Salı, Ağustos 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Gün Yakın, Bir Gün Uzak: Neden Bazı İlişkilerden Kopamayız?

“Beni bu kadar üzen birinin mesajını neden hâlâ bekliyorum?”

"İlişkinin bana zarar verdiğini bildiğim hâlde neden ondan uzaklaşamıyorum?"

Belki de bu soruların birini, belki de ikisini hayatınızın bir döneminde siz de kendinize sordunuz. Bazen bir ilişkinin bize iyi gelmediğini fark etmek, ondan uzaklaşmak için yeterli olmayabilir. Karşımızdaki kişinin davranışları bizi incitse, kendimizi değersiz hissetmemize neden olsa ya da ilişki içinde sürekli kaygı yaşamamıza yol açsa bile ondan kopmak zor olabilir. Hatta kimi zaman ilişkiyi sonlandırmayı düşündüğümüz hâlde gelen tek bir mesaj, beklenmedik bir ilgi ya da geçmişte yaşanan güzel anıların yeniden hatırlanması bütün kararlarımızı sorgulamamıza ve ilişkiyi sürdürmemize neden olabilir.

Peki, bize zarar verdiğini bildiğimiz bir ilişkiden neden uzaklaşmakta zorlanırız?

Bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. İlişkiden kopmayı zorlaştıran birçok psikolojik etken bulunmaktadır. Bağlanma örüntüleri, yalnız kalma korkusu, ilişkiye yapılan yatırımlar, ortak yaşantılar ve geleceğe ilişkin beklentiler bu süreci etkileyebilir. Bu yazıda ise özellikle ilişkide sevgi ve ilginin tutarsız biçimde sunulmasının yarattığı aralıklı pekiştirme ile bağlanma örüntülerinin bu süreçteki rolüne odaklanılacaktır.

Aralıklı Pekiştirme Nedir?

Davranışçı öğrenme yaklaşımında pekiştirme, bir davranışın gelecekte tekrar edilme olasılığını artıran uyaran ya da sonuç olarak tanımlanmaktadır (Toper Korkmaz, 2017). Davranışın her gerçekleşmesinden sonra pekiştirilmesi sürekli pekiştirme, yalnızca belirli zamanlarda ya da belirli davranışların ardından pekiştirilmesi ise aralıklı pekiştirme olarak adlandırılmaktadır. Aralıklı pekiştirme; sabit aralıklı, değişken aralıklı, sabit oranlı ve değişken oranlı olmak üzere dört farklı tarifeden oluşmaktadır. Özellikle değişken aralıklı ve değişken oranlı pekiştirme tarifelerinde pekiştiricinin ne zaman sunulacağı önceden kestirilemez ve bu durum davranışın sürdürülmesine katkı sağlayabilmektedir (Babayiğit, 2017). Nitekim Mengi ve Alpdoğan (2021), aralıklı pekiştirme kullanımının davranışın sürdürülmesi ve görevi tamamlama davranışının devamlılığı açısından etkili sonuçlar ortaya koyduğunu bildirmiştir.

Bu kavram romantik ilişkiler bağlamında düşünüldüğünde pekiştirici olan şey; ilgi görmek, sevildiğini hissetmek, sıcak bir mesaj almak, yakınlık kurmak ya da karşı taraftan onay görmektir. Ancak bu ilgi ve yakınlık her zaman aynı biçimde sunulmayabilir. Kişi bazı dönemlerde yoğun sevgi ve ilgiyle karşılaşırken, başka zamanlarda açıklama yapılmadan uzaklık, sessizlik ya da duygusal geri çekilme yaşayabilir. Böyle bir durumda ilişkinin nasıl ilerleyeceği ve yakınlığın ne zaman yeniden ortaya çıkacağı belirsizleşir.

Bu durumu sefer saatleri düzensiz ve ne zaman geleceği belli olmayan bir otobüsü durakta beklemeye benzetebiliriz. Kişi uzun süre beklerken otobüsün artık gelmeyeceğini düşünerek duraktan ayrılmaya karar verdiği anda araç aniden durağa yaklaşır ve yolcuyu yeniden içeri davet eder. Bu beklenmedik gelişme, yaşanan hayal kırıklığını kısa süreliğine gölgeler ve kişide “Demek ki bu hat hâlâ çalışıyor.” ya da “Bir sonraki sefer daha düzenli olabilir.” düşüncesini oluşturur. Ancak otobüs yeniden uzun süre ortadan kaybolduğunda kişi bu kez bir sonraki geliş ihtimaline odaklanarak beklemeye devam eder. Böylece seferlerin öngörülemezliği, bekleme davranışını azaltmak yerine güçlendirir ve kişinin duraktan ayrılmasını giderek zorlaştırır.

