimizle yargılamak adil olmayacaktır.
Belki de olabileceğimiz birey bize ulaşmak gereken bir hedef değildir de yönümüzü belirlememizi sağlayan bir pusuladır. Çünkü kişinin değeri sadece vardığı yerde değil, geçtiği yollarla belirlenir.
Kendi hayatımızı gerçekleşmemiş ihtimallerle değerlendirdiğimiz zaman, elimizde olan gerçek hayatı kaçırırız. Oysaki psikolojik olarak daha sağlıklı olan, “olabilecek kişi” ile “olan kişi” arasındaki mesafeyi başarısızlık olarak değerlendirmek yerine insan olmanın bir parçası olarak görmek gerekir.
Sonuçta hiç kimse kendi potansiyelini tamamen gerçekleştiremez. Çünkü yaşam tek bir doğru yolun izlenmesi ile gerçekleşmez. Seçimler, kayıplar, tesadüfler, ilişkiler, koşullar ve sınırlar insanı sürekli şekillendirmeye teşvik eder.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru:
- “Şu an olduğum kişiyle nasıl daha iyi bir ilişki kurabilirim?”
Çünkü bazen sadece ihtiyacımız olan şey daha iyi bir versiyona dönüşmek değil, mevcut halimizi ilk kez görerek kabul etmektir.
