Bir sunumda on bir kişi sizi takdir etse ve yalnızca bir kişi küçük bir eleştiri yapsa, eve dönerken aklınızda hangisi kalır? Çoğu zaman o tek eleştiri. Belki gün içinde söylenen güzel sözleri kısa sürede unutursunuz. Ama o tek cümle zihninizde dönüp durur: “Acaba gerçekten kötü müydüm?”, “Bunu neden söyledi?”, “Diğerleri de böyle mi düşünüyor?” Peki neden zihnimiz, iyi giden onca şeyin arasından özellikle o tek olumsuzluğu seçer ve ona takılır? Bunun önemli nedenlerinden biri negatiflik yanlılığıdır (negativity bias). Bu kavram, olumsuz olayların ve bilgilerin zihnimiz üzerinde olumlu olanlara kıyasla daha güçlü bir etki bırakabilmesini ifade eder (Baumeister ve ark., 2001). Bu eğilim yalnızca hatırlamada değil; dikkat, duygular, değerlendirme ve kişilerarası ilişkiler gibi pek çok alanda görülebilir. Bunun evrimsel açıdan anlaşılır bir nedeni vardır. Tehlikeyi fark etmemek, ortada olmayan bir tehlikeyi fark etmekten çok daha maliyetli olabilir. Atalarımız için çalılıklardan gelen bir sesin gerçekten bir yırtıcıya ait olup olmadığını geç anlamak ciddi bir riskken, gereksiz yere ürkmek daha küçük bir bedeldi. Günümüzde tehditlerin şekli değişti. Bir eleştiri, reddedilme, cevapsız kalan bir mesaj ya da gelecekle ilgili belirsizlik fiziksel bir tehdit oluşturmasa da zihnimiz bunları önemli birer sinyal olarak değerlendirebilir.
Beynin Alarm Sistemi
Bir şeylerin ters gittiğini düşündüğümüzde her zaman önce uzun uzun düşünüp sonra tepki vermeyiz. Bazen bedenimiz ve zihnimiz, ne olduğunu tam olarak anlamadan önce tepki vermeye başlayabilir. Örneğin bir arkadaşınız normalden farklı bir tonda konuştuğunda içinizde bir huzursuzluk oluşabilir. Telefonunuza gelen bir mesajın gecikmesi bile “Bir sorun mu var?” düşüncesini tetikleyebilir. Bu süreçte amigdala da rol oynar; ancak onu yalnızca “korku merkezi” olarak görmek günümüzde fazla basit bir açıklamadır. Amigdala, biyolojik ve psikolojik açıdan önemli uyaranların değerlendirilmesinde rol oynayan daha geniş bir sinir ağının parçasıdır (LeDoux & Pine, 2016). Ancak ilk tepkinin ardından olay hakkında yeniden düşünmeye başlayabiliriz: “Belki de yorgundu”, “Mesajı öyle bir anlamda yazmamıştır” ya da “Belki de ben fazla anlam yükledim.” Yani ilk tepki ile gerçeklik her zaman aynı şey değildir.
Günlük Hayatta Negatiflik Yanlılığı
Negatiflik yanlılığını günlük hayatın küçük anlarında bile fark edebiliriz. Bir iş görüşmesinden çıktığınızı düşünün. Görüşme boyunca birçok olumlu geri bildirim aldınız; ancak sonunda “Bazı konularda biraz daha deneyim kazanmanız gerekebilir” dendi. Eve geldiğinizde bütün konuşmayı değil, büyük ihtimalle o cümleyi düşünmeye başlayabilirsiniz: “Acaba beni yeterince iyi bulmadı mı, İşi alamayacak mıyım?” Oysa o cümle, görüşmenin yalnızca küçük bir parçasıdır. Benzer bir durum ilişkilerde de yaşanabilir. Gün boyunca partnerinizden gördüğünüz ilgi ve güzel sözlerin yanında söylenen tek bir kırıcı cümle, diğer olumlu deneyimlerin önüne geçebilir. Olay bittikten sonra bile “Bunu neden söyledi?” veya “Acaba ilişkimizde bir sorun mu var?” diye tekrar tekrar düşünebilirsiniz. Olumsuz bilginin zihnimizde daha fazla yer kaplaması, onun mutlaka daha önemli olduğu anlamına gelmez. Zihnimiz, olası bir probleme işaret eden bilgiyi daha fazla işlemeye eğilimli olabilir (Baumeister ve ark., 2001).
Ruh Sağlığı ve Değişim İmkânı
Hepimizin zaman zaman kötü bir olaya takılması normaldir. Negatiflik yanlılığı tek başına bir psikolojik bozukluk değildir. Ancak bazı psikolojik sorunlarda olumsuz bilgiyi işleme biçimi daha belirgin hâle gelebilir. Özellikle anksiyete bozukluklarında kişinin tehdit içeren uyaranlara daha fazla dikkat etmesi ve belirsiz durumları daha tehdit edici biçimde yorumlaması üzerine araştırmalar yapılmıştır (Gober ve ark., 2021). Örneğin bir mesajınıza birkaç saat cevap gelmediğinde “Muhtemelen meşgul” diye düşünmek yerine “Bana kızdı mı?” veya “Artık benimle konuşmak istemiyor mu?” gibi ihtimallere hızla yönelebilirsiniz. Buradaki mesele yalnızca olumsuz düşüncenin ortaya çıkması değildir; zihnin bu düşünceyi ne kadar hızlı gerçek kabul ettiği ve başka olasılıklara ne kadar yer bıraktığı da önemlidir.
Peki bunu değiştirmek mümkün mü?
Negatiflik yanlılığının evrimsel bir temele sahip olması, onu değiştiremeyeceğimiz anlamına gelmez. Beyin deneyimlerden öğrenen ve değişebilen bir sistemdir. Nöroplastisite, sinir sisteminin öğrenme ve çevresel koşullarla bağlantılı olarak yapısal ve işlevsel değişiklikler gösterebilmesini ifade eder (Kolb ve ark., 2011). Amaç hiçbir zaman olumsuz düşünmemek değildir. Daha işlevsel olan, aklımıza gelen ilk düşünceyle aramıza küçük bir mesafe koyabilmektir. Bilişsel yeniden değerlendirme (cognitive reappraisal), bir olayın anlamını yeniden ele alarak duygusal tepkimizi değiştirmemize yardımcı olabilir (Gross, 2015). Örneğin “Beni eleştirdi, demek ki başarısızım” düşüncesi yerine “Bu eleştiriyi dikkate alabilirim ama tek bir eleştiri bütün performansımı tanımlamaz” diyebilmek, olumsuzluğu inkâr etmek değil, onu bütün resmin içine yerleştirmektir.
Belki de zihnimizin olumsuzluğa bu kadar hızlı yönelmesi aslında bize karşı değildir. Beynimiz potansiyel tehditleri fark etmeye duyarlı bir sistem olarak çalışır. Sadece tehditlerin şekli değişti. Bir zamanlar çalılıktaki bir ses önemliydi. Bugün cevapsız bir mesaj, bir eleştiri, bir iş görüşmesi ya da gelecekle ilgili belirsizlik zihnimizde benzer bir tehdit değerlendirmesini tetikleyebilir. Bu yüzden bir dahaki sefere gününüzün geri kalanındaki güzel şeyleri unutup tek bir olumsuzluğa takıldığınızı fark ettiğinizde kendinize şunu sorabilirsiniz: “Şu anda gerçekten olan şeyi mi değerlendiriyorum, yoksa zihnim olası bir tehdide mi hazırlanıyor?” Çünkü zihnimizin ilk söylediği şey, her zaman gerçeğin tamamı değildir. Bazen sadece bizi korumaya çalışan bir ilk tahmindir.
Kaynakça
- Baumeister, R. F., Bratslavsky, E., Finkenauer, C., & Vohs, K. D. (2001). Bad is stronger than good. Review of general psychology, 5(4), 323-370.
- Gober, C. D., Lazarov, A., & Bar-Haim, Y. (2021). From cognitive targets to symptom reduction: Overview of attention and interpretation bias modification research. Evidence Based Mental Health, 24(1), 42-46.
- Gross, J. J. (2015). Emotion regulation: Current status and future prospects. Psychological inquiry, 26(1), 1-26.
- Kolb, B., Muhammad, A., & Gibb, R. (2011). Searching for factors underlying cerebral plasticity in the normal and injured brain. Journal of Communication Disorders, 44(5), 503-514.
- LeDoux, J. E., & Pine, D. S. (2016). Using neuroscience to help understand fear and anxiety: a two-system framework. American journal of psychiatry, 173(11), 1083-1093.