Belirsizlik ve Umut Döngüsü

Aralıklı pekiştirmenin etkisini artıran unsurlardan biri de ilişkide oluşan belirsizliktir. İlgi ve yakınlığın ne zaman yeniden ortaya çıkacağının bilinmemesi, kişinin dikkatini yaşadığı olumsuz deneyimlerden çok gelecekte gerçekleşebilecek olumlu ihtimallere yöneltir. Böylece ilişki, mevcut hâliyle değerlendirilmek yerine “Yeniden eskisi gibi olabilir.” düşüncesi üzerinden anlamlandırılmaya başlanır.

Belirsizlik, bireyin zihninde farklı olasılıkların sürekli değerlendirilmesine yol açar. Partnerin neden uzaklaştığı, yeniden yakınlaşıp yakınlaşmayacağı ya da ilişkinin düzelip düzelmeyeceği gibi sorular net bir yanıt bulmadığında kişi bu boşluğu kendi beklenti ve umutlarıyla doldurmaya çalışabilir. Geçmişte yaşanan olumlu deneyimler ise ilişkinin yeniden o günlere dönebileceğine ilişkin beklentiyi canlı tutar. Böylece ilişki yalnızca yaşanan olumsuz deneyimler üzerinden değil, gelecekte gerçekleşmesi umulan olumlu ihtimaller üzerinden de değerlendirilmeye başlanır.

Bu noktada kişi, ilişkiyi bugünkü gerçekliğinden çok geleceğe ilişkin beklentileri doğrultusunda sürdürme eğilimi gösterebilir. Başka bir ifadeyle ilişki, mevcut durumuyla değil, yeniden iyi olabileceği düşüncesiyle anlam kazanabilir. Zaman zaman gösterilen ilgi, sevgi ya da yakınlık bu beklentiyi güçlendirerek ilişkiden uzaklaşmayı zorlaştırabilir. Kısa süreli olumlu deneyimler yalnızca geçici bir rahatlama sağlamakla kalmaz; aynı zamanda ilişkinin düzelebileceğine yönelik umudu da besleyebilir.

Bununla birlikte, her birey bu süreci aynı şekilde deneyimlemez. Benzer ilişki dinamikleri bazı kişiler için ilişkiyi sonlandırmayı kolaylaştırırken, bazıları için ilişkide kalma eğilimini güçlendirebilir. Bu farklılığın anlaşılmasında, bireyin ilişkilere yaklaşımını şekillendiren bağlanma örüntüleri önemli bir rol oynamaktadır.

Bağlanma Örüntülerinin Rolü

Bağlanma kuramına göre bireyler, çocukluk dönemindeki bakım verenleriyle kurdukları ilişkiler doğrultusunda, kendileri ve diğer insanlarla ilgili bazı temel beklentiler geliştirirler. Bu beklentiler yalnızca çocukluk dönemini değil, yetişkinlikte kurulan romantik ilişkileri de etkileyebilir. Bireyin yakınlık kurma biçimi, reddedilme karşısındaki tepkileri ve ilişkilerde kendini ne kadar güvende hissettiği, geliştirdiği bağlanma örüntüleriyle ilişkilendirilmektedir (Hazan & Shaver, 1987; Sümer & Güngör, 1999).

Bu nedenle aynı ilişki deneyimi her birey tarafından aynı şekilde anlamlandırılmaz. Bazı kişiler ilişkide yaşanan tutarsızlıkları sağlıksız bir ilişkinin işareti olarak değerlendirip uzaklaşmayı tercih edebilirken, bazıları belirsizlik karşısında ilişkiyi sürdürmek için daha fazla çaba gösterebilir. Özellikle terk edilme kaygısı yaşayan ya da ilişkiyi kaybetme olasılığına karşı daha duyarlı bireylerde, zaman zaman gösterilen ilgi ve yakınlık ilişkiyi sürdürme motivasyonunu güçlendirebilir.

Bu noktada aralıklı pekiştirme ile bağlanma örüntülerini birbirinden bağımsız iki süreç olarak değerlendirmek yerine, birbirini etkileyebilen mekanizmalar olarak ele almak daha açıklayıcı olabilir. İlişkide zaman zaman sunulan sevgi ve yakınlık, özellikle belirsizliğe karşı daha hassas bireylerde ilişkinin düzelebileceğine yönelik umudu canlı tutabilir. Böylece kişi, mevcut ilişki deneyiminden çok yeniden yaşanabileceğini düşündüğü olumlu deneyimlere odaklanarak ilişkiyi sürdürmeye devam edebilir.

Sonuç

Elbette bir ilişkiden uzaklaşmakta zorlanmak yalnızca aralıklı pekiştirme ya da bağlanma örüntüleriyle açıklanabilecek bir durum değildir. İlişkiye yapılan yatırımlar, ortak yaşantılar, bireysel özellikler, yaşam koşulları ve sosyal destek gibi birçok etken de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Bununla birlikte, sevgi ve ilginin öngörülemez biçimde sunulması ile bireyin ilişkilere yönelik geliştirdiği bağlanma örüntülerinin bir araya gelmesi, ilişkiden kopmayı beklenenden daha güç hâle getirebilir.

Yazının başında sorduğumuz sorulara dönecek olursak; bizi üzen birinin mesajını beklememizin ya da zarar gördüğümüz bir ilişkiden uzaklaşmakta zorlanmamızın nedeni her zaman yalnızca “çok sevmek” olmayabilir. Bazen kişi, ilişkinin bugünkü gerçekliğinden çok bir gün yeniden eskisi gibi olabileceği ihtimaline tutunur. Zaman zaman gösterilen ilgi ve yakınlık da bu umudu besleyerek ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirebilir.

Sağlıklı ilişkiler ise belirsizlik üzerine değil; tutarlılık, güven, karşılıklı saygı ve duygusal süreklilik üzerine inşa edilir. Bu nedenle bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca ara sıra yaşanan güzel anlara değil, ilişkinin bize çoğu zaman nasıl hissettirdiğine de dikkat etmek önemlidir. Çünkü bazen en önemli soru “Beni seviyor mu?” değil, “Bu ilişki bana kendimi nasıl hissettiriyor?” sorusudur.

Bu soruya dürüstçe vereceğimiz cevap, kimi zaman bir ilişkiyi sürdürme kararımızı; kimi zaman ise ondan uzaklaşabilmek için ihtiyaç duyduğumuz ilk adımı oluşturabilir. Bazen bir ilişkiyi sonlandırmak yalnızca bir kişiden uzaklaşmak değil, kendimizle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başlayabilmektir.

Kaynakça

Babayiğit, Ö. (2017). Sınıf öğretmenlerinin derslerde kullandıkları pekiştireç ve cezaların incelenmesi. Kastamonu Eğitim Dergisi, 25(2), 567–580.

Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511

Mengi, A., & Alpdoğan, Y. (2021). Otizmli bireylerin görevi tamamlama davranışlarının artırılmasında sürekli ve aralıklı pekiştirme kullanmanın etkililiği. Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(2), 659–677. https://doi.org/10.31592/aeusbed.908712

Sümer, N., & Güngör, D. (1999). Yetişkin bağlanma stillerinin Türk örneklemi üzerinde psikometrik değerlendirmesi ve kültürlerarası bir karşılaştırma. Türk Psikoloji Dergisi, 14(43), 71–106.

Toper Korkmaz, Ö. (2017). Etkili pekiştireçlerin değerlendirilmesinde kullanılan sistematik yöntemler. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 18(1), 149–164.

Kaynakça

  • Babayiğit, Ö. (2017). Sınıf öğretmenlerinin derslerde kullandıkları pekiştireç ve cezaların incelenmesi. Kastamonu Eğitim Dergisi, 25(2), 567–580.
  • Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511
  • Mengi, A., & Alpdoğan, Y. (2021). Otizmli bireylerin görevi tamamlama davranışlarının artırılmasında sürekli ve aralıklı pekiştirme kullanmanın etkililiği. Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(2), 659–677. https://doi.org/10.31592/aeusbed.908712
  • Sümer, N., & Güngör, D. (1999). Yetişkin bağlanma stillerinin Türk örneklemi üzerinde psikometrik değerlendirmesi ve kültürlerarası bir karşılaştırma. Türk Psikoloji Dergisi, 14(43), 71–106.
  • Toper Korkmaz, Ö. (2017). Etkili pekiştireçlerin değerlendirilmesinde kullanılan sistematik yöntemler. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 18(1), 149–164.
Nilüfer Al
Nilüfer Al
Ben Nilüfer Al. Eğitim hayatıma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde başladıktan sonra yatay geçiş yaparak Yıldız Teknik Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde eğitimime devam ettim ve şu anda üçüncü sınıf öğrencisiyim. Bu süreçte klinik alanda staj yaptım ve aktif olarak stajıma devam ediyorum. Aynı zamanda Türk PDR Derneği bünyesinde staj yapıyorum. Çeşitli zirve ve organizasyonlarda görev aldım. Daha önce engelli bireylerle gönüllü çalışmalarda yer aldım, şu anda ise aktif olarak çocuklarla gönüllü çalışmalar yürütüyorum. Ayrıca üstün zekâlı çocuklarla çalışan bir kurumda stajyer olarak görev aldım; gözlem ve raporlama süreçlerinde yer aldım. İlgi duyduğum alanlar arasında bağımlılık psikolojisi, klinik psikoloji, bireysel psikoloji, ilişki ve aile psikolojisi, travma psikolojisi ile psikoloji ve teknoloji ilişkisi yer alıyor. Bunun yanında alanımla ilgili eğitimlere, seminerlere ve sertifika programlarına katılarak kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar